Son günlerde gazetecilikle ilgili bazı etik sorunlar yeniden masaya yatırıldı.
Önce yasaya aykırı telefon dinlemeleri, ses kayıtları nasıl yayınlanmalı, bu konuyla ilgili kamu yararı kıstası tartışıldı.
Daha sonra Sabah genel yayın yönetmeni Erdal Şafak’ın ellerine geçen “bomba” bir ekonomi haberini ülke menfaatlerine zarar vereceği gerekçesiyle yayınlamadıklarını yazması başka bir tartışma yarattı. Birçok yazar da bu konudaki fikirlerini açıkladılar.
Ama bugün bu tartışmaların tamamen nafile olduğunu, aslında gazetelerin haber değerlendirmesinde bugün artık tamamen siyasi eğilimlerin hakim olduğunu gösteren tipik ve somut bir örnekle karşı karşıya kaldık.
Haber şu:
Kayseri Garnizon Komutanlığında iki astsubay komutanlığın bilgisayar sistemine girerek sahte emir kaydederken suçüstü yakalandılar. Astsubaylardan biri Fethullah Gülen cemaatine bağlı Işık evlerindeki “ağabeyleri” tarafından yönlendirildiğini itiraf etti.
Şimdi bu haberin hangi gazeteler tarafından nasıl değerlendirildiğine bir bakalım:
Birinci sayfadan görenler:
Posta
Hürriyet
Milliyet
Vatan
Akşam
Habertürk
Sözcü
Cumhuriyet
Yeniçağ
Radikal
Tercüman
Birgün
Birinci sayfadan görmeyenler:
Sabah
Zaman
Türkiye
Star
Yeni Şafak
Bugün
Güneş
Takvim
Milli Gazete
Vakit
Taraf
Yeni Asya
Şu tablo medyanın bugünkü durumunun çok çarpıcı bir örneğidir.
Haberi bir kez daha tekrarlamakta yarar var: Ülke savunmasıyla görevli olan Türk Silah Kuvvetlerinde (kim tarafından sokulmuş olursa olsun) iki köstebek beşinci kol faaliyeti yürütürken yakalanıyorlar ve suçlarını itiraf ediyorlar.
Bu olayın haber değerinin tartışılacak bir yanı var mıdır?
Demek ki aslında gazetecilik, kamu yararı, ülke menfaatleri falan filen tamamen lafı güzaftır.
Bu olayın gazetecilikle ve haber değerlendirmesiyle, kamu yararıyla bir ilgisi yoktur.
Bu manzara, siyasi iktidarın ülkeyi de, medyayı da ikiye bölmüş olmasının manzarasıdır.
Kaynak: OdaTV
Taraf Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taraf Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Mart 2009
Bu Haberi Neden Sakladınız?
Etiketler:
Cumhuriyet Gazetesi,
Fethullah Gülen,
Hürriyet Gazetesi,
OdaTV,
Sabah Gazetesi,
Taraf Gazetesi,
Vakit Gazetesi,
Vatan Gazetesi,
Yeni Şafak Gazetesi,
Zaman Gazetesi
13 Ocak 2009
Neo-Ergenekon örgütünün medya şemasını açıklıyorum
Kimi gazeteler dün belli bir merkezden servis edilmiş gibi duran, bazı 'ortak düşünce'lerin aktarılmasına ayırmıştı sayfalarını. Gelin dünkü basında ön plana çıkan ve Ergenekon'un 11. Dalgası hakkında fikir yürütenleri teker teker inceleyelim.
1. Ali Bayramoğlu
Magazin dünyası onu Sezen Aksu'yla yaşadığı aşktan tanıyor, entelektüel kesimde de yıllardır tutarlı bir şekilde sürdürdüğü ordu düşmanlığıyla adından söz ettiriyor. 28 Şubat mağdurluğunu ranta çevirip İslami kesime yanaşan, Fehmi Koru'yla dostluğu sayesinde o çevrelerde iktidar sahibi olan biri. AKP iktidarından beri gün onun günü. Merkez medyadan uzaklaştırılmıştı, bu hükümet döneminde yıldızı yeniden parladı.
Fransa'da eğitim görmüş. Sosyal bilimci olmasına rağmen beyni müthiş bir statükoya teslim. Geçen hafta katıldığı bir programda kendi görüşlerine uymayan makaleleri okunmasını eleştirmişti, programın sunucusu Ruşen Çakır da kibarca 'Biz de seni yayına aldığımız için kimileri bizi eleştirebilir' diye düz mantıkla bir yanıt vermişti. Beyni bu basit olayda bile iki tarafı göremeyecek kadar dar görüşlü.
Aynı programda 'Ordu'yu savunan insanları' da eleştiriyordu, Nuray Mert de ona 'Ordu'yu da savunabilen insanların olabileceğini' hatırlattı. İşine gelmeyen şeyleri duyunca yüzü bozuluyor, susuyor, işi gargaraya getirip konuyu değiştirmeye uğraşıyor.
Çünkü 'dediğim dedik, astığım astık' tavırlara fazla alışmış. Belli ki bu iktidar döneminde böyle bir özgüven edinmiş: Her şeyi o biliyor, kendinden çok emin, düşünce sistematiğinde 'Acaba, yoksa' gibi kuşkulara yer yok.
Peki bunları nereden biliyor? 11. Dalga'da kimlerin alınacağını nasıl bu kadar kolay söyleyebiliyor?
En yakın arkadaşı, The Marmara Cafe'de kahve saatlerini paylaştığı Fehmi Koru bu fişleme işlerine bakardı, yoksa kendi üzerinden dikkatleri dağıtmak için artık ona mı servis ediyor gizli bilgileri? Eskiden Koru'nun işaret ettiği isimler gözaltına alınıyordu, şimdi gözaltıları önceden tahmin etme görevi Ali Bayramoğlu'nda mı?
2. Mahmut Övür
Geniş kesimlerce tanınmıyor. Kendi yazdığı Sabah gazetesinde bile bir köşeye atılmış, bir kenarda tutuluyor. Haber merkezi yöneticiliğinden dergi genel müdürlüğüne kadar çeşitli görevlerde bulundu, hiçbirini beceremedi. O gün bugündür bir köşede belediye haberleriyle emeklilik için gün dolduruyordu.
1994 yılında kurşunlandı. Bu kurşunlanma hiçbir zaman aydınlanmadı. Ona sorarsanız 'Çatlı'nın görüntülerini yayınladığı' için ama o dönemde hangi kirli ilişkilere girdiği, kimlerlerle ne gibi bir bağ kurduğu, nasıl bir 'network'ün parçası olduğu üzerinde hiç durulmadı. Bu konu kapatıldı. Hala merak ediliyor: O gün neden kurşunlandı?
Kendi gazetesinin bile itibar etmediği bu adama Taraf gazetesi koca bir sayfa ayırmış, o da gazetecilik açısından tüyler ürperten bir itirafta bulunuyor.
Neşe Düzel soruyor: 'Siz Ergenekon'un son operasyonundan kısa bir süre önce 'Dalan nerede' diye bir yazı yazdınız. Operasyonun olacağını biliyor muydunuz?'
Bakın Övür ne diyor: 'Evet. Tahmin ediyordum yani... Çünkü hem polis çevresinde hem de İstanbul'un kulislerinde 'Dalan yok, Dalan nerede, Dalan kaçtı mı? Operasyon yapılacak' denmeye başlanmıştı. Hatta Dalan Amerika'ya gitmeden önce yakın çevresine sıkışmaya başladığını söylemiş. Elimde belge olmadığı için ben bunu siyasi bir kulis gibi yazdım. 'Yerel seçimler yaklaştı, Dalan niye ortada yok' dedim. Dalan o yazıdan sonra beni telefonla aradı. 'Aday olmam için çok baskı var. O yüzden sıkıldım, yurtdışına çıktım' dedi. Oysa iddianamenin satır aralarından okuduğum kadarıyla Dalan, Ergenekon'un siyasi kolunun önemli bir ismi.'
Bu tetikçiye sorulacak iki soru var: Bir kere operasyonu nereden biliyordun, nasıl tahmin ediyordun? İkincisi, elindeki haberi başka bir şekilde çarpıtarak yayınlamak, hedef göstermek hangi meslek etik'ine uygun? Gazetecilikle bağdaşıyor mu bu? Bu çarpıtma yazıyla hedef gösterilmiş olmuyor mu?
Bu cevabı, gazeteciliği şaibeli işlere ve ilişkilere alet ettiğinin kanıtı. Görev yapma izni elinden alınmalı ve gazetecilik dışı ilişkileri sorgulanmalı.
Fehmi Koru'nun İlhan Selçuk'u yazdığın gün Selçuk'un gözaltına alınmasına benzer bir oyunun parçası belli ki.
3. Tamer Korkmaz
Yeni Şafak'ta yazıyor. Tıpkı Tuncay Güney gibi Ertuğrul Özkök'ü hedef gösteriyor. Amacı Doğan Grubu'nu bir şekilde Ergenekon'a iliştirmek. Eskiden ima ediyorlardı, son operasyondan sonra belli ki güç aldılar artık isimleri açık açık telaffuz ediyorlar. Tamer Korkmaz, Zaman'dan koptuktan sonra Fehmi Koru'nun himayesi altına girdi ve kimi yayın organlarına tavsiye edildi.
4. Ekrem Dumanlı
Dershane hocasıydı, şimdi gazete yönetiyor. Fethullah Gülen Cemaati'nin gazetecisi. Zaman'daki yazısında 'Medyada Ergenekon'u gizlemek isteyenlerin olduğunu' yazıyor.
5. Mümtaz'er Türköne
Eşi AKP milletvekili. Susurluk'u savunan Çiller hükümetinin danışmanıydı. Tıpkı zamanında İbrahim Şahin'i aklayan Nazlı Ilıcak gibi o da eskiden yaptıklarını unuttu, üzerini örttü, şimdi en büyük Ergenekon düşmanı. O da Hürriyet'i işaret ediyor, kimi yazarların operasyonu 'önemsizleştirmeye' çalıştığını söylüyor...
6. Ahmet Altan
Bir süredir Ahmet Altan'ın Taraf gazetesindeki kimi tetikçilerde de Ergenekon'u Doğan Grubu'na bağlama telaşı göze çarpıyordu. Asla açık değil, imayla tabii ki! Ne ilginç ki Ahmet Altan'ın kızına, damadına ve babasına Aydın Doğan bakıyor, onun verdiği parayla geçiniyorlar.
Yönettiği gazete ilk günden beri yalan ve servis edilen haberlerle yanlı yayınlar yapıyor ve psikolojik harbin en önemli silahlarından biri.
Neşe Düzel röportajlarındaki ortak desen
Neşe Düzel'in Taraf gazetesindeki röportaj arşivine girdiğinizde ortaya çok ilginç bir şablon çıkıyor. Sırf röportajların başlıklarından bile Neşe Düzel'in konuştuğu insanları neden seçtiğini, ağızlarından hangi cümleyi cımbızladığı ve bu röportajların neye hizmet ettiği ortada. Önceden planlanmış bir model ekseninde yapıldığı izlenimi oluşturuyor bu röportajlar. Başlıklar kendini ele veriyor.
İşte bazı örnekler:
* 'Bizi askeri harcama fakirleştiriyor.'
* 'Asker kendi Kürt politikasını AKP'ye uygulatıyor.'
* 'PKK'sız bir barış artık olamaz.'
* 'Sorumlular divan-ı harbe verilmeli.'
* 'Askeri devlet kurmak istiyorlar.'
* 'AKP uzlaşırsa siyasette biter.'
* 'Solun önceliği darbeyle mücadeledir.'
* 'Kürtler Ergenekon'a tarafsız kalamaz.'
* 'Darbe toplantılarına gazeteciler katıldı.'
Peki bütün bunlar tesadüf mü?
Dünün gazetelerinde servis edilmiş gibi duran bu 'ortak düşünceler' medyadaki kimi isimleri Ergenekon'a bağlama amacı taşıyor. Kendilerince şemalar çıkartıyorlar, örgüt planları yapıyorlar.
Bunun adı medyada cadı avı. Kimi insanlar hedef gösteriliyor, birileri fişleniyor, birilerinin kapısına çarpı atılıyor. İlgisiz insanlarla bağlantı kuruluyor.
Oysa bunu yazanlar kendi kendi kendilerini başka bir şekilde ele veriyor: Adeta bir alternatif örgütün mensubu olduklarına dair el kaldırıp 'Burada!' diyorlar.
Bu alternatif örgütün adı 'Neo-Ergenekon' ve amacı Birinci Cumhuriyeti yıkmak.
Bu isimler Neo-Ergenekon örgütünün medyadaki ayağını mı oluşturuyorlar? Başkalarını 'Ergenekoncu' diye kolayca etiketleyen, hedef gösteren isimler yoksa 'Neo-Ergenekon' diye bir başka isim altında örgütlenmiş olmasınlar?
Onlar nasıl şemalar çıkartıyorlarsa, kendileri de kolaylıkla belli tablolarda yer alabilecek durumdalar.
Bu isimlerin neye hizmet ettiği, nereden emir aldıkları, nasıl oluyor da 'tesadüfen' aynı düşünceleri ayın anda söyledikleri üzerinde durulmalı.
Oray Eğin - Akşam, 13 Ocak 2009
1. Ali Bayramoğlu
Magazin dünyası onu Sezen Aksu'yla yaşadığı aşktan tanıyor, entelektüel kesimde de yıllardır tutarlı bir şekilde sürdürdüğü ordu düşmanlığıyla adından söz ettiriyor. 28 Şubat mağdurluğunu ranta çevirip İslami kesime yanaşan, Fehmi Koru'yla dostluğu sayesinde o çevrelerde iktidar sahibi olan biri. AKP iktidarından beri gün onun günü. Merkez medyadan uzaklaştırılmıştı, bu hükümet döneminde yıldızı yeniden parladı.
Fransa'da eğitim görmüş. Sosyal bilimci olmasına rağmen beyni müthiş bir statükoya teslim. Geçen hafta katıldığı bir programda kendi görüşlerine uymayan makaleleri okunmasını eleştirmişti, programın sunucusu Ruşen Çakır da kibarca 'Biz de seni yayına aldığımız için kimileri bizi eleştirebilir' diye düz mantıkla bir yanıt vermişti. Beyni bu basit olayda bile iki tarafı göremeyecek kadar dar görüşlü.
Aynı programda 'Ordu'yu savunan insanları' da eleştiriyordu, Nuray Mert de ona 'Ordu'yu da savunabilen insanların olabileceğini' hatırlattı. İşine gelmeyen şeyleri duyunca yüzü bozuluyor, susuyor, işi gargaraya getirip konuyu değiştirmeye uğraşıyor.
Çünkü 'dediğim dedik, astığım astık' tavırlara fazla alışmış. Belli ki bu iktidar döneminde böyle bir özgüven edinmiş: Her şeyi o biliyor, kendinden çok emin, düşünce sistematiğinde 'Acaba, yoksa' gibi kuşkulara yer yok.
Peki bunları nereden biliyor? 11. Dalga'da kimlerin alınacağını nasıl bu kadar kolay söyleyebiliyor?
En yakın arkadaşı, The Marmara Cafe'de kahve saatlerini paylaştığı Fehmi Koru bu fişleme işlerine bakardı, yoksa kendi üzerinden dikkatleri dağıtmak için artık ona mı servis ediyor gizli bilgileri? Eskiden Koru'nun işaret ettiği isimler gözaltına alınıyordu, şimdi gözaltıları önceden tahmin etme görevi Ali Bayramoğlu'nda mı?
