Emine Ayna şehitlerimizin kemiklerini sızlattı!
DTP Lice İlçe Örgütü'nün düzenlediği “Hakla dayanışma” etkinliği PKK'nın gövde gösterisine dönüştürülmek istendi. Bölücü terör örgütü PKK'nın ilk silahlı eylemini gerçekleştirdiği tarih olan 15 Ağustos'un kutlandığı etkinlikte DTP Eşbaşkanı Emine Ayna ilginç sözler sarf etti.
ANF'nin haberine göre, DTP Lice İlçe Örgütü'nün düzenlediği etkinliğe, DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, DTP milletvekili Gülten Kışanak, DTP Diyarbakır İl Başkanı Necdet Atalay, Lice Belediye Başkanı Şeyhmus Bayhan, Lice Belediyesi eski Başkanı Zeynel Bağır ve DTP İlçe Başkanı Niyazi Erdoğan katıldı.
“Yaşasın 15 Ağustos”, “PKK halktır halk burada” sloganları ile başlayan toplantının açılış konuşmasını yapan DTP Lice İlçe Başkanı Niyazi Erdoğan, katılımcıların '15 Ağustos'unu kutladı ve hain saldırı ile saldırıyı düzenleyeneleri övdü.
"Kürt özgürlük harekatı kendisine dayatılan inkar ve imhaya karşı kurşun sıkarak var oluşunu gün yüzüne çıkarttı. 15 Ağustos yaratıcılarını şahsınızda selamlıyorum." diye konuşan Erdoğan terör saldırısına 'demokrasi mücadelesi' diye tanımladı.
Erdoğan'ın ardından söz alan Emine Ayna ise 15 Ağustos 1984'te Eruh ve Şemdinli'de gerçekleştirilen hain eylemleri överek, "15 Ağustos Zafer Bayramı'nız kutlu olsun." dedi!
Ayna’nın konuşması sırasında katılımcıların sık sık “Yaşasın 15 Ağustos”, “Gerilla vuruyor Kürdistan’ı kuruyor” şeklinde sloganlar atması dikkat çekti. DTP Eşbaşkanı Ayna ayrıca terör sorununun bitmesi için bölücü örgüt PKK'nın muhatap alınmasını istedi.
Kaynak: Milliyet
DTP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DTP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Ağustos 2008
23 Mart 2008
Diyarbakır'daki Hizbullah...
Fethullahçılar Güneydoğu'yu kuşatıyor...
Güneydoğu'yu salt Fethullahçılar değil, El Kaide, Hizbullah ve Müslüman Kardeşler de kuşatıyor...
2008 Ocak ve Şubat ayında 700 işadamı Diyarbakır'a geliyor...
Bu konuya daha önce değindim...
Kurban Bayramı'nda yurtiçi ve yurtdışından 300 Fethullahçı işadamı Güneydoğu'da 50 bin kurban kestirip dağıtmıştı...
Şimdilerde Diyarbakır'da "ışık odaları" açılıyor, Hizbullah'ın Menzil kanadı da "Kuran okuma odaları"na ağırlık veriyor...
Güneydoğu tarikatçı ve köktendinci bir kuşatma altına giriyor...
Diyarbakır'da hedef, yoksul insanların oturduğu bölgeler, yani mahalleler...
Amaçları da belli. 2009 yerel seçimlerinde DTP'nin kalesini düşürmek...
Tayyip Bey ne demişti?
"Diyarbakır, Tunceli ve İzmir'i istiyorum..."
Hizbullah'ın Menzil kanadı AKP'ye iyice yaklaşmış ve devletin koruması altına girmiş...
Sözünü ettiğim "okuma odaları"nda Kuran öğretiliyor, 5-15 yaşalarındaki çocuklara. Diyarbakır Valisi, polis, MİT bu durumu biliyor.
Hizbullah, 1990'lı yıllarda Diyarbakır, Batman, Mardin gibi kentlerde devletin koruması altındaydı. Onca faili meçhul cinayeti Hizbullah militanları yaptı. Sonunda iş büyüdü, Hüseyin Velioğlu Beykoz'da öldürüldü. İkinci adam İsa Altsoy idi. Almanya'ya kaçtı.
Altsoy şimdilerde Frankfurt yakınlarında bir caminin imamı!..
Nedense Metin Kaplan'ın iadesini isteyen Türkiye, İsa Altsoy'u istemiyor.
Türkiye'yi yönetenler şimdilerde Hizbullah'ı yanlarına alıp, "Kuran kursu" açmalarına izin veriyorlar...
Bakın Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Hizbullah'ın Menzil kanadının çalışmalarına ne diyor:
"İnsanlarımızın güzel Kuran okuma kurslarına gitmesini de terörist faaliyet olarak göremeyiz." ( Funda Özkan - Radikal/11 Mart 2008)
DTP, AKP'nin "din eksenli" siyasetinden etkilendiğinden laik kimliğini atıp dinci kimliği sahipleniyor hemen...
Din adamlarından kurulu bir "bilim kurulu" oluşturup, Güneydoğu'daki "Nakşi" tabana yaklaşıyor.
Bence işi çok zor DTP'nin...
***
Güneydoğu'daki "Nakşiler" Barzani'yle yakın ilişkide. Barzani Nakşi. Zaten Tayyip Bey'e yakınlık bu nedenle. Arada Turgut Özal'ın kardeşi Korkut Özal da var...
Güneydoğu'da Fethullahçı Nakşi birlikteliği ivme kazanırken El Kaide ve Müslüman Kardeşler de DTP'ye değil, AKP'ye yakın duruyorlar...
AKP iktidarı çok açık biçimde din eksenli siyaset yapıyor, özellikle Güneydoğu'da "Nakşiliği" kullanarak "Kürt İslamı"na ivme kazandırıyor...
Burada önemli olan, aynı zamanda aşiret ve tarikat bağlarını güçlendirmektir...
Burada bir küçük not:
"Nakşilik Anadolu'ya Irak'ın kuzeyinden Kürtler tarafından getirilmiş, Güneydoğu'da ise önemli bir taban oluşturmuştur."
DTP öteden beri laikliği savunmuyor muydu?
DTP'lilerin zaman zaman gazetelerde de yer alan görüşleri şöyleydi:
"DTP laiklik konusunda bir sigortadır Türkiye için. Eğer DTP Güneydoğu'da etkinliğini kaybederse bölgede tarikatlar giderek güçlenir, gericilik hortlar..."
Biliyorsunuz, Talabani ve Barzani tarikat geleneğinden geliyor, buna Kürt kimliğini de ekleyip bölgede taraftar sağlıyor...
Bu noktada Tayyip Bey, "Diyarbakır'ı isterim" derken din ekseninde politika yaptıklarının işaretini veriyor...
Güneydoğu'ya Nakşilik medreseler yoluyla yayıldı; şimdilerde ise "okuma odaları"yla yayılıyor, aynı damardan beslenen Nurculuğun Fethullahçı kolu "okullar", "ışık evleri" ve "okuma odaları"yla AKP'yi siyasal güç odağı yapıyor...
***
DTP yöneticileri bunun farkında...
Onlar da dine sarıldılar, mitinglerde elinde Kuran bulunan başı sarıklı imamlardan medet umar hale geldiler...
Kürt Nakşiliği ve Türk Nakşiliği Güneydoğu'da AKP'de birleşti... Çünkü Nakşilik AKP'yle iktidadır...
Bu konuyu en iyi bilenler Dengir Mir Mehmet Fırat ve Abdülmelik Fırat değil midir?
Nakşilik dinden daha çok siyasettir; AKP de bunu çok iyi yapmaktadır...
Yazıma noktayı koyarken aklıma bir soru geldi...
Tayyip Bey ve Bülent Arınç Bey'in Kuran'dan surelerle yargıya kafa tutmaları ne anlama geliyor?
Bizim İkinci Cumhuriyetçi tosuncuklar ve Soros'un çocukları bu sözlere ne diyorlar?
Demokrasi ve düşünceyi ifade özgürlüğü!..
Hikmet Çetinkaya - Cumhuriyet, 21 Mart 2008
Güneydoğu'yu salt Fethullahçılar değil, El Kaide, Hizbullah ve Müslüman Kardeşler de kuşatıyor...
2008 Ocak ve Şubat ayında 700 işadamı Diyarbakır'a geliyor...
Bu konuya daha önce değindim...
Kurban Bayramı'nda yurtiçi ve yurtdışından 300 Fethullahçı işadamı Güneydoğu'da 50 bin kurban kestirip dağıtmıştı...
Şimdilerde Diyarbakır'da "ışık odaları" açılıyor, Hizbullah'ın Menzil kanadı da "Kuran okuma odaları"na ağırlık veriyor...
Güneydoğu tarikatçı ve köktendinci bir kuşatma altına giriyor...
Diyarbakır'da hedef, yoksul insanların oturduğu bölgeler, yani mahalleler...
Amaçları da belli. 2009 yerel seçimlerinde DTP'nin kalesini düşürmek...
Tayyip Bey ne demişti?
"Diyarbakır, Tunceli ve İzmir'i istiyorum..."
Hizbullah'ın Menzil kanadı AKP'ye iyice yaklaşmış ve devletin koruması altına girmiş...
Sözünü ettiğim "okuma odaları"nda Kuran öğretiliyor, 5-15 yaşalarındaki çocuklara. Diyarbakır Valisi, polis, MİT bu durumu biliyor.
Hizbullah, 1990'lı yıllarda Diyarbakır, Batman, Mardin gibi kentlerde devletin koruması altındaydı. Onca faili meçhul cinayeti Hizbullah militanları yaptı. Sonunda iş büyüdü, Hüseyin Velioğlu Beykoz'da öldürüldü. İkinci adam İsa Altsoy idi. Almanya'ya kaçtı.
Altsoy şimdilerde Frankfurt yakınlarında bir caminin imamı!..
Nedense Metin Kaplan'ın iadesini isteyen Türkiye, İsa Altsoy'u istemiyor.
Türkiye'yi yönetenler şimdilerde Hizbullah'ı yanlarına alıp, "Kuran kursu" açmalarına izin veriyorlar...
Bakın Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Hizbullah'ın Menzil kanadının çalışmalarına ne diyor:
"İnsanlarımızın güzel Kuran okuma kurslarına gitmesini de terörist faaliyet olarak göremeyiz." ( Funda Özkan - Radikal/11 Mart 2008)
DTP, AKP'nin "din eksenli" siyasetinden etkilendiğinden laik kimliğini atıp dinci kimliği sahipleniyor hemen...
Din adamlarından kurulu bir "bilim kurulu" oluşturup, Güneydoğu'daki "Nakşi" tabana yaklaşıyor.
Bence işi çok zor DTP'nin...
***
Güneydoğu'daki "Nakşiler" Barzani'yle yakın ilişkide. Barzani Nakşi. Zaten Tayyip Bey'e yakınlık bu nedenle. Arada Turgut Özal'ın kardeşi Korkut Özal da var...
Güneydoğu'da Fethullahçı Nakşi birlikteliği ivme kazanırken El Kaide ve Müslüman Kardeşler de DTP'ye değil, AKP'ye yakın duruyorlar...
AKP iktidarı çok açık biçimde din eksenli siyaset yapıyor, özellikle Güneydoğu'da "Nakşiliği" kullanarak "Kürt İslamı"na ivme kazandırıyor...
Burada önemli olan, aynı zamanda aşiret ve tarikat bağlarını güçlendirmektir...
Burada bir küçük not:
"Nakşilik Anadolu'ya Irak'ın kuzeyinden Kürtler tarafından getirilmiş, Güneydoğu'da ise önemli bir taban oluşturmuştur."
DTP öteden beri laikliği savunmuyor muydu?
DTP'lilerin zaman zaman gazetelerde de yer alan görüşleri şöyleydi:
"DTP laiklik konusunda bir sigortadır Türkiye için. Eğer DTP Güneydoğu'da etkinliğini kaybederse bölgede tarikatlar giderek güçlenir, gericilik hortlar..."
Biliyorsunuz, Talabani ve Barzani tarikat geleneğinden geliyor, buna Kürt kimliğini de ekleyip bölgede taraftar sağlıyor...
Bu noktada Tayyip Bey, "Diyarbakır'ı isterim" derken din ekseninde politika yaptıklarının işaretini veriyor...
Güneydoğu'ya Nakşilik medreseler yoluyla yayıldı; şimdilerde ise "okuma odaları"yla yayılıyor, aynı damardan beslenen Nurculuğun Fethullahçı kolu "okullar", "ışık evleri" ve "okuma odaları"yla AKP'yi siyasal güç odağı yapıyor...
***
DTP yöneticileri bunun farkında...
Onlar da dine sarıldılar, mitinglerde elinde Kuran bulunan başı sarıklı imamlardan medet umar hale geldiler...
Kürt Nakşiliği ve Türk Nakşiliği Güneydoğu'da AKP'de birleşti... Çünkü Nakşilik AKP'yle iktidadır...
Bu konuyu en iyi bilenler Dengir Mir Mehmet Fırat ve Abdülmelik Fırat değil midir?
Nakşilik dinden daha çok siyasettir; AKP de bunu çok iyi yapmaktadır...
Yazıma noktayı koyarken aklıma bir soru geldi...
Tayyip Bey ve Bülent Arınç Bey'in Kuran'dan surelerle yargıya kafa tutmaları ne anlama geliyor?
Bizim İkinci Cumhuriyetçi tosuncuklar ve Soros'un çocukları bu sözlere ne diyorlar?
Demokrasi ve düşünceyi ifade özgürlüğü!..
Hikmet Çetinkaya - Cumhuriyet, 21 Mart 2008
Etiketler:
AKP,
DTP,
Hikmet Çetinkaya,
Hizbullah
19 Mart 2008
Nalıncı Keseri
YARGITAY Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi'nde kapatma davası açtı...
*
Bunu duyan Başbakan Erdoğan, hukuka büyük saygısı olduğu için, "Yargıya intikal eden konular üzerinde konuşmamız yanlış olur" dedi.
Meclis Başkanı Toptan da, devleti temsil eden, sorumlu bir siyasetçi olduğunu kanıtlayıp, "Türkiye bir hukuk devletidir, Anayasa Mahkemesi'nin en doğru kararı vereceğine inanıyorum, herkes hukuka güvensin, müsterih olsun" dedi.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin ise, her zamanki gibi mantıklı ve olgundu, "Adalet Bakanı olarak, yargıya intikal eden bir konu hakkında yorum yapmam uygun olmaz, ancak şunu söyleyebilirim ki, siyasilerin kendilerini, davranış biçimlerini çek etmelerinde fayda var" dedi.
Eski Adalet Bakanı ve şimdiki Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ise, dayanamadı, vatandaşın duymak istediği en doğru cümleleri kullandı, "Hizmet için seçilenler, kavga çıkması, gerginlik olması için olaylara adeta çanak tutuyorlar, çok net iddia ediyorum, partinin kapatılmasını en çok siyasiler istiyor, yoksa bu kadar ahmakça politika güdülemezdi" dedi.
*
Ama ne zaman dediler bunları?
DTP için dava açıldığında!
*
Şimdi ne diyorlar?
"Garabet..."
"Yüz karası..."
"Halkı da kapatın bari!"
"Görülmemiş utanç..."
"Savcı yargılansın!"
"Savcı da ölümü tadacak!"
*
Zaten anlatmaya çalıştığımız bu...
Hukuk, bir gün herkese lazım!
Yılmaz Özdil - Hürriyet, 18 Mart 2008
*
Bunu duyan Başbakan Erdoğan, hukuka büyük saygısı olduğu için, "Yargıya intikal eden konular üzerinde konuşmamız yanlış olur" dedi.
Meclis Başkanı Toptan da, devleti temsil eden, sorumlu bir siyasetçi olduğunu kanıtlayıp, "Türkiye bir hukuk devletidir, Anayasa Mahkemesi'nin en doğru kararı vereceğine inanıyorum, herkes hukuka güvensin, müsterih olsun" dedi.
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin ise, her zamanki gibi mantıklı ve olgundu, "Adalet Bakanı olarak, yargıya intikal eden bir konu hakkında yorum yapmam uygun olmaz, ancak şunu söyleyebilirim ki, siyasilerin kendilerini, davranış biçimlerini çek etmelerinde fayda var" dedi.
Eski Adalet Bakanı ve şimdiki Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ise, dayanamadı, vatandaşın duymak istediği en doğru cümleleri kullandı, "Hizmet için seçilenler, kavga çıkması, gerginlik olması için olaylara adeta çanak tutuyorlar, çok net iddia ediyorum, partinin kapatılmasını en çok siyasiler istiyor, yoksa bu kadar ahmakça politika güdülemezdi" dedi.
*
Ama ne zaman dediler bunları?
DTP için dava açıldığında!
*
Şimdi ne diyorlar?
"Garabet..."
"Yüz karası..."
"Halkı da kapatın bari!"
"Görülmemiş utanç..."
"Savcı yargılansın!"
"Savcı da ölümü tadacak!"
*
Zaten anlatmaya çalıştığımız bu...
Hukuk, bir gün herkese lazım!
Yılmaz Özdil - Hürriyet, 18 Mart 2008
Etiketler:
AKP,
DTP,
Hürriyet Gazetesi,
Yılmaz Özdil
11 Mart 2008
AKP-Erbil-Bağdat Hattı...
Öyle anlaşılıyor ki 5 Kasım 2007'de Washington'da kabaca bir hat çizildi.
- ABD, kendi üretip geliştirdiği PKK'ye karşı bir dizginleme işine girecekti.
- Türkiye'ye sınır ötesi "sınırlı harekât için" izin verecekti.
- AKP hükümeti, PKK'nin biraz hırpalanması karşılığında Talabani ve Barzani ile siyasi ve iktisadi işbirliğini ileri götürecekti.
- Türk kamuoyunda ABD'ye karşı olan (yüzde 90) oranı böylece biraz geri çekilecekti.
- Ankara BOP'a, hükümeti ve askeri ile biraz daha bağlanmış olacaktı.
ABD, "AKP, Talabani (Bağdat), Barzani (Erbil) ve PKK (DTP) dörtgeni içinde" istediği amaçlar doğrultusunda ilerliyor. Geri çekilme sabahı olan 22 Şubat Cuma günü Cumhuriyet'te çıkan yazımda , "sınırlı askeri harekât karşılığında Kürdistan projesinde siyasi ilerleme sağlayacaklarını" madde madde anlattım.
Talabani'nin Ankara'ya, hem de Çankaya'ya gelişi ile 5 Kasım 2007'nin ikinci adımı da atıldı. PKK'nin TSK tarafından askeri olarak biraz yıpratılması karşılığında, Kürdistan projesinde ABD siyasi ilerleme sağladı.
AKP, ABD ile hangi konularda anlaştı? Ne Meclis ne de kamuoyu biliyor.
- Talabani (Bağdat) ve Barzani (Erbil) ile yakınlaşarak yeni bir zemin hazırlıyor.
- Talabani, Barzani ve PKK bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Onları birleştiren dış güç ABD ve AB'dir. Talabani'nin Çankaya'da onurlandırılması, Bağdat, Erbil, PKK (DTP) ve Washington çevreleri tarafından olumlu karşılandı.
- AKP alıştıra alıştıra, ABD'nin BOP'taki ilk Kürdistan adımını resmen atmış oldu.
Sonuçlara bakalım...
Olayın sonuçlarını geniş bir pencereden değerlendirmek gerekir. Son birkaç haftanın "askeri operasyon karesine" sıkıştığımız zaman tuzağa düşeriz, bir şey anlaşılmaz.
5 Kasım 2007'den sonra neler oldu? Kimler ne elde ettiler?
1)Türkiye'de AKP hükümeti kamuoyuna, "Meclis'te karar aldık, siyasi irade gösterdik, PKK'yi inine kadar izledik ve gerekeni yaptık" diyerek başarı kazanmış oldu.
2) TSK, en zor kış koşullarında, kısa süre için de olsa, başarılı bir kara harekâtını, "ABD'nin de bilgi desteği ile" başardı.
3) PKK'nin Irak'ın iç kesimlerine rahatlıkla kaçırılan ve saklanan geniş kesimi dışında kalan 250 dolayındaki terörist etkisiz hale getirildi.
4) ABD, "PKK'nin küçük bir bölümünü feda etme karşılığında" AKP'den Talabani ve Barzani ile işbirliği güvencesi aldı.
5) Geniş bir reform ve teröriste af paketi için güvence sağlandı. Hatta, Washington'a bazı taahhütlerde bulunulduğu ve bir "reform paketi sunulduğu" ortaya çıktı.
6) Amerika "Türk kamuoyunda rahatladı".
7) Türk-Kürt federasyonunu kamuoyunda tartışacak bir altyapının temelleri atıldı. Kimi yazarlar hemen işe koyuldular. ABD ve AB çevreleri, "siyasal çözüm taleplerini" sunmaya başladılar.
8) Siyasal çözüm adı altında, bireysel haklar yerine, "toplumsal haklar" gündeme getiriliyor.
9) Ve en önemlisi, asker ile CHP ve MHP'nin arası açıldı. ABD, AKP ve DTP açısından bundan iyi bir beklenti olur mu? Dün AKP ile liberaller çatışmaya başlamıştı; bugün, asker ile Meclis'teki muhalefet karşı karşıya getirildi.
ABD 5 Kasım'da kurguladığı oyunu adım adım sürdürüyor. Gates , "eski bir CIA başkanı olarak" çok başarılı bir oyun sergiledi.
Kazananlar; ABD, AKP ve DTP. Kaybedenler ise, Türkiye'nin geri kalanı. İşin en ilginç yanı, "tuzağa düşenler, yerdeki mayınları göre göre üzerine bastılar".
BOP yürüyor...
ABD ve AB'nin Büyük Ortadoğu Projesi AKP'nin de desteği ile adım adım yürütülüyor. Projeye Şanghay İşbirliği Örgütü üyeleri karşı çıkıyorlar. Rusya, Çin ve Hindistan önlemler alıyorlar.
Bölgemizde Türkiye, İran ve komşu Arap ülkeleri projenin hedef ülkeleri arasındalar. Türkiye ve Irak'ta, "ABD'nin desteği ile" işbaşına gelen yönetimler BOP'un bir parçası olmuşlar. En çelişkili ülke Türkiye.
- Görünürde, biçimsel bir demokrasi var. Açık bir rejim, her şey yazılıyor, çiziliyor, söyleniyor.
- Ama uygulamalar Türk halkının değil, bölgeyi sömüren Batı emperyalizminin işine yarıyor.
- Dinci ve sermayeci oligarşi işbaşında ve onların denetiminde.
- Sistem, "dinci ve büyük sermaye oligarşisi tarafından" kilitlenmiş durumda.
- Emperyalizme karşı Türkiye'nin tarafında durması gereken örgütler ve kurumlar birbirlerine düşmüşler. İnsanın kendi kendine yumruk atması gibi bir şey...
Türkiye bu kaostan çıkmak zorunda. Kendimizle ve emperyalizmle yüzleşmek zorundayız...
Erol Manisalı, Cumhuriyet - 10 Mart 2008
- ABD, kendi üretip geliştirdiği PKK'ye karşı bir dizginleme işine girecekti.
- Türkiye'ye sınır ötesi "sınırlı harekât için" izin verecekti.
- AKP hükümeti, PKK'nin biraz hırpalanması karşılığında Talabani ve Barzani ile siyasi ve iktisadi işbirliğini ileri götürecekti.
- Türk kamuoyunda ABD'ye karşı olan (yüzde 90) oranı böylece biraz geri çekilecekti.
- Ankara BOP'a, hükümeti ve askeri ile biraz daha bağlanmış olacaktı.
ABD, "AKP, Talabani (Bağdat), Barzani (Erbil) ve PKK (DTP) dörtgeni içinde" istediği amaçlar doğrultusunda ilerliyor. Geri çekilme sabahı olan 22 Şubat Cuma günü Cumhuriyet'te çıkan yazımda , "sınırlı askeri harekât karşılığında Kürdistan projesinde siyasi ilerleme sağlayacaklarını" madde madde anlattım.
Talabani'nin Ankara'ya, hem de Çankaya'ya gelişi ile 5 Kasım 2007'nin ikinci adımı da atıldı. PKK'nin TSK tarafından askeri olarak biraz yıpratılması karşılığında, Kürdistan projesinde ABD siyasi ilerleme sağladı.
AKP, ABD ile hangi konularda anlaştı? Ne Meclis ne de kamuoyu biliyor.
- Talabani (Bağdat) ve Barzani (Erbil) ile yakınlaşarak yeni bir zemin hazırlıyor.
- Talabani, Barzani ve PKK bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Onları birleştiren dış güç ABD ve AB'dir. Talabani'nin Çankaya'da onurlandırılması, Bağdat, Erbil, PKK (DTP) ve Washington çevreleri tarafından olumlu karşılandı.
- AKP alıştıra alıştıra, ABD'nin BOP'taki ilk Kürdistan adımını resmen atmış oldu.
Sonuçlara bakalım...
Olayın sonuçlarını geniş bir pencereden değerlendirmek gerekir. Son birkaç haftanın "askeri operasyon karesine" sıkıştığımız zaman tuzağa düşeriz, bir şey anlaşılmaz.
5 Kasım 2007'den sonra neler oldu? Kimler ne elde ettiler?
1)Türkiye'de AKP hükümeti kamuoyuna, "Meclis'te karar aldık, siyasi irade gösterdik, PKK'yi inine kadar izledik ve gerekeni yaptık" diyerek başarı kazanmış oldu.
2) TSK, en zor kış koşullarında, kısa süre için de olsa, başarılı bir kara harekâtını, "ABD'nin de bilgi desteği ile" başardı.
3) PKK'nin Irak'ın iç kesimlerine rahatlıkla kaçırılan ve saklanan geniş kesimi dışında kalan 250 dolayındaki terörist etkisiz hale getirildi.
4) ABD, "PKK'nin küçük bir bölümünü feda etme karşılığında" AKP'den Talabani ve Barzani ile işbirliği güvencesi aldı.
5) Geniş bir reform ve teröriste af paketi için güvence sağlandı. Hatta, Washington'a bazı taahhütlerde bulunulduğu ve bir "reform paketi sunulduğu" ortaya çıktı.
6) Amerika "Türk kamuoyunda rahatladı".
7) Türk-Kürt federasyonunu kamuoyunda tartışacak bir altyapının temelleri atıldı. Kimi yazarlar hemen işe koyuldular. ABD ve AB çevreleri, "siyasal çözüm taleplerini" sunmaya başladılar.
8) Siyasal çözüm adı altında, bireysel haklar yerine, "toplumsal haklar" gündeme getiriliyor.
9) Ve en önemlisi, asker ile CHP ve MHP'nin arası açıldı. ABD, AKP ve DTP açısından bundan iyi bir beklenti olur mu? Dün AKP ile liberaller çatