Yatıp kalkıp “Verilmiş sadakamız varmış” diyor başka bir şey demiyor Kemal Öncü. Neden mi? Çünkü şöyle diyor:
“Yatalım kalkalım, şu Ergenekon darbecilerini hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak medyada teşhir eden, yargılayan ve mahkum edenlere dua edelim. Verilmiş sadakamız varmış beyler! Bunlar darbe yapabilseymiş eğer, 12 Martları, 12 Eylülleri mumla arayacakmışız da haberimiz yokmuş. Türkiye, Türkiye olalı böyle darbe görmedi derim de başka bir şeycikler demem. Bir kere ‘darbe’ dediğinin arkasında ABD olur. ABD’nin izni olmadan, parmağı olmadan darbe yapmak kimin haddine? Ama bunlar yapacakmış meğer!
Ne kadar bağlantıları varsa birer birer açıklandı, Atatürk’ten Ahmet Necdet Sezer’e herkes bir şekilde Ergenekon’a bağlandı ama ABD bağlantısı yolunda en ufak bir ima bile yok. Demek ki bunlar ABD’ye rağmen darbe yapacak kadar güçlü bir örgütmüş, Allah razı olsun bunları teşhir edip kendilerini savunma fırsatı bile vermeden infaz edenlerden. Sonra; açıklandı da ben mi görmedim, var mı bu teröristlerin yerli yabancı büyük sermaye bağlantısı? Türkiye’de darbe olacak, arkasında sermaye olmayacak. Arkasında sermaye olmayan darbe ne demek? Sermayeye karşı darbe demek! Bunlar arkalarına ABD’yi almadıkları gibi sermayeyi de almadan yapacaklarmış meğer mahut darbeyi. Şeytan kulağına kurşun...
O ne güçlü bir örgütmüş yarabbi! Benim aklım hâlâ almamakta ama sizinki elbette alır. Baksanıza silahlara ne kadar müthiş; üç el bombası, beş pompalı tüfek, sekiz de bıçak. Her babayiğidin harcı mıdır? Değildir! Askeri birlik yok, zırhlı birlik yok, arkada ABD yok, darbe finansörünün kendi cenazesini kaldıracak parası yok ama ortada yapılacak bir darbe var.
Hani diyorum, asker olmadan on bin kişiye kırmızı kalpak, on bin kişiye kırmızı bere giydirerek mi yapacaklardı acaba darbeyi renkli devrim misali? Bunların George Soros bağlantısı da açıklanmadı ki birader! Allah, bunları derdest edip yargıç karşısına çıkarmadan posalarını çıkaranlardan, ölüme gönderenlerden razı olsun. Böyle medya her memlekete lazım, çok şükür ki bizde var.”
Oral, borcunu çift taraflı ödüyor!
GEÇEN akşam televizyon kanallarından birine çıkan Radikal gazetesi yazarı Oral Çalışlar, Ergenekon iddianamesi üzerine engin görüşlerini sıralarken ilginç laflar da etmiş. Programı seyreden Sıtkı Ergüney anlatıyor:
“Oral iddianameyi savunurken, İlhan Selçuk’un bir sohbet sırasında ‘iyi’ ve ‘kötü’ darbe ayırımı yaptığını büyük bir heyecanla açıkladı ve ‘İnanmazsanız gidip kendisine sorabiliriz’ dedi. Ergenekon’da aynı adı paylaştığı ülkücü teröristle soyadı benzerliğinden başka bir benzerliği olmadığını kamuoyuna açıkladıktan sonra ‘Doğrucu Davut’ rolüne soyunan Oral, böylece bir yandan savcıya yardımcı olmaya çalışan bir yandan da ne kadar güvenilir bir insan olduğunu sergilemekten kendini alamadı. Bu vesile ile iddianamedeki gizli tanıklardan birinin Oral olabileceği yolundaki düşüncelerimiz pekişti. Öteki gizli tanıklar arasında Hasan Cemal’i de görürsek hiç şaşmamak gerek. Meslek yaşamında Başbakan RTE’nin uçağına binebilen ilk ve tek Cumhuriyet yazarı olma payesine erişen Oral, Cumhuriyet’ten ayrılırken yazdığı veda yazısında İlhan Selçuk’tan övgü ile söz etmiş ve kendisine çok şey borçlu olduğunu söylemişti! Demek ki yeni konumuyla birlikte borcunu çift taraflı olarak böyle ödüyor.”
