İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsrail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

08 Ocak 2009

Yahudi düşmanlığının faturası kime çıkacak?

Çok geriye değil, Abdullah Öcalan'ın yakalanıp İtalya'da 'konakladığı' günlere dönelim. O zamanlar İtalya Başbakanı Massimo D'Alema'ydı ve PKK liderini Türkiye'ye iade etmediği için basın tarafından 'dallama' diye adlandırılmıştı. Milliyetçi rüzgarlara kapılan yayınların da etkisiyle İtalya karşıtı gösteriler düzenlenir olmuştu. Haklı olarak başlayan bu protestolar kendini giderek İtalyan ürünlerinin boykotuna bırakmıştı. Sokaklarda İtalyan markalarına ait buzdolapları yakılıyordu. İş giderek absürtleşmişti de: Koç grubunun ürettiği, yüzde yüz yerli, sadece İtalyan lisansıyla çıkan arabalar yakılıyordu.
Ve bu vandallar Beyoğlu'nda eteklerinden tanıyıp fişledikleri İtalyan liseli kız öğrencilerin üzerine saldırır hale gelmişlerdi.
Unutmamışsınızdır umarım.
Bir başka örnek: Eski ev kadını faşist İçişleri Bakanı'nın ağzından dökülen 'Ermeni dölü' sözünün Türkiye'de nasıl insanları birbirine düşürdüğünü hatırlar mısınız? Bu küçük kıvılcım değil miydi giderek büyüyüp Hrant Dink cinayetine kadar varan...
Katil zanlısı polisler tarafından eline bayrak verilerek, sevinçle kameranın önünde 'ağırlanmıştı.'
Yükselen milliyetçilik Türkiye'nin yakın tarihine Trabzon'daki rahip cinayeti gibi yeni kara lekeler ekledi.
Maalesef, Türkler protestoyla provokasyonu çok kolay birbirine karıştıran bir millet. Belki genlerimizde ve kültürümüzde demokrasi olmadığı için eylemler bu topraklarda hiçbir zaman sivil düzeyde kalmıyor. Ne otorite 'sivil' tepki veriyor, ne tepkiciler yeteri kadar 'sivil' davranıyor.
Şimdi her geçen gün İsrail aleyhtarı mitingler düzenleniyor. Cüppeli, sarıklı, çarşaflı insanlar tarafından. Tekbir çekiyorlar, aşırı İslamist sloganlar atıyorlar. Bildiğimiz duyarlı Türk Müslümanları değil bunlar, maalesef sayıları da epey fazla, giderek de çoğalıyorlar.
Onların bu provokatif diline, bir de Başbakan'ın Türkiye'nin stratejik ilişkilerini hiçe sayan üslubu ekleniyor.
Tamam, İsrail'in yaptıkları kabul edilemez. Çok zalim bir devlet politikası uyguluyor. Ama bütün gerçeklik ve akıl 'zavallı Filistin' hamaseti altında yok oluyor. HAMAS'ın bir terör örgütü olduğu, İsraillerin gündelik yaşamlarında ne gibi tehlikeler yaşadığı gerçeği unutuluyor. Sinemaları, cafe'leri, otobüsleri bombalanan, gündelik yaşamda aşırı paranoyak tedbirler almak zorunda kalan da bir İsrail halkı var...
Elbette bütün bunlar Gazze'de saldırılarını meşru kılmıyor.
Tabii ki İsrail'in de eleştirilecek tarafları var.
Ama Türkiye bu işte de dozu kaçırıyor. İş bir provokasyona dönüştü. Ve maalesef bu ölçüsüz tepkilerin sonu 'Yahudi Düşmanlığı'na varıyor.
Türkiye'nin tarihinde, Avrupa'yla kıyasladığımızda Yahudilerle ilişkisinde neredeyse hiçbir pürüz, hiçbir sorun olmamış. İkinci Dünya Savaşı'nda insanlığın en büyük kıyımı yaşanırken Türkiye dahil olmamış. Osmanlı Devleti, Yahudilere ev sahipliği yapmış.
Şimdi bu denge bozuluyor. Birkaç sarıklının önderliğinde toplumsal histeriye kapılmak üzere Türkiye. Hepimiz biliyoruz ki asli amaçları Türkiye'yi dönüştürmek: Laik ve demokratik Cumhuriyet'ten İslam Cumhuriyeti'ne geçişi sağlamak.
İsrail'in Gazze'de yaptıklarıyla insanın özdeşleşmesi zor.
Peki başta Saadet Partisi'nin İsrail karşıtı mitingi olmak üzere, büyük şehirlerde patlak veren bu radikal dincilerle mi özdeşleşeceğiz? Seçeneğimiz bu mu? Onların sunduğu ve üzerinden prim yaptığı düşmanlığa alkış mı tutacağız? Yıllar sonra bu topraklarda bir din savaşının patlamasını mı istiyoruz? Kusura bakmayın, ben bu prostestocularla aynı safta yer almak istemiyorum.
Maksat İsrail devletini protesto etmekse orada tekbirin, sarıklının, cüppelinin ve onlarca başka siyasi simgenin işi ne?
Provokasyona getirilen halk ellerinde görünmez swastika'larıyla şov yapıyor meydanlarımızda. Bu işin nerelere varabileceğini kestirmek zor değil. Ama maalesef Başbakan bile görmezden geliyor.
1 Mayıs mitinglerinde güvenlik gerekçeleriyle solculara saldıran 'gazcı kardeşler', Vali Güler ve Polis Cerrah, radikal dincilerin eylemlerinde herhangi bir tehlike görmüyor mu?
Başka türlü bir Hrant Dink cinayeti tekrarlanırsa sorumluluğu kimin üstleneceğini merak ediyorum.