2. Mahmut Övür
Geniş kesimlerce tanınmıyor. Kendi yazdığı Sabah gazetesinde bile bir köşeye atılmış, bir kenarda tutuluyor. Haber merkezi yöneticiliğinden dergi genel müdürlüğüne kadar çeşitli görevlerde bulundu, hiçbirini beceremedi. O gün bugündür bir köşede belediye haberleriyle emeklilik için gün dolduruyordu.
1994 yılında kurşunlandı. Bu kurşunlanma hiçbir zaman aydınlanmadı. Ona sorarsanız 'Çatlı'nın görüntülerini yayınladığı' için ama o dönemde hangi kirli ilişkilere girdiği, kimlerlerle ne gibi bir bağ kurduğu, nasıl bir 'network'ün parçası olduğu üzerinde hiç durulmadı. Bu konu kapatıldı. Hala merak ediliyor: O gün neden kurşunlandı?
Kendi gazetesinin bile itibar etmediği bu adama Taraf gazetesi koca bir sayfa ayırmış, o da gazetecilik açısından tüyler ürperten bir itirafta bulunuyor.
Neşe Düzel soruyor: 'Siz Ergenekon'un son operasyonundan kısa bir süre önce 'Dalan nerede' diye bir yazı yazdınız. Operasyonun olacağını biliyor muydunuz?'
Bakın Övür ne diyor: 'Evet. Tahmin ediyordum yani... Çünkü hem polis çevresinde hem de İstanbul'un kulislerinde 'Dalan yok, Dalan nerede, Dalan kaçtı mı? Operasyon yapılacak' denmeye başlanmıştı. Hatta Dalan Amerika'ya gitmeden önce yakın çevresine sıkışmaya başladığını söylemiş. Elimde belge olmadığı için ben bunu siyasi bir kulis gibi yazdım. 'Yerel seçimler yaklaştı, Dalan niye ortada yok' dedim. Dalan o yazıdan sonra beni telefonla aradı. 'Aday olmam için çok baskı var. O yüzden sıkıldım, yurtdışına çıktım' dedi. Oysa iddianamenin satır aralarından okuduğum kadarıyla Dalan, Ergenekon'un siyasi kolunun önemli bir ismi.'
Bu tetikçiye sorulacak iki soru var: Bir kere operasyonu nereden biliyordun, nasıl tahmin ediyordun? İkincisi, elindeki haberi başka bir şekilde çarpıtarak yayınlamak, hedef göstermek hangi meslek etik'ine uygun? Gazetecilikle bağdaşıyor mu bu? Bu çarpıtma yazıyla hedef gösterilmiş olmuyor mu?
Bu cevabı, gazeteciliği şaibeli işlere ve ilişkilere alet ettiğinin kanıtı. Görev yapma izni elinden alınmalı ve gazetecilik dışı ilişkileri sorgulanmalı.
Fehmi Koru'nun İlhan Selçuk'u yazdığın gün Selçuk'un gözaltına alınmasına benzer bir oyunun parçası belli ki.
3. Tamer Korkmaz
Yeni Şafak'ta yazıyor. Tıpkı Tuncay Güney gibi Ertuğrul Özkök'ü hedef gösteriyor. Amacı Doğan Grubu'nu bir şekilde Ergenekon'a iliştirmek. Eskiden ima ediyorlardı, son operasyondan sonra belli ki güç aldılar artık isimleri açık açık telaffuz ediyorlar. Tamer Korkmaz, Zaman'dan koptuktan sonra Fehmi Koru'nun himayesi altına girdi ve kimi yayın organlarına tavsiye edildi.
4. Ekrem Dumanlı
Dershane hocasıydı, şimdi gazete yönetiyor. Fethullah Gülen Cemaati'nin gazetecisi. Zaman'daki yazısında 'Medyada Ergenekon'u gizlemek isteyenlerin olduğunu' yazıyor.
5. Mümtaz'er Türköne
Eşi AKP milletvekili. Susurluk'u savunan Çiller hükümetinin danışmanıydı. Tıpkı zamanında İbrahim Şahin'i aklayan Nazlı Ilıcak gibi o da eskiden yaptıklarını unuttu, üzerini örttü, şimdi en büyük Ergenekon düşmanı. O da Hürriyet'i işaret ediyor, kimi yazarların operasyonu 'önemsizleştirmeye' çalıştığını söylüyor...
6. Ahmet Altan
Bir süredir Ahmet Altan'ın Taraf gazetesindeki kimi tetikçilerde de Ergenekon'u Doğan Grubu'na bağlama telaşı göze çarpıyordu. Asla açık değil, imayla tabii ki! Ne ilginç ki Ahmet Altan'ın kızına, damadına ve babasına Aydın Doğan bakıyor, onun verdiği parayla geçiniyorlar.
Yönettiği gazete ilk günden beri yalan ve servis edilen haberlerle yanlı yayınlar yapıyor ve psikolojik harbin en önemli silahlarından biri.
Neşe Düzel röportajlarındaki ortak desen
Neşe Düzel'in Taraf gazetesindeki röportaj arşivine girdiğinizde ortaya çok ilginç bir şablon çıkıyor. Sırf röportajların başlıklarından bile Neşe Düzel'in konuştuğu insanları neden seçtiğini, ağızlarından hangi cümleyi cımbızladığı ve bu röportajların neye hizmet ettiği ortada. Önceden planlanmış bir model ekseninde yapıldığı izlenimi oluşturuyor bu röportajlar. Başlıklar kendini ele veriyor.
İşte bazı örnekler:
* 'Bizi askeri harcama fakirleştiriyor.'
* 'Asker kendi Kürt politikasını AKP'ye uygulatıyor.'
* 'PKK'sız bir barış artık olamaz.'
* 'Sorumlular divan-ı harbe verilmeli.'
* 'Askeri devlet kurmak istiyorlar.'
* 'AKP uzlaşırsa siyasette biter.'
* 'Solun önceliği darbeyle mücadeledir.'
* 'Kürtler Ergenekon'a tarafsız kalamaz.'
* 'Darbe toplantılarına gazeteciler katıldı.'
Peki bütün bunlar tesadüf mü?
Dünün gazetelerinde servis edilmiş gibi duran bu 'ortak düşünceler' medyadaki kimi isimleri Ergenekon'a bağlama amacı taşıyor. Kendilerince şemalar çıkartıyorlar, örgüt planları yapıyorlar.
Bunun adı medyada cadı avı. Kimi insanlar hedef gösteriliyor, birileri fişleniyor, birilerinin kapısına çarpı atılıyor. İlgisiz insanlarla bağlantı kuruluyor.
Oysa bunu yazanlar kendi kendi kendilerini başka bir şekilde ele veriyor: Adeta bir alternatif örgütün mensubu olduklarına dair el kaldırıp 'Burada!' diyorlar.
Bu alternatif örgütün adı 'Neo-Ergenekon' ve amacı Birinci Cumhuriyeti yıkmak.
Bu isimler Neo-Ergenekon örgütünün medyadaki ayağını mı oluşturuyorlar? Başkalarını 'Ergenekoncu' diye kolayca etiketleyen, hedef gösteren isimler yoksa 'Neo-Ergenekon' diye bir başka isim altında örgütlenmiş olmasınlar?
Onlar nasıl şemalar çıkartıyorlarsa, kendileri de kolaylıkla belli tablolarda yer alabilecek durumdalar.
Bu isimlerin neye hizmet ettiği, nereden emir aldıkları, nasıl oluyor da 'tesadüfen' aynı düşünceleri ayın anda söyledikleri üzerinde durulmalı.
Oray Eğin - Akşam, 13 Ocak 2009
Etiketler:
Ahmet Altan,
AKP,
Akşam Gazetesi,
Fehmi Koru,
Fethullah Gülen,
İlhan Selçuk,
Nazlı Ilıcak,
Oray Eğin,
Sabah Gazetesi,
Taraf Gazetesi,
Yeni Şafak Gazetesi,
Zaman Gazetesi
11. Dalgada Kimler Gözaltına Alınacak?
Bugün (12 Ocak) yandaş medyada, "birileri" sanki düğmeye basmış gibi bundan sonra Ergenekon soruşturması kapsamında kimlerin gözaltına alınacağı açık açık yazıldı.
Sanki kamuoyunu hazırlama çalışmaları başlatılmıştı..
İşte neyin ne olacağını açıkça yazanlar...
Varan 1) Sabah Gazetesi’ne röportaj veren Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu -nereden biliyorsa- uzmanı olduğu Ergenekon Örgütü’nün şemasını anlattı. Bayramoğlu, Ergenekon’un bir ayağının medya içinde olduğunu şu sözlerle gösterdi: “İkincisi ise basın ayağı. 2004'ün en önemli olayı kamuoyu seferberliği etrafında yapılan basın organizasyonudur. Bu dönemde belli çizgideki TV kanalları pıtırak gibi ortaya çıktı. Bunların hangisinin kendiliğinden yayına başladığı, hangisinin de bu sistem için üretildiğini bilmek mümkün değil. Bir gazetenin yapılanması var; eskiden MİT'le, jandarma teşkilatıyla bağlantılı isimler burada birikti. Bu medya organizasyonun önemli bir ayağı da Cumhuriyet gazetesi. Bu işin merkezi.”
Varan 2) Taraf Gazetesi’ne röportaj veren Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Övür ise “kulağıma yeni çalınanlar” diyerek önümüzdeki dönem Ergenekon operasyonundaki gelişmeleri anlattı. Sabah Yazarı Mahmut Övür bir dahaki dalganın medyanın önemli isimlerini hedef alacağını, gözaltına alınanlar arasında eski bir Genelkurmay Başkanı'nın da olacağını söyledi. Mahmut Övür operasyon için şu ifadeyi kullandı: “Ergenekon’un medyada elemanları var. İddianameye ve örgüt şemasına baktığınızda medyada Ergenekon’la bağlantılı olduğu ileri sürülen çok üst düzeyde isimler var. Kimi halen genel yayın yönetmeni ve yönetici pozisyonunda bunların. Zaten Ergenekon kulislerinde konuşulanlara bakılırsa, önümüzdeki günlerde siyasileri ve medyayı içine alan yeni bir Ergenekon operasyonu daha bekleniyor.”
Bunların dışında Mahmut Övür, Ergenekon Operasyonu’nun ABD sayesinde yapıldığını, ABD’nin gönderdiği dosyalar sayesinde davanın yürütüldüğünü söyledi. Mahmut Övür son operasyon öncesinde de “Bedrettin Dalan nerede?” başlığı ile bir yazı yazmıştı. Bu da operasyonu Övür’ün önceden bildiği yorumlarına neden olmuştu.
Varan 3) Ergenekon hakkında söyledikleriyle sürekli yandaş medyanın gündeminde olan Tuncay Güney bu kez Show TV televizyonuna konuştu. Ve Güney bu kez Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ü işaret etti. Tuncay Güney, Ertuğrul Özkök’ün de gözaltına alınması gerektiğini söyledi.
Varan 4) Yeni Şafak gazetesi yazarı Tamer Korkmaz ise bugün “Hürriyet’in Korkusu” başlığı ile yazdığı yazıda Hürriyet gazetesinin Ergenekoncu olduğunu ve operasyonun büyümesi ile Hürriyet’e de dokunacağını iddia etti. Korkmaz’a göre Hürriyet gazetesi Ergenekoncu olduğu için soruşturmayı gölgeliyordu. Korkmaz şu ifadeleri kullandı: “Ergenekon örgütünün üzerine kararlılıkla gidildikçe Hürriyet'in, yayın yönetmeninin ve yazarlarının paçaları tutuşuyor. Günümüzde Ergenekon için “fasa fiso” diyenlerin başında “Hürriyet'in Kaptanı” geliyor. Hürriyet yazarları “Ergenekon Balonu” dedikçe topraktan “Ergenekon Bombaları” fışkırıyor!”
Varan 5) Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da medyada Ergenekon'u saklamaya çalışan birilerinin olduğunu yazdı.
Varan 6) Zaman Gazetesi yazarı Mümtaz'er Türköne, Hürriyet Gazetesi'ni işaret ederek, gazetenin bazı yazarlarının Ergenekon operasyonunu önemsizleştirmeye çalıştığını belirtti.
Peki, tüm bunlar tesadüf mü?
Daha önce yazılanların tesadüf olmadığını gördük.
Yani birilerini düğmeye bastı ve 11.operasyonunun ilk hamlesi, psikolojik savaş başlatıldı.
Barış Terkoğlu - Odatv.com
Sanki kamuoyunu hazırlama çalışmaları başlatılmıştı..
İşte neyin ne olacağını açıkça yazanlar...
Varan 1) Sabah Gazetesi’ne röportaj veren Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu -nereden biliyorsa- uzmanı olduğu Ergenekon Örgütü’nün şemasını anlattı. Bayramoğlu, Ergenekon’un bir ayağının medya içinde olduğunu şu sözlerle gösterdi: “İkincisi ise basın ayağı. 2004'ün en önemli olayı kamuoyu seferberliği etrafında yapılan basın organizasyonudur. Bu dönemde belli çizgideki TV kanalları pıtırak gibi ortaya çıktı. Bunların hangisinin kendiliğinden yayına başladığı, hangisinin de bu sistem için üretildiğini bilmek mümkün değil. Bir gazetenin yapılanması var; eskiden MİT'le, jandarma teşkilatıyla bağlantılı isimler burada birikti. Bu medya organizasyonun önemli bir ayağı da Cumhuriyet gazetesi. Bu işin merkezi.”
Varan 2) Taraf Gazetesi’ne röportaj veren Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Övür ise “kulağıma yeni çalınanlar” diyerek önümüzdeki dönem Ergenekon operasyonundaki gelişmeleri anlattı. Sabah Yazarı Mahmut Övür bir dahaki dalganın medyanın önemli isimlerini hedef alacağını, gözaltına alınanlar arasında eski bir Genelkurmay Başkanı'nın da olacağını söyledi. Mahmut Övür operasyon için şu ifadeyi kullandı: “Ergenekon’un medyada elemanları var. İddianameye ve örgüt şemasına baktığınızda medyada Ergenekon’la bağlantılı olduğu ileri sürülen çok üst düzeyde isimler var. Kimi halen genel yayın yönetmeni ve yönetici pozisyonunda bunların. Zaten Ergenekon kulislerinde konuşulanlara bakılırsa, önümüzdeki günlerde siyasileri ve medyayı içine alan yeni bir Ergenekon operasyonu daha bekleniyor.”
Bunların dışında Mahmut Övür, Ergenekon Operasyonu’nun ABD sayesinde yapıldığını, ABD’nin gönderdiği dosyalar sayesinde davanın yürütüldüğünü söyledi. Mahmut Övür son operasyon öncesinde de “Bedrettin Dalan nerede?” başlığı ile bir yazı yazmıştı. Bu da operasyonu Övür’ün önceden bildiği yorumlarına neden olmuştu.
Varan 3) Ergenekon hakkında söyledikleriyle sürekli yandaş medyanın gündeminde olan Tuncay Güney bu kez Show TV televizyonuna konuştu. Ve Güney bu kez Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ü işaret etti. Tuncay Güney, Ertuğrul Özkök’ün de gözaltına alınması gerektiğini söyledi.
Varan 4) Yeni Şafak gazetesi yazarı Tamer Korkmaz ise bugün “Hürriyet’in Korkusu” başlığı ile yazdığı yazıda Hürriyet gazetesinin Ergenekoncu olduğunu ve operasyonun büyümesi ile Hürriyet’e de dokunacağını iddia etti. Korkmaz’a göre Hürriyet gazetesi Ergenekoncu olduğu için soruşturmayı gölgeliyordu. Korkmaz şu ifadeleri kullandı: “Ergenekon örgütünün üzerine kararlılıkla gidildikçe Hürriyet'in, yayın yönetmeninin ve yazarlarının paçaları tutuşuyor. Günümüzde Ergenekon için “fasa fiso” diyenlerin başında “Hürriyet'in Kaptanı” geliyor. Hürriyet yazarları “Ergenekon Balonu” dedikçe topraktan “Ergenekon Bombaları” fışkırıyor!”