Deniz Som - Cumhuriyet, 31 Temmuz 2008
Deniz Som etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deniz Som etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
01 Ağustos 2008
Sadaka
Etiketler:
ABD,
Cumhuriyet Gazetesi,
Deniz Som,
Ergenekon
30 Temmuz 2008
Güngören
Güngören katliamı üzerine kaçınılmaz olarak “polis neredeydi” sorusunu yönelten Bülent Esinoğlu, bazı çarpıcı saptamalar yapıyor:
“Amerika’nın ve Avrupa’nın AKP iktidarını neden desteklediğini bilmeyenler ya olanları takip etmiyorlar, ya çok cahiller, ya da vurdumduymazdırlar. Batı’nın Türkiye’den 150 yıllık talebi, güneydoğuda bir Kürt devleti kurulmasıdır. Bu cümleye ‘hayır böyle bir şey yok, bu belli kesimlerin uydurmasıdır, paranoyasıdır’ diyenler haindir. Efendim falan Avrupa devleti terör örgütünün televizyonunu kapatmış, bakın Avrupalılar PKK’yi terör örgütü olarak ilan ediyorlarmış, bize anında istihbarat veriyorlarmış gibi laflar Türk halkını kandırmak ve kukla Kürt devletinin kuruluş hazırlıklarını tamamlaması için zaman kazanmak amaçlıdır.
PKK’nin elindeki silahların tamamı Amerikan menşelidir. Türk insanın yaşayarak öğrendiği bir gerçektir. Siyasi iktidarın başı ‘deliğe süpürülmemek’ için ABD’nin Ortadoğu’daki projesinde eşbaşkanlık görevini yürütmektedir. Yargıtay Başsavcısı’nın en önemli tespiti budur. Ülkemizin güneydoğusunda bir Kürt devleti kurmaya çalışan bir devletin bölge ile ilgili projesinde görevli olan bir kimsenin PKK sorunu ile uğraşması beklenebilir mi?
PKK sorunu tamamen Türk Silahlı Kuvvetlerimizin üzerine yıkılmıştır. Ordumuz, şehirlerde sivil iktidardan yeterince istihbarat alabiliyor mu?
Ergenekon iddianamesinde 1500 sayfaya yakın telefon dinlemesi yapan, karı koca arasındaki konuşmaları dinleyen İstanbul Emniyeti acaba Güngören katliamını neden önceden dinlememiştir? Ergenekon’da içi boş bombaları bile delil olarak toplayanlar Güngören’de nerede idiler? Gece yarısı rektörleri, siyasileri, bilim insanlarını toplamak için harcadıkları enerjiyi neden Güngören katilleri için harcamadılar?
Dertleri PKK değil, Ergenekon’dur. Ulusalcılığı terör kapsamına alanlar PKK ile savaşamazlar. PKK ile mücadele edenleri hapse, PKK’lileri Meclis’e taşıyanlar PKK ile savaşmazlar. Güngören, bu hükümetin büyük başarısızlığıdır. Başı, başka bir devletin projesinde görev alan bir hükümetten Güngören katliamını önlemesini zaten bekleyemezdiniz!”
Başsavcı Engin ve Bakan Şahin
İSTANBUL Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin; 27 Temmuz 2008 tarihli Hürriyet gazetesinde yer alan haberi okudunuz mu? Haberde yazıldığı şekilde Ergenekon soruşturması sırasında örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Erol Ölmez’in, hapishaneden Adalet Bakanlığı’na gönderdiği mektuptan haberiniz var mı? Mektupta yazıldığı gibi Ergenekon soruşturması savcılarından Zekeriya Öz’ün, Erol Ölmez’e, soruşturmada adı geçen bazı şüpheliler aleyhine ifade vermesi durumunda hapishaneden tahliye sözü verdiği doğru mu? Yine Adalet Bakanlığı’na gönderilen mektupta yazdığı gibi Erol Ölmez’in, koğuş arkadaşı Ergenekon tutuklusu Kuddusi Okkır’ın sağlık durumunun ağırlaşması üzerine “ek ifade” vermek üzere Zekeriya Öz’ün huzuruna çıkarıldığında “ihbar et, tahliye ol” pazarlığının yapıldığı gerçek mi? Haberde yazılı söz konusu unsurlarla ilgili yukarıdaki soruları İslamcı iktidarın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e yöneltmek bir anlam ifade eder mi?
Deniz Som - Cumhuriyet, 30 Temmuz 2008
“Amerika’nın ve Avrupa’nın AKP iktidarını neden desteklediğini bilmeyenler ya olanları takip etmiyorlar, ya çok cahiller, ya da vurdumduymazdırlar. Batı’nın Türkiye’den 150 yıllık talebi, güneydoğuda bir Kürt devleti kurulmasıdır. Bu cümleye ‘hayır böyle bir şey yok, bu belli kesimlerin uydurmasıdır, paranoyasıdır’ diyenler haindir. Efendim falan Avrupa devleti terör örgütünün televizyonunu kapatmış, bakın Avrupalılar PKK’yi terör örgütü olarak ilan ediyorlarmış, bize anında istihbarat veriyorlarmış gibi laflar Türk halkını kandırmak ve kukla Kürt devletinin kuruluş hazırlıklarını tamamlaması için zaman kazanmak amaçlıdır.
PKK’nin elindeki silahların tamamı Amerikan menşelidir. Türk insanın yaşayarak öğrendiği bir gerçektir. Siyasi iktidarın başı ‘deliğe süpürülmemek’ için ABD’nin Ortadoğu’daki projesinde eşbaşkanlık görevini yürütmektedir. Yargıtay Başsavcısı’nın en önemli tespiti budur. Ülkemizin güneydoğusunda bir Kürt devleti kurmaya çalışan bir devletin bölge ile ilgili projesinde görevli olan bir kimsenin PKK sorunu ile uğraşması beklenebilir mi?
PKK sorunu tamamen Türk Silahlı Kuvvetlerimizin üzerine yıkılmıştır. Ordumuz, şehirlerde sivil iktidardan yeterince istihbarat alabiliyor mu?
Ergenekon iddianamesinde 1500 sayfaya yakın telefon dinlemesi yapan, karı koca arasındaki konuşmaları dinleyen İstanbul Emniyeti acaba Güngören katliamını neden önceden dinlememiştir? Ergenekon’da içi boş bombaları bile delil olarak toplayanlar Güngören’de nerede idiler? Gece yarısı rektörleri, siyasileri, bilim insanlarını toplamak için harcadıkları enerjiyi neden Güngören katilleri için harcamadılar?
Dertleri PKK değil, Ergenekon’dur. Ulusalcılığı terör kapsamına alanlar PKK ile savaşamazlar. PKK ile mücadele edenleri hapse, PKK’lileri Meclis’e taşıyanlar PKK ile savaşmazlar. Güngören, bu hükümetin büyük başarısızlığıdır. Başı, başka bir devletin projesinde görev alan bir hükümetten Güngören katliamını önlemesini zaten bekleyemezdiniz!”
Başsavcı Engin ve Bakan Şahin
İSTANBUL Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin; 27 Temmuz 2008 tarihli Hürriyet gazetesinde yer alan haberi okudunuz mu? Haberde yazıldığı şekilde Ergenekon soruşturması sırasında örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Erol Ölmez’in, hapishaneden Adalet Bakanlığı’na gönderdiği mektuptan haberiniz var mı? Mektupta yazıldığı gibi Ergenekon soruşturması savcılarından Zekeriya Öz’ün, Erol Ölmez’e, soruşturmada adı geçen bazı şüpheliler aleyhine ifade vermesi durumunda hapishaneden tahliye sözü verdiği doğru mu? Yine Adalet Bakanlığı’na gönderilen mektupta yazdığı gibi Erol Ölmez’in, koğuş arkadaşı Ergenekon tutuklusu Kuddusi Okkır’ın sağlık durumunun ağırlaşması üzerine “ek ifade” vermek üzere Zekeriya Öz’ün huzuruna çıkarıldığında “ihbar et, tahliye ol” pazarlığının yapıldığı gerçek mi? Haberde yazılı söz konusu unsurlarla ilgili yukarıdaki soruları İslamcı iktidarın Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e yöneltmek bir anlam ifade eder mi?
Deniz Som - Cumhuriyet, 30 Temmuz 2008
05 Temmuz 2008
Glock
ERGENEKON adı verilen ve yaklaşık bir yıldır polis marifetiyle sürdürülen operasyonun son halkasında yaşanan "büyük gözaltı"da ilginç bir olay yaşandı.
Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün gözaltına alındıktan sonra Ankara Ticaret Odası Meclis Başkanı Nuri Gürgür, gazetecilere bir açıklama yaptı. Ankara Ticaret Odası’nda başkanın makam odasının arkasında bir banyo bulunduğunu... Banyodaki şofbenin tamiri için iki ay önce tamirci çağırdıklarını... Tamirci çalışırken şofbenin arkasından Glock marka bir tabanca düştüğünü... Tabancanın karakoldan polis çağrılarak bir tutanakla Emniyet'e teslim edildiğini... O günden bugüne silahla ilgili olarak kendilerine bir bilgi verilmediğini bildirdi ve şöyle dedi: "Eğer o gün şofben bozulmasaydı, o tabanca düşmeseydi, burada yapılacak bir aramada doğal olarak o tabancayı Sinan Aygün’ün bugün anlatması mümkün olmayacaktı." Holivut malı polisiye filmlerin klasik sahnelerindendir; iş peşindeki polis gözüne kestirdiği adamın cebine çaktırmadan bir tutam uyuşturucu koyar ve sonra üst araması yapıp "eliyle koymuş gibi" bulduğu uyuşturucu ile birlikte adamı gözaltına alır.
Sinan Aygün’ün Ankara Ticaret Odası'ndaki çalışma odasında yapılan aramada ruhsatsız bir tabanca bulunsaydı ne olurdu? O silahın örneğin son yıllardaki siyasi bir cinayette veya bir terör saldırısında kullanılan silahlardan biri olduğu "polisin balistik raporu" ile ortaya çıkartılsaydı! Düşünmesi bile insanı ürkütüyor!
Filmlere, Hitler’in Almanyası'nda uygulanan birçok senaryo da konu oldu. Korku imparatorluklarının nasıl kurulduğu çok iyi biliniyor. Dünyada görüldü ki demokrasi kendini koruyamadığı, zaafa düştüğü, basiretinin bağlandığı an akbabalar ve leş kargaları tepesinde kanat çırpmaya başlıyor!
Demokrasi ile yönetilen ülkelerde en küçük bir korkuya bile neden olabilecek tesadüfler çok önemlidir ve âdettir, korkuların giderilmesi için kamuoyu hemen en yetkili ağızlar tarafından bilgilendirilir! Biz ise Sinan Aygün'ün polise teslim ettiği silahın ancak iki ay sonra ve bir büyük gözaltı üzerine "Emniyet yetkilileri"nden edinilen bilgiye göre "temiz" çıktığı ile yetinmek durumundayız. Ne diyelim; bari bugünleri aramayalım!
Bingöllü öğrenciler Ankara’da!
MİLLİ Eğitim Bakanlığı, "doğu"daki öğrencileri "batı"ya getirip gezdiriyor ya; geçenlerde Bingöl’den 250 kadar öğrenci, bir grup öğretmenle Ankara'ya gelmiş. Öğretmenlerin bir kısmı, öğrencilerin çoğu türbanlı! Sonrasını bir görgü tanığından dinleyelim: "Adı gezi ama işin aslının parti propagandası olduğunu anlamakta zorluk çekmedik. AKP Bingöl Milletvekili Yusuf Coşkun'un başrolünü üstlendiği organizasyonda çocukları Meclis’e götürüp Köksal Toptan imzalı teşekkür belgesi ve AKP milletvekillerinin kartvizitleri dağıttılar. AKP'lilerin kartvizitlerini dağıtırken de 'Annenize babanıza selam söyleyin' demeyi ihmal etmediler. Daha sonra öğrencileri ilk Meclis'in müze olan binasını gezmeye götürdüler ama bina onarım nedeniyle kapalı olduğu için içeri giremediler. Etnografya Müzesi’ne gittiler ama müzenin Pazartesi günleri hafta tatilinde olduğunu bilmedikleri için yine kapıdan döndüler. Özetle Ankara'daki bir iki tarikat okulunun da desteğini alarak öğrencilere tam bir propaganda çalışması yaptılar."
Deniz Som - Cumhuriyet, 4 Temmuz 2008
Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün gözaltına alındıktan sonra Ankara Ticaret Odası Meclis Başkanı Nuri Gürgür, gazetecilere bir açıklama yaptı. Ankara Ticaret Odası’nda başkanın makam odasının arkasında bir banyo bulunduğunu... Banyodaki şofbenin tamiri için iki ay önce tamirci çağırdıklarını... Tamirci çalışırken şofbenin arkasından Glock marka bir tabanca düştüğünü... Tabancanın karakoldan polis çağrılarak bir tutanakla Emniyet'e teslim edildiğini... O günden bugüne silahla ilgili olarak kendilerine bir bilgi verilmediğini bildirdi ve şöyle dedi: "Eğer o gün şofben bozulmasaydı, o tabanca düşmeseydi, burada yapılacak bir aramada doğal olarak o tabancayı Sinan Aygün’ün bugün anlatması mümkün olmayacaktı." Holivut malı polisiye filmlerin klasik sahnelerindendir; iş peşindeki polis gözüne kestirdiği adamın cebine çaktırmadan bir tutam uyuşturucu koyar ve sonra üst araması yapıp "eliyle koymuş gibi" bulduğu uyuşturucu ile birlikte adamı gözaltına alır.
Sinan Aygün’ün Ankara Ticaret Odası'ndaki çalışma odasında yapılan aramada ruhsatsız bir tabanca bulunsaydı ne olurdu? O silahın örneğin son yıllardaki siyasi bir cinayette veya bir terör saldırısında kullanılan silahlardan biri olduğu "polisin balistik raporu" ile ortaya çıkartılsaydı! Düşünmesi bile insanı ürkütüyor!
Filmlere, Hitler’in Almanyası'nda uygulanan birçok senaryo da konu oldu. Korku imparatorluklarının nasıl kurulduğu çok iyi biliniyor. Dünyada görüldü ki demokrasi kendini koruyamadığı, zaafa düştüğü, basiretinin bağlandığı an akbabalar ve leş kargaları tepesinde kanat çırpmaya başlıyor!
Demokrasi ile yönetilen ülkelerde en küçük bir korkuya bile neden olabilecek tesadüfler çok önemlidir ve âdettir, korkuların giderilmesi için kamuoyu hemen en yetkili ağızlar tarafından bilgilendirilir! Biz ise Sinan Aygün'ün polise teslim ettiği silahın ancak iki ay sonra ve bir büyük gözaltı üzerine "Emniyet yetkilileri"nden edinilen bilgiye göre "temiz" çıktığı ile yetinmek durumundayız. Ne diyelim; bari bugünleri aramayalım!
Bingöllü öğrenciler Ankara’da!
MİLLİ Eğitim Bakanlığı, "doğu"daki öğrencileri "batı"ya getirip gezdiriyor ya; geçenlerde Bingöl’den 250 kadar öğrenci, bir grup öğretmenle Ankara'ya gelmiş. Öğretmenlerin bir kısmı, öğrencilerin çoğu türbanlı! Sonrasını bir görgü tanığından dinleyelim: "Adı gezi ama işin aslının parti propagandası olduğunu anlamakta zorluk çekmedik. AKP Bingöl Milletvekili Yusuf Coşkun'un başrolünü üstlendiği organizasyonda çocukları Meclis’e götürüp Köksal Toptan imzalı teşekkür belgesi ve AKP milletvekillerinin kartvizitleri dağıttılar. AKP'lilerin kartvizitlerini dağıtırken de 'Annenize babanıza selam söyleyin' demeyi ihmal etmediler. Daha sonra öğrencileri ilk Meclis'in müze olan binasını gezmeye götürdüler ama bina onarım nedeniyle kapalı olduğu için içeri giremediler. Etnografya Müzesi’ne gittiler ama müzenin Pazartesi günleri hafta tatilinde olduğunu bilmedikleri için yine kapıdan döndüler. Özetle Ankara'daki bir iki tarikat okulunun da desteğini alarak öğrencilere tam bir propaganda çalışması yaptılar."
Deniz Som - Cumhuriyet, 4 Temmuz 2008
Etiketler:
AKP,
Cumhuriyet Gazetesi,
Deniz Som,
Ergenekon,
Sinan Aygün
04 Temmuz 2008
Rejim
EĞER sonradan kıvırtıp "İngiliz gazeteci yanlış anlamış, tercüme hatası yapılmış" demeyeceklerse "askeri darbe girişimi anılarını açığa çıkarma" uzmanı olarak sivrilen "Türkiyeli" bir gazeteci şöyle demiş: "İnsanlar Türkiye'nin krizde olduğunu söylüyor ve haklılar da. Ancak hangi devrim politik kriz olmadan gelmiş ki? Bugün yaşadığımız yeni bir rejimin doğum sancılarıdır."
İngiliz The Independent gazetesi dün böyle yazmış. Kamuoyunun ne olduğunu bilmeden dehşetle izlediği ve bir yıldır sürdürülen "Ergenekon Soruşturması"nın son "büyük gözaltı" operasyonunun özeti işte bu:
Türkiye’de yeni bir rejim kuruluyor!
Türkiye'de özel olarak yayımlanan bazı gazetelerin "başyazar"ları da aynı görüşü dillendiriyor: "Artık yeni bir Türkiye'ye hazırlanın. Tarihimizde ilk kez rastladığımız bu operasyon, tarihimizin bir döneminin de sona erdiğinin işareti."
ABD tarafından Türkiye'ye iliştirilmiş gazeteciler, akademisyenler, siyasiler, sermayedarlar adını daha önce "İkinci Cumhuriyet" olarak kurdukları "yeni rejim"in "tam demokrasi" olacağını müjdeliyorlar!
Avrupa tarafından sırtları sıvazlanan mandacılar, işbirlikçiler zil takıp oynayarak yeni bir rejimle kucaklaşmaya hazırlanıyor.
Fakat şu işe bakın ki çoğu dönek solcu olan "liboş" takımı Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak için dincilerle kol kola yürüyor ve hiç utanmadan, sıkılmadan her türlü antidemokratik, faşist yöntemlere alkış tutuyor!
Bunlar, bu iliştirilmiş kişiler; İran'da şah rejimine karşı komünistlerle mollaların işbirliğinin sonuçlarını göremeyecek kadar aptal olabilir mi?
ABD'nin maddi-manevi her türlü desteğine mazhar olduklarına göre aptal olmadıkları kesin. O halde? Yeni bir rejimin doğum sancıları nedeniyle ıkınırken gözlerini kapattıkları için gerçekleri göremiyor olabilirler!
Son bir not: Independent gazetesi iki emekli orgeneralin meşhur yazar Orhan Pamuk'a suikast düzenlemek isteyen çeteyle bağlantısı nedeniyle gözaltına alındığını yazıyor. Fransızların ünlü haber ajansı AFP de İlhan Selçuk gözaltına alındığında aynı iddiayı gündeme getirmişti. Rejimin değiştirilmesinde "Orhan Pamuk" kod olarak mı kullanılıyor ne!
Delikanlı RTE’nin güneşli afişleri
ESKİ bir reklamcı olarak meraka kapıldığını söylüyor Hüseyin Güven ve İstanbul’un sokaklarında gezerken kapıldığı merakı şöyle anlatıyor: “AKP’nin kapatılma davasına örtülü bir yanıt olarak RTE’nin delikanlı edasıyla çekilmiş fotoğraflarının yer aldığı ‘karanlık ve güneşin doğuşuna tanık olmak’ konulu propaganda kampanyası var ya... Her köşe başında, üst geçitte, yaya geçidinde, köprüde, reklam panolarında bez afiş olarak, baskılı olarak, serigraf olarak binlercesi yer alıyor. Başka kentlerde var mı bilmiyorum ama İstanbul bunlarla dolu. Merakım bunların bedelinin kim tarafından, nereye ve hangi kaynaktan ve hangi pazarlıklarla ödendiği. Çünkü bildiğim kadarıyla bunların baskısı falan bir yana yayınlanması büyük bütçeler gerektiriyor. Acaba AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kuruluşlara bunların parası ödeniyor mu? Açıkhava reklamında uygulanan ‘rüsum’ bedelleri ne kadardır ve ödeniyor mu? Ticari bir işletme aynı alanları kullansa vereceği para ile ‘karanlık-güneş’ kampanyasının arasındaki fark nedir? Ne bileyim, merak ettim işte.”