Oray Eğin - Akşam, 8 Ocak 2009

04 Temmuz 2008

Emekli Albay Sarızeybek'ten ilginç iddia

HABERTÜRK Televizyonu'nda Parantez programına katılan Emekli Albay Erdal Sarızeybek, Didem Aslan'ın sorularını yanıtladı

İsrail ile Suriye görüşmeleri devam ediyor, daha yeni Amerika çağırdı bunları Amerika'ya, amaç ne? Olası bir İran harekatında Suriye'nin kontrolünde olan Hizbullah terör örgütünün İsrail'e karşı eyleme geçmesini engellemek. Bunu başarıyorlar, şu an anlaşma yolunda gidiyorlar. İkinci kim var? TSK var. Çünkü Türkiye, İran'la yüzyıllardır savaş yapmamış. Tarihsel bağlarımız var, kültürel bağlarımız var, dostluk bağlarımız var ve bu yüzyıllardır bozulmamış. İran'a Amerika veya İsrail bir askeri harekat yaptığı zaman Amerika, Türkiye'nin desteğini almadan bu harekatı yapamayacağını biliyor.

TSK'nın İran'a bakışı nasıl?

Şu anda PKK'ya karşı müşterek harekat yapılıyor. İran, PKK'lıları vuruyor, yakaladığını asıyor. İran geç de olsa PKK'nın kendisine tehdit olduğunu gördü artık. Amerika veya İsrail, Türkiye'nin desteğini almadan İran'a harekat yapamaz, aynı Irak harekatı gibi. Türkiye'nin desteğini almasaydı yani bu hükümetin Irak'a bu kadar kolay harekat yapamazdı. Bize Irak'tan gelen tehdit var, biz buna reaksiyon göstermek istiyoruz Türk milleti ve Türk ordusu olarak. Diğer İran ile tarihten gelen dostluğumuz var, 20 milyondan fazla Türkmenler var. Böyle bir harekat hepsini etkileyecek. Elbette ki Türkiye, Amerika'nın harekatını desteklemeyecek. Büyük ortadopu projesinin içerisinde düzenlenecek bir harekat, Türkiye elbette ki ulusal çıkarını koruyacaktır. Bu soruşturma ile bunun ne ilgisi var? 6000 polisle 2 orgeneralimizi gözaltına aldılar. Bu soruşturmaya polisin veya içişlerinin Ergenekon adını vermesi hukuki değil. Adalet bakanlığı teamülleri ve CMUK göre bu tür soruşturmalar yıl ve sayı ile ifade edilir. Kod adı vermek diye bir uygulama Türkiye'de yok. Türkiye'nin bu büyük destanını bu soruşturmaya isim yaparak, terörle, şiddetle Türk tarihini yanyana getirdiler. Bu Türk'ün varlığını küçültmedir, aynı Amerika'nın Süleymaniye'de askerimizin başına çuval geçirmesi gibi. İkinicisi, İçişlerine bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü ulusalcılığı tehdit olarak yazdı. Yarın ulusalcılık tehdit, emniyetin raporu delilmiş gibi gösterilecek. Bu da yanlış. Emniyet Genel Müdürlüğü'nün kendi başına tehdit algılamasını yapma yetkisi yok. Bu yetki Milli Güvenlik Kurulu'nundur. MGK'nın tehdit değerlendirmesinde birinci öncelik PKK ile bölücülük, ikinci öncelik de irticadır.

Sizin görev yaptığınız dönemde Sarıkız ve Ayışığı isimli darbe planlarından haberiniz oldu mu?

Ne bana bir bilgi verildi, ne de böyle birşey duydum. Bir yıldan beri süren soruşturmada kamuoyundan da gelen baskı ile soruşturmayı tamamladık dediler. Dün İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıkladı 2500 sayfalık iddianame var. Soruşturmayı tamamladıktan sonra generalleri gözaltına almanın anlamı, biz birinci soruşturmayı tamamladık, şimdi yeni gözaltılarla ikincisini yürütüyoruz. Bunun da anlamı, bunlar soruşturmayı muvazzaf generallere götürecek, sermayenin kendilerine karşı çıkan isimlere götürecek, medyanın kendilerine karşı çıkan isimlerine götürecek, güya Ergenekon soruşturması sürdürülüyor denilecek. İddianame hazırlanmışsa soruşturma bitmiş demektir. Mahkeme de dava açılır ve sanıklar yargılanır. Siz tam soruşturmayı tamamlayıp, davayı açıyorsunuz sonra yeni gözaltılar yapıyorsunuz. Bu demektir ki; siz soruşturmanın ucunu açık bırakıp devam ettireceksiniz. Bunun altında çuval geçirme vardır, Türk milletinin ordusuna duyduğu yüksek duyguları ayaklar altına almak vardır. Bunun en güzel örneğide 2 orgeneralin 6000 polis görevlendirilerek gözaltına alınmasıdır. Ergenekon terör örgütü ise PKK terör örgütü değil midir? Hükümet sözcüsü geçen gün açıkladı, "Avrupa'da 100 terörist cirit atıyor" dedi. Sizin göreviniz ne? PKK 10.000'den fazla canımızı almadı mı? 30 seneden beri başımıza bela değil mi? Bunları yakalatmak sizlerin görevi değil mi? Geçenlerde Mehmet Ali Birand, Osman Öcalan denilen teröristin düğün resimlerini yayınladı. Osman Öcalan PKK'nın 2 numaralı ismidir. Benim Şemdinli'de 74 askerimin katilidir. Siz nasıl ulusal medyasınız ki; askerlerimizin katillerini peşmerge damadı diye TVde gösteriyorsunuz. Ergenekon hadisesi, Amerika ve İsrail'in BOP çerçevesinde İran'a yapacakları harekata karşı TSK'nın direncini kırmak ve ordunun millet nezdindeki onurunu, gururunu ayaklar altına almak, toplumu etkisiz kılarak Amerikanın İran'a müdahalesini sağlamaktır. Bu kadar basittir.

Bundan sonraki aşama muvazzaf generallere, işadamlarına, medya mensuplarına ulaşacak dediniz. Deliliniz var mı bu konuyla ilgili olarak?

Osman Pamukoğlu Paşamın bir açıklaması var. İran'a harekat yapacağı zaman dönemin cumhurbaşkanı harekat yapma ilişkilerimiz bozulur. Orada terörist olduğundan emin misin diyor. Kendisi de horoz dünyanın her yerinde horozdur, horozu duvara resim olarak koyup da altına horoz diye yazmaya gerek yoktur diyor. Soruşturma bitmiş, dava cuma günü açılıyor. Orgeneralleriniz gözaltına alınıyor. Bunların alınacak ifadeleri var. Bu demektir ki; bu ifadelerden sonra başka kişilere gidilecek. Bunu nasıl yapacaklar? Şu ana kadar hep emekliler gözaltına alındı. Yarın küçük rütbeli bir muvazzaf subayı gözaltına almaya kalkacaklar. Yüzbaşı, binbaşı, albay... Halkın, silahlı kuvvetlerin tepki göstermesini engellemek için ufak rütbeliyi çekmek isteyecekler muvazzaf olarak. Ardından bu rütbeyi büyütmeye çalışacaklar. Bunlar ta Şemdinli olaylarını da içine dahil edip, olayı Yaşar Paşa, Kara Kuvvetleri komutanımıza götürmeye çalışıyorlar. Onlara götürmelerinin amacı pasif duruma, savunmaya geçirmek, Amerika'nın olası bir İran harekatında karşı çıkılmasını engellemek. amaçları bu. Bu soruşturmalar daha önceden Ferhat Sarıkaya adında bir savcı tarafından yapıldı. Biz bu filmi daha önce gördük. Yüzlerce sayfalık iddianame hazırladılar, olayı genelkurmay başkanımıza kadar götürdüler. Sonrada, askeri savcılık olaya el koydu, savcı görevden alındı, askeri savcılık soruşturmayı devraldı, gereği yapıldı. Olayın kapsamı oraya çekiliyor. Dolayısıyla, askeri savcılığın olaya elkoyması lazım. Savcı tarafsızlığını yitirmiş. Bizi, bir emekli albayı, kitap yazdık diye çağırıp, olayı oraya kadar götürmeye çalışıyorsa, ben daha ne söyleyeyim. Askeri savcılık olaya koymalıdır, arada çelişki olursa, Yargıtay Üst Savcılığı'na götürülmeli ve soruşturma makamı belirlenmelidir. Böylece, devlet üst düzey yöneticilerinin gözaltına alınması gibi, pasifize etmek, millet nezdinde itibarını sarsmak gibi davranışlara son vermek gerekir. Gün bugündür, kim ne konuşacaksa, konuşsun. Ben bir emekli albayım ve çıkıp konuşuyorum. Benden önce bu ülkede sivil toplum örgütleri var, üniversiteler var. Bir tek Metal-İş Başkanı Mustafa Özbek konuşuyor. Nerede diğer sendikalar, diğer sivil toplum örgütleri, nerede ulusal medya? Herkes tavrını ortaya koyacak, herkes konuşacak. Memleketimiz zor durumdadır, çocuklarımızın geleceği zor durumdadır, ülkemizin geleceği zor durumdadır, herkes tavrını koysun, başta da ulusal medya...

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=83757&cat=110&dt=2008/07/03

28 Haziran 2007

MOSSAD ve Barzani


Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor.
Kanıtlanan son ilişki MOSSAD-Barzani ilişkisidir.

MOSSAD, İsrail’in gizli istihbarat örgütüdür.

Bu örgütün, Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu söylense daha önce kim inanırdı?


Barzani’nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi.

Kimse bu ilişkiye, “Hayır olmadı” diyemiyor.

CIA-Barzani ilişkileri biliniyordu da MOSSAD-Barzani ilişkileri bilinmiyordu.

MOSSAD’ın Barzani ile ilişkileri Londra ve Sydney’de yayınlanan “Israel’s Secret Wars: A History of Israel’s Intelligence Services” adlı kitapta sergileniyor.

Kitap, İngiliz The Guardian gazetesinde 1984 yılından bu yana Tel-Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington’daki Brooking Enstitüsü‘nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış.

Kitapta MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor.

Önsözde, kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor.

* * *

Kitapta 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra, MOSSAD’ın Kürtlerle ilişki kurduğu (sh.327), Mısırlı ünlü gazeteci Hasan el-Heykel’in İsrailli subayların Kürtler aracılığıyla Irak’tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor.

1969 yılı Mart ayında Kerkük petrollerine yapılan saldırının da İsrail tarafından yapıldığı açıklanıyor. 1972 yılında imzalanan Sovyet-Irak Dostluk Antlaşması’ndan sonra İran Şahı ABD Başkanı Nixon ile gizli görüşme yapıyor; bu gizli görüşmeden sonra CIA tarafından “Kürdistan Demokratik Partisi”ne üç yıl içinde 24 milyon dolar gönderiliyor.

Barzani’nin Irak rejimine karşı ayaklandığı yıllarda, ABD-İsrail-İran üçlüsü bu ayaklanmayı destekliyor. Barzani-ABD ilişkileri, ABD Dışişleri eski bakanı Henry Kissinger eliyle yürütülüyor.

MOSSAD-Barzani ilişkileri de İsrail’in Tahran’daki askeri ateşesi Yaakov Nimrodi (MOSSAD Ajanı) aracılığı ile gerçekleşiyor.

Nimrodi’nin üstlendiği görev ilginç:

Nimrodi Sovyet silahlarının Barzani’nin eline geçmesinde rol oynuyor. (sh. 328-329)

Kitapta, MOSSAD’dan Kürtler’e 50 milyon dolar para verildiği, ABD kaynaklarına dayanarak açıklanıyor. (sh.328)

* * *

70’li yıllardaki bu ilişkiler bugün sürüyor mu?

Kitaba göre sürüyor.

“Körfez Savaşı” sırasında Irak’ın attığı Scud füzelerinin Tel-Aviv’e düşmesi üzerine bu ilişkiler yeniden başladı. (sh.521)

Baba Molla Mustafa Barzani ile kurulan ilişkiler, şimdi de oğul Mesud Barzani ile sürüyor.

MOSSAD, Barzani’ye Avrupa kahvelerinde çekler vererek bu desteği sürdürüyor.

Kitapta, Mesud Barzani’nin İsrail’e gizlice giderek yardım istediği yazılıyor.

Bu ilişkiler sürüyor ve anlaşılıyor ki daha da sürecek...

Gizli yollarla sürecek, açık yollarla sürecek...

İlgi belli...

İlişki de belli...

Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında?

Yoksa CIA ve MOSSAD, antiemperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?

Uğur Mumcu - Cumhuriyet, 7 Ocak 1993


Dip Not: Uğur Mumcu, bu yazıyı yazdıktan 17 gün sonra, 24 Ocak 1993 tarihinde, öldürüldü.
Related Posts with Thumbnails