Varan 5) Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da medyada Ergenekon'u saklamaya çalışan birilerinin olduğunu yazdı.
Varan 6) Zaman Gazetesi yazarı Mümtaz'er Türköne, Hürriyet Gazetesi'ni işaret ederek, gazetenin bazı yazarlarının Ergenekon operasyonunu önemsizleştirmeye çalıştığını belirtti.
Peki, tüm bunlar tesadüf mü?
Daha önce yazılanların tesadüf olmadığını gördük.
Yani birilerini düğmeye bastı ve 11.operasyonunun ilk hamlesi, psikolojik savaş başlatıldı.
Barış Terkoğlu - Odatv.com
12 Eylül 2008
Taraf'a Uyarı!
Taraf köşe yazarı Cemil Ertem köşesinde 12 Eylül’ü ele alan bir makale yazdı. Cemil Ertem yazısında 12 Eylül’ün Atatürkçü bir sistemin devamı olduğunu söylüyor. Bunu ise 12 Eylül’ün gemi azıya almasının 1981’de yani Mustafa Kemal’in doğumunun yüzüncü yılında gerçekleşmesine dayandırıyor. Ertem’e göre 12 Eylül generalleri Atatürk’ün doğumunun 100. yılında eylem ve söylemleriyle Kemalist olduklarının altını çizmek istemişler.
Cemil Ertem’in yazısında anlattığı bölüm şöyle:
“12 Eylül günlerinden hatırladığım en belirgin figürlerden birisi de Atatürk’ün doğumunun 100. yılı logosuydu. Bu logo 12 Eylül’ün bir simgesi olarak olur olmaz her yere oturtuluyordu. Üniversitelerin bastığı bütün ders kitaplarının sol üst köşesine bu logonun konması zorunluydu. Belki de zorunlu olmamıştı ama o günün koşulları içinde üniversite yönetimleri kendiliğinden böyle bir uygulamaya gitmişlerdi. Zaten faşizm böyle bir şeydir; ilkönce zorla gelir sonra o zoru herkes kabullenir ve herkes faşizmin kendisi olur; faşizm sıradanlaşır, içselleşir. Bugün herhalde 12 Eylül’le Kemalizm arasında çok güçlü ideolojik bağlar olmadığını düşünen, Atatürk’ün 100. yıl doğum logosunu görünce rahatsız olmayacak çok “solcu” vardır.
Zaten 12 Eylül faşizminin gemleri azıya aldığı dönem 1981’de başlar. Yani Kenan Evren’in “Bunları asmayalım da besleyelim mi” dediği Bursa nutku sanıyorum 1981 kışındaydı. Atatürk’ün 100. doğum yılı yani.
12 Eylül, Kemalizmin o günkü şartlardaki biçimidir. Yani Kenan Evren kendisini birinci dereceden “Atatürkçü” ilan ederken kesinlikle tarihteki benzerleri gibi demagoji yapmıyordu. Çok komik olarak kendisine Atatürk havası vermesi ise benim her zaman takdir ettiğim yegâne davranışı olmuştur.”
İsterseniz yazıyı düzeltmeye başlayalım:
1. Cemil Ertem’in bahsettiği Bursa Nutku, Kenan Evren’in değil Mustafa Kemal Atatürk’ün.
2. Evet Kenan Evren “asmayalım da besleyelim” demiştir ama bunu Bursa’da değil Muş’ta söylemiştir.
3. Kenan Evren asmayalım da besleyelim mi lafını Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olan 1981’de değil, 1984’te söylemiştir.
4. Atatürk’ün doğum gününü kesin olarak bilmiyoruz. 12 Eylül generalleri de bilmiyorlar. Cemil Bey’in 81 kışı ifadesi bu nedenle doğrulanmış değil.
5. Cemil Ertem’in söz ettiği logonun zorunlu olduğuna dair hiçbir bilgiye rastlayamıyoruz. Cemil Ertem’de zorunlu dediği logonun zorunlu olmadığını bir sonraki satırda kendisi itiraf ediyor: “Üniversitelerin bastığı bütün ders kitaplarının sol üst köşesine bu logonun konması zorunluydu. Belki de zorunlu olmamıştı…”
6. Cemil Ertem’in Kenan Evren’i her zaman neden takdir ettiğini anlayamadık. Kendisine Atatürk havası vermesi neden Cemil Bey’in hoşuna gitmiştir.
7. 12 Eylül Türkiye’de uzun bir süreçtir ve topluma büyük bir şiddet uygulamıştır. Ancak 1981’in bu şiddette özel bir yıl olduğu doğru değildir. Örneğin 50 idamdan yalnızca 6 tanesi 1981’de gerçekleşmiştir. Üstelik tamamı hazirandan ağustosa yaz aylarında gerçekleşmiş. Cemil Bey’in iddia ettiği gibi kış ayında değil.
Cemil Ertem’in bilgi yanlışları ve çelişkiler ile dolu yazısını Taraf Gazetesi’nin çalışkan editörlerinin fark edememesi oldukça ilginç.
Ancak Odatv.com bunu atlamadı.
Cemil Ertem’in yazısının dayandığı 12 Eylül-Kemalizm paralelliğine ilişkin dayandığı bütün olgular yukarıda ifade ettiğimiz gibi yanlış çıktı.
Taraf’ı bundan sonra daha dikkatli olmaya ve okuyucularını doğru bilgilendirmeye çağırıyoruz.
Kaynak: OdaTV
Cemil Ertem’in yazısında anlattığı bölüm şöyle:
“12 Eylül günlerinden hatırladığım en belirgin figürlerden birisi de Atatürk’ün doğumunun 100. yılı logosuydu. Bu logo 12 Eylül’ün bir simgesi olarak olur olmaz her yere oturtuluyordu. Üniversitelerin bastığı bütün ders kitaplarının sol üst köşesine bu logonun konması zorunluydu. Belki de zorunlu olmamıştı ama o günün koşulları içinde üniversite yönetimleri kendiliğinden böyle bir uygulamaya gitmişlerdi. Zaten faşizm böyle bir şeydir; ilkönce zorla gelir sonra o zoru herkes kabullenir ve herkes faşizmin kendisi olur; faşizm sıradanlaşır, içselleşir. Bugün herhalde 12 Eylül’le Kemalizm arasında çok güçlü ideolojik bağlar olmadığını düşünen, Atatürk’ün 100. yıl doğum logosunu görünce rahatsız olmayacak çok “solcu” vardır.
Zaten 12 Eylül faşizminin gemleri azıya aldığı dönem 1981’de başlar. Yani Kenan Evren’in “Bunları asmayalım da besleyelim mi” dediği Bursa nutku sanıyorum 1981 kışındaydı. Atatürk’ün 100. doğum yılı yani.
12 Eylül, Kemalizmin o günkü şartlardaki biçimidir. Yani Kenan Evren kendisini birinci dereceden “Atatürkçü” ilan ederken kesinlikle tarihteki benzerleri gibi demagoji yapmıyordu. Çok komik olarak kendisine Atatürk havası vermesi ise benim her zaman takdir ettiğim yegâne davranışı olmuştur.”
İsterseniz yazıyı düzeltmeye başlayalım:
1. Cemil Ertem’in bahsettiği Bursa Nutku, Kenan Evren’in değil Mustafa Kemal Atatürk’ün.
2. Evet Kenan Evren “asmayalım da besleyelim” demiştir ama bunu Bursa’da değil Muş’ta söylemiştir.
3. Kenan Evren asmayalım da besleyelim mi lafını Atatürk’ün doğumunun 100. yılı olan 1981’de değil, 1984’te söylemiştir.
4. Atatürk’ün doğum gününü kesin olarak bilmiyoruz. 12 Eylül generalleri de bilmiyorlar. Cemil Bey’in 81 kışı ifadesi bu nedenle doğrulanmış değil.
5. Cemil Ertem’in söz ettiği logonun zorunlu olduğuna dair hiçbir bilgiye rastlayamıyoruz. Cemil Ertem’de zorunlu dediği logonun zorunlu olmadığını bir sonraki satırda kendisi itiraf ediyor: “Üniversitelerin bastığı bütün ders kitaplarının sol üst köşesine bu logonun konması zorunluydu. Belki de zorunlu olmamıştı…”
6. Cemil Ertem’in Kenan Evren’i her zaman neden takdir ettiğini anlayamadık. Kendisine Atatürk havası vermesi neden Cemil Bey’in hoşuna gitmiştir.
7. 12 Eylül Türkiye’de uzun bir süreçtir ve topluma büyük bir şiddet uygulamıştır. Ancak 1981’in bu şiddette özel bir yıl olduğu doğru değildir. Örneğin 50 idamdan yalnızca 6 tanesi 1981’de gerçekleşmiştir. Üstelik tamamı hazirandan ağustosa yaz aylarında gerçekleşmiş. Cemil Bey’in iddia ettiği gibi kış ayında değil.
Cemil Ertem’in bilgi yanlışları ve çelişkiler ile dolu yazısını Taraf Gazetesi’nin çalışkan editörlerinin fark edememesi oldukça ilginç.
Ancak Odatv.com bunu atlamadı.
Cemil Ertem’in yazısının dayandığı 12 Eylül-Kemalizm paralelliğine ilişkin dayandığı bütün olgular yukarıda ifade ettiğimiz gibi yanlış çıktı.
Taraf’ı bundan sonra daha dikkatli olmaya ve okuyucularını doğru bilgilendirmeye çağırıyoruz.
Kaynak: OdaTV
09 Eylül 2008
İşte Taraf’ın para kaynağı
Dünkü yazıma bir not olarak ekleyeyim: Bana saldıranların bir kısmının gerekçesi sadece kıskançlık değil. Yazdıklarımdan rahatsız olan büyük bir kesim var. Bu köşede dile getirdiğim kimi bilgiler onları rahatsız ediyor. Saldırıların yoğun olarak geldiği bir yer Taraf gazetesi ve çevresi. Beni hedefe oturtmalarının altında neyin yattığı ise ortada: İlk günden beri Taraf’ın sermaye yapısının şeffaflığa kavuşması gerektiğini yazıyorum, sahiplerini ve gelir kaynaklarını sorguluyorum.
Ahmet Altan köşesinden bağırıyor, Taraf’ı sorgulayan herkese yönelik “İspat edin” diyor. Taraf’ın Cemaat tarafından beslendiğini, bir misyon uğruna bu gazetenin yaşatıldığını defalarca yazdım. Bazı yazarlar da AlkımYayınevi’nin bankalardan aldığı kredileri yazdı; bu apayrı bir konu.
Ben başka bir açıdan yaklaşıyorum.
“Rüşvetin belgesi olur mu”, ama ben yine de yazayım.
Gelin Taraf gazetesinin sayfalarını inceleyerek bu sermaye yapısı hakkında nasıl biraz düşününce gerçeklerin ortaya döküldüğüne bakalım...
Sizce Taraf gazetesinin entelektüel, kentli, liberal ve şehirli okurları Kanal 7’yi izler mi?
Ya da TV Net diye adını ilk kez duyduğum bir kanalda “Düşüne Taşına” programında ‘Ramazan Medeniyeti’ başlıklı bir tartışmaya ilgi duyar mı?
Taraf’ın kentli okurları BİM mağazalarından alışveriş yapar mı? Buzdolaplarını buralardan aldıkları ürünlerle doldurur mu?
Mesela Taraf okuru parasını faizsiz bankacılığa yatırır mı?
Ya da Ramazan ayı dolayısıyla ‘Kumanya bedeli 60 YTL’yi İnsani Yardım Vakfı’na ve bu vakfın Kuveyt Türk, Albaraka Türk gibi bankalardaki hesaplarına yatırır mı?
Birkaç bin satışı var Taraf’ın. Küçümsemek için söylemiyorum. Nasıl dar bir çevre için çıktığını gösteriyor bu kısıtlı tiraj. Hedef kitlesi son derece sınırlı. Zaten gazetenin yayın çizgisi de fazlasıyla eğitimli ve üst gelir grubuna mensup insanlara hitap ediyor. ‘Kentli ve eğitimli’ okur için çıktığını iddia ediyor Taraf.
Ancak yukarıda bahsettiğim kurumların neredeyse hiçbirinin kitlesiyle örtüşmüyor. Mesela Nişantaşı, Etiler gibi semtlerde BİM mağazası bulamazsınız. Taraf gazetesini çıkartan Ahmet Altan’ın evinin etrafında da.
Ne garip bir reklam planlamasıdır ki BİM gibi bir market, çeşitli İslami bankalar, Cemaat’in kanalları Taraf’a ilan veriyor. Çok ilginç değil mi? Genellikle İslami Basın’a ilan veren yerler buralar. Ama Taraf’ı da katmışlar. Her gün Taraf’ı açınca bu gibi ilanlara rastlamak mümkün. Daha dünkü sayısında bile iki tane vardı.
İslami gazetelerinin gelir kaynaklarını aşağı yukarı biliyoruz. Nasıl desteklendikleri ortada. Bu mecralarda gördüğümüz bir reklam bizi şaşırtmıyor: Kanal 7’nin bir ilanı Vakit’te çıkınca yadırgamıyoruz. Ya da BİM’in, Bank Asya’nın.
Ama tekrar ediyorum: Bu kurumlar Taraf’a da ilan veriyor. Dahası Taraf kendisini İslamcı Basın olarak da adlandırmıyor.
O zaman bu bir anlamda para aktarımının belgesi mi acaba? İslami sermayenin Taraf’a nasıl destek çıktığının, Cemaat’in nasıl para verdiğinin bir anlamda kanıtı mı?
Ahmet Altan diyor ki “Kamu bankalarından bir kuruş para almadık.” Peki şunu soralım: Siz Vakıfbank ilanını hiç BirGün gazetesinde gördünüz mü? Vakıfbank, Cumhuriyet’e de ilan veriyor elbette. Ama Cumhuriyet’e bir kere ilan veriyorsa, Taraf’a 10 kere veriyor.
Mesela İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sanatsal faaliyetlerinin de reklamları hep Taraf’ta çıkıyor. Sahi, Kadir Topbaş bu ilanları neden Cumhuriyet’e vermiyor? Cumhuriyet okurlarının kültür sanatla ilgilenmediğini mi düşünüyor?
Şaka bir yana, Topbaş’ın bu ilanları neden Taraf’a verdiği belli. Taraf bu sayede Belediye’den de maddi destek görmüş oluyor.
Türk meydasındaki insanlar bu ilişkiyi bilmez mi? İlan akışının nasıl sağlandığını, bunun ne anlama geldiğini anlamazlar mı?
Taraf’ın sahibi de, genel yayın yönetmeni de “Bize nasıl para aktartıldığını söylesinler” diye bas bas bağırıyor. Herhalde hiç kimsenin kamyonlarla onlara un çuvalları içinde para vereceğini düşünmüyor herhalde. Ama bir sayfalık BİM ilanı tam da bunun karşılığı değil midir? Taraf’ın okurlarının ilgisini bile çekmez bu ilan, bir tek müşteri bile kazanamazlar...
Güya bizi bir yayınevinin kitap satarak kazandığı parayla bu gazeteyi çıkarttırabileceğine inandıracaklar. Beşiktaş’ta bir kitapçı dükkanı koskoca bir gazeteyi çıkartabilir mi? Alkım bir kere Ahmet Altan’ın kitabını çok sattırdı, o kadar. Habire bunu önümüze koyuyorlar, başka satan kitap var mı? Alkım Kitapevi’nin geliri Yasemin Çongar’ın uçak parasına yetmez!
Kaldı ki Türkiye’de ne çok yayınevi kuruldu, ne çok kitapevi battı. Hepsi ortada. Yazarların ne kadar kazandığını da gördük bu ayki Forbes’ta. Çok satan kitap yazarlarının bütün mali dökümü dergide var. En çok Orhan Pamuk kazanıyor; onun bile kazancı Taraf’ı çıkartmaya yeterli değil.
Kandırmasınlar Taraf çalışanlarını, işte belgesiyle Taraf’ın gelir kaynakları. Umarım aydınlaşmıştır Başar Bey ve Ahmet Bey. Bunlar görünen aktarımlar, görünmeyenler de zamanla ortaya çıkar.
Taraf bir tane ilanı hak ediyor. O da Alkım Yayınları’nın verdiği yarım sayfalık kitap ilanları... Bilmeyenlere söyleyeyim: Alkım zaten Taraf’ın sahibi...
Oray Eğin - Akşam, 4 Eylül 2008
Ahmet Altan köşesinden bağırıyor, Taraf’ı sorgulayan herkese yönelik “İspat edin” diyor. Taraf’ın Cemaat tarafından beslendiğini, bir misyon uğruna bu gazetenin yaşatıldığını defalarca yazdım. Bazı yazarlar da AlkımYayınevi’nin bankalardan aldığı kredileri yazdı; bu apayrı bir konu.
Ben başka bir açıdan yaklaşıyorum.
“Rüşvetin belgesi olur mu”, ama ben yine de yazayım.
Gelin Taraf gazetesinin sayfalarını inceleyerek bu sermaye yapısı hakkında nasıl biraz düşününce gerçeklerin ortaya döküldüğüne bakalım...
Sizce Taraf gazetesinin entelektüel, kentli, liberal ve şehirli okurları Kanal 7’yi izler mi?
Ya da TV Net diye adını ilk kez duyduğum bir kanalda “Düşüne Taşına” programında ‘Ramazan Medeniyeti’ başlıklı bir tartışmaya ilgi duyar mı?
Taraf’ın kentli okurları BİM mağazalarından alışveriş yapar mı? Buzdolaplarını buralardan aldıkları ürünlerle doldurur mu?
Mesela Taraf okuru parasını faizsiz bankacılığa yatırır mı?
Ya da Ramazan ayı dolayısıyla ‘Kumanya bedeli 60 YTL’yi İnsani Yardım Vakfı’na ve bu vakfın Kuveyt Türk, Albaraka Türk gibi bankalardaki hesaplarına yatırır mı?
Birkaç bin satışı var Taraf’ın. Küçümsemek için söylemiyorum. Nasıl dar bir çevre için çıktığını gösteriyor bu kısıtlı tiraj. Hedef kitlesi son derece sınırlı. Zaten gazetenin yayın çizgisi de fazlasıyla eğitimli ve üst gelir grubuna mensup insanlara hitap ediyor. ‘Kentli ve eğitimli’ okur için çıktığını iddia ediyor Taraf.
Ancak yukarıda bahsettiğim kurumların neredeyse hiçbirinin kitlesiyle örtüşmüyor. Mesela Nişantaşı, Etiler gibi semtlerde BİM mağazası bulamazsınız. Taraf gazetesini çıkartan Ahmet Altan’ın evinin etrafında da.
Ne garip bir reklam planlamasıdır ki BİM gibi bir market, çeşitli İslami bankalar, Cemaat’in kanalları Taraf’a ilan veriyor. Çok ilginç değil mi? Genellikle İslami Basın’a ilan veren yerler buralar. Ama Taraf’ı da katmışlar. Her gün Taraf’ı açınca bu gibi ilanlara rastlamak mümkün. Daha dünkü sayısında bile iki tane vardı.
İslami gazetelerinin gelir kaynaklarını aşağı yukarı biliyoruz. Nasıl desteklendikleri ortada. Bu mecralarda gördüğümüz bir reklam bizi şaşırtmıyor: Kanal 7’nin bir ilanı Vakit’te çıkınca yadırgamıyoruz. Ya da BİM’in, Bank Asya’nın.
Ama tekrar ediyorum: Bu kurumlar Taraf’a da ilan veriyor. Dahası Taraf kendisini İslamcı Basın olarak da adlandırmıyor.
O zaman bu bir anlamda para aktarımının belgesi mi acaba? İslami sermayenin Taraf’a nasıl destek çıktığının, Cemaat’in nasıl para verdiğinin bir anlamda kanıtı mı?
Ahmet Altan diyor ki “Kamu bankalarından bir kuruş para almadık.” Peki şunu soralım: Siz Vakıfbank ilanını hiç BirGün gazetesinde gördünüz mü? Vakıfbank, Cumhuriyet’e de ilan veriyor elbette. Ama Cumhuriyet’e bir kere ilan veriyorsa, Taraf’a 10 kere veriyor.
Mesela İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sanatsal faaliyetlerinin de reklamları hep Taraf’ta çıkıyor. Sahi, Kadir Topbaş bu ilanları neden Cumhuriyet’e vermiyor? Cumhuriyet okurlarının kültür sanatla ilgilenmediğini mi düşünüyor?
Şaka bir yana, Topbaş’ın bu ilanları neden Taraf’a verdiği belli. Taraf bu sayede Belediye’den de maddi destek görmüş oluyor.
Türk meydasındaki insanlar bu ilişkiyi bilmez mi? İlan akışının nasıl sağlandığını, bunun ne anlama geldiğini anlamazlar mı?
Taraf’ın sahibi de, genel yayın yönetmeni de “Bize nasıl para aktartıldığını söylesinler” diye bas bas bağırıyor. Herhalde hiç kimsenin kamyonlarla onlara un çuvalları içinde para vereceğini düşünmüyor herhalde. Ama bir sayfalık BİM ilanı tam da bunun karşılığı değil midir? Taraf’ın okurlarının ilgisini bile çekmez bu ilan, bir tek müşteri bile kazanamazlar...
Güya bizi bir yayınevinin kitap satarak kazandığı parayla bu gazeteyi çıkarttırabileceğine inandıracaklar. Beşiktaş’ta bir kitapçı dükkanı koskoca bir gazeteyi çıkartabilir mi? Alkım bir kere Ahmet Altan’ın kitabını çok sattırdı, o kadar. Habire bunu önümüze koyuyorlar, başka satan kitap var mı? Alkım Kitapevi’nin geliri Yasemin Çongar’ın uçak parasına yetmez!
Kaldı ki Türkiye’de ne çok yayınevi kuruldu, ne çok kitapevi battı. Hepsi ortada. Yazarların ne kadar kazandığını da gördük bu ayki Forbes’ta. Çok satan kitap yazarlarının bütün mali dökümü dergide var. En çok Orhan Pamuk kazanıyor; onun bile kazancı Taraf’ı çıkartmaya yeterli değil.
Kandırmasınlar Taraf çalışanlarını, işte belgesiyle Taraf’ın gelir kaynakları. Umarım aydınlaşmıştır Başar Bey ve Ahmet Bey. Bunlar görünen aktarımlar, görünmeyenler de zamanla ortaya çıkar.
Taraf bir tane ilanı hak ediyor. O da Alkım Yayınları’nın verdiği yarım sayfalık kitap ilanları... Bilmeyenlere söyleyeyim: Alkım zaten Taraf’ın sahibi...
Oray Eğin - Akşam, 4 Eylül 2008
Etiketler:
Akşam Gazetesi,
Oray Eğin,
Taraf Gazetesi
04 Temmuz 2008
Rejim
EĞER sonradan kıvırtıp "İngiliz gazeteci yanlış anlamış, tercüme hatası yapılmış" demeyeceklerse "askeri darbe girişimi anılarını açığa çıkarma" uzmanı olarak sivrilen "Türkiyeli" bir gazeteci şöyle demiş: "İnsanlar Türkiye'nin krizde olduğunu söylüyor ve haklılar da. Ancak hangi devrim politik kriz olmadan gelmiş ki? Bugün yaşadığımız yeni bir rejimin doğum sancılarıdır."
İngiliz The Independent gazetesi dün böyle yazmış. Kamuoyunun ne olduğunu bilmeden dehşetle izlediği ve bir yıldır sürdürülen "Ergenekon Soruşturması"nın son "büyük gözaltı" operasyonunun özeti işte bu:
Türkiye’de yeni bir rejim kuruluyor!
Türkiye'de özel olarak yayımlanan bazı gazetelerin "başyazar"ları da aynı görüşü dillendiriyor: "Artık yeni bir Türkiye'ye hazırlanın. Tarihimizde ilk kez rastladığımız bu operasyon, tarihimizin bir döneminin de sona erdiğinin işareti."
ABD tarafından Türkiye'ye iliştirilmiş gazeteciler, akademisyenler, siyasiler, sermayedarlar adını daha önce "İkinci Cumhuriyet" olarak kurdukları "yeni rejim"in "tam demokrasi" olacağını müjdeliyorlar!
Avrupa tarafından sırtları sıvazlanan mandacılar, işbirlikçiler zil takıp oynayarak yeni bir rejimle kucaklaşmaya hazırlanıyor.
Fakat şu işe bakın ki çoğu dönek solcu olan "liboş" takımı Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak için dincilerle kol kola yürüyor ve hiç utanmadan, sıkılmadan her türlü antidemokratik, faşist yöntemlere alkış tutuyor!
Bunlar, bu iliştirilmiş kişiler; İran'da şah rejimine karşı komünistlerle mollaların işbirliğinin sonuçlarını göremeyecek kadar aptal olabilir mi?
ABD'nin maddi-manevi her türlü desteğine mazhar olduklarına göre aptal olmadıkları kesin. O halde? Yeni bir rejimin doğum sancıları nedeniyle ıkınırken gözlerini kapattıkları için gerçekleri göremiyor olabilirler!
Son bir not: Independent gazetesi iki emekli orgeneralin meşhur yazar Orhan Pamuk'a suikast düzenlemek isteyen çeteyle bağlantısı nedeniyle gözaltına alındığını yazıyor. Fransızların ünlü haber ajansı AFP de İlhan Selçuk gözaltına alındığında aynı iddiayı gündeme getirmişti. Rejimin değiştirilmesinde "Orhan Pamuk" kod olarak mı kullanılıyor ne!
Delikanlı RTE’nin güneşli afişleri
ESKİ bir reklamcı olarak meraka kapıldığını söylüyor Hüseyin Güven ve İstanbul’un sokaklarında gezerken kapıldığı merakı şöyle anlatıyor: “AKP’nin kapatılma davasına örtülü bir yanıt olarak RTE’nin delikanlı edasıyla çekilmiş fotoğraflarının yer aldığı ‘karanlık ve güneşin doğuşuna tanık olmak’ konulu propaganda kampanyası var ya... Her köşe başında, üst geçitte, yaya geçidinde, köprüde, reklam panolarında bez afiş olarak, baskılı olarak, serigraf olarak binlercesi yer alıyor. Başka kentlerde var mı bilmiyorum ama İstanbul bunlarla dolu. Merakım bunların bedelinin kim tarafından, nereye ve hangi kaynaktan ve hangi pazarlıklarla ödendiği. Çünkü bildiğim kadarıyla bunların baskısı falan bir yana yayınlanması büyük bütçeler gerektiriyor. Acaba AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kuruluşlara bunların parası ödeniyor mu? Açıkhava reklamında uygulanan ‘rüsum’ bedelleri ne kadardır ve ödeniyor mu? Ticari bir işletme aynı alanları kullansa vereceği para ile ‘karanlık-güneş’ kampanyasının arasındaki fark nedir? Ne bileyim, merak ettim işte.”
Deniz Som - Cumhuriyet, 3 Temmuz 2008
İngiliz The Independent gazetesi dün böyle yazmış. Kamuoyunun ne olduğunu bilmeden dehşetle izlediği ve bir yıldır sürdürülen "Ergenekon Soruşturması"nın son "büyük gözaltı" operasyonunun özeti işte bu:
Türkiye’de yeni bir rejim kuruluyor!
Türkiye'de özel olarak yayımlanan bazı gazetelerin "başyazar"ları da aynı görüşü dillendiriyor: "Artık yeni bir Türkiye'ye hazırlanın. Tarihimizde ilk kez rastladığımız bu operasyon, tarihimizin bir döneminin de sona erdiğinin işareti."
ABD tarafından Türkiye'ye iliştirilmiş gazeteciler, akademisyenler, siyasiler, sermayedarlar adını daha önce "İkinci Cumhuriyet" olarak kurdukları "yeni rejim"in "tam demokrasi" olacağını müjdeliyorlar!
Avrupa tarafından sırtları sıvazlanan mandacılar, işbirlikçiler zil takıp oynayarak yeni bir rejimle kucaklaşmaya hazırlanıyor.
Fakat şu işe bakın ki çoğu dönek solcu olan "liboş" takımı Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak için dincilerle kol kola yürüyor ve hiç utanmadan, sıkılmadan her türlü antidemokratik, faşist yöntemlere alkış tutuyor!
Bunlar, bu iliştirilmiş kişiler; İran'da şah rejimine karşı komünistlerle mollaların işbirliğinin sonuçlarını göremeyecek kadar aptal olabilir mi?
ABD'nin maddi-manevi her türlü desteğine mazhar olduklarına göre aptal olmadıkları kesin. O halde? Yeni bir rejimin doğum sancıları nedeniyle ıkınırken gözlerini kapattıkları için gerçekleri göremiyor olabilirler!
Son bir not: Independent gazetesi iki emekli orgeneralin meşhur yazar Orhan Pamuk'a suikast düzenlemek isteyen çeteyle bağlantısı nedeniyle gözaltına alındığını yazıyor. Fransızların ünlü haber ajansı AFP de İlhan Selçuk gözaltına alındığında aynı iddiayı gündeme getirmişti. Rejimin değiştirilmesinde "Orhan Pamuk" kod olarak mı kullanılıyor ne!
Delikanlı RTE’nin güneşli afişleri
ESKİ bir reklamcı olarak meraka kapıldığını söylüyor Hüseyin Güven ve İstanbul’un sokaklarında gezerken kapıldığı merakı şöyle anlatıyor: “AKP’nin kapatılma davasına örtülü bir yanıt olarak RTE’nin delikanlı edasıyla çekilmiş fotoğraflarının yer aldığı ‘karanlık ve güneşin doğuşuna tanık olmak’ konulu propaganda kampanyası var ya... Her köşe başında, üst geçitte, yaya geçidinde, köprüde, reklam panolarında bez afiş olarak, baskılı olarak, serigraf olarak binlercesi yer alıyor. Başka kentlerde var mı bilmiyorum ama İstanbul bunlarla dolu. Merakım bunların bedelinin kim tarafından, nereye ve hangi kaynaktan ve hangi pazarlıklarla ödendiği. Çünkü bildiğim kadarıyla bunların baskısı falan bir yana yayınlanması büyük bütçeler gerektiriyor. Acaba AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilgili kuruluşlara bunların parası ödeniyor mu? Açıkhava reklamında uygulanan ‘rüsum’ bedelleri ne kadardır ve ödeniyor mu? Ticari bir işletme aynı alanları kullansa vereceği para ile ‘karanlık-güneş’ kampanyasının arasındaki fark nedir? Ne bileyim, merak ettim işte.”
Deniz Som - Cumhuriyet, 3 Temmuz 2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)