Deniz Som - Cumhuriyet, 3 Temmuz 2008
İngiliz The Independent gazetesi dün böyle yazmış. Kamuoyunun ne olduğunu bilmeden dehşetle izlediği ve bir yıldır sürdürülen "Ergenekon Soruşturması"nın son "büyük gözaltı" operasyonunun özeti işte bu:
Türkiye’de yeni bir rejim kuruluyor!
Türkiye'de özel olarak yayımlanan bazı gazetelerin "başyazar"ları da aynı görüşü dillendiriyor: "Artık yeni bir Türkiye'ye hazırlanın. Tarihimizde ilk kez rastladığımız bu operasyon, tarihimizin bir döneminin de sona erdiğinin işareti."
ABD tarafından Türkiye'ye iliştirilmiş gazeteciler, akademisyenler, siyasiler, sermayedarlar adını daha önce "İkinci Cumhuriyet" olarak kurdukları "yeni rejim"in "tam demokrasi" olacağını müjdeliyorlar!
Avrupa tarafından sırtları sıvazlanan mandacılar, işbirlikçiler zil takıp oynayarak yeni bir rejimle kucaklaşmaya hazırlanıyor.
Fakat şu işe bakın ki çoğu dönek solcu olan "liboş" takımı Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak için dincilerle kol kola yürüyor ve hiç utanmadan, sıkılmadan her türlü antidemokratik, faşist yöntemlere alkış tutuyor!
Bunlar, bu iliştirilmiş kişiler; İran'da şah rejimine karşı komünistlerle mollaların işbirliğinin sonuçlarını göremeyecek kadar aptal olabilir mi?
ABD'nin maddi-manevi her türlü desteğine mazhar olduklarına göre aptal olmadıkları kesin. O halde? Yeni bir rejimin doğum sancıları nedeniyle ıkınırken gözlerini kapattıkları için gerçekleri göremiyor olabilirler!
Son bir not: Independent gazetesi iki emekli orgeneralin meşhur yazar Orhan Pamuk'a suikast düzenlemek isteyen çeteyle bağlantısı nedeniyle gözaltına alındığını yazıyor. Fransızların ünlü haber ajansı AFP de İlhan Selçuk gözaltına alındığında aynı iddiayı gündeme getirmişti. Rejimin değiştirilmesinde "Orhan Pamuk" kod olarak mı kullanılıyor ne!
Delikanlı RTE’nin güneşli afişleri
ESKİ bir reklamcı olarak meraka kapıldığını söylüyor Hüseyin Güven ve İstanbul’un sokaklarında gezerken kapıldığı merakı şöyle anlatıyor: “AKP’nin kapatılma davasına örtülü bir yanıt olarak RTE’nin delikanlı edasıyla çekilmiş fotoğraflarının yer aldığı ‘karanlık ve güneşin doğuşuna tanık olmak’ konulu propaganda kampanyası var ya... Her köşe başında, üst geçitte, yaya geçidinde, köprüde, reklam panolarında bez afiş olarak, baskılı olarak, serigraf olarak binlercesi yer alıyor. Başka kentlerde var mı bilmiyorum ama İstanbul bunlarla dolu. Merakım bunların bedelinin kim tarafından, nereye ve hangi kaynaktan ve hangi pazarlıklarla ödendiği. Çünkü bildiğim kadarıyla bunların baskısı falan bir yana yayınlanması büyük bütçeler gerektiriyor. Acaba AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kuruluşlara bunların parası ödeniyor mu? Açıkhava reklamında uygulanan ‘rüsum’ bedelleri ne kadardır ve ödeniyor mu? Ticari bir işletme aynı alanları kullansa vereceği para ile ‘karanlık-güneş’ kampanyasının arasındaki fark nedir? Ne bileyim, merak ettim işte.”
Deniz Som - Cumhuriyet, 3 Temmuz 2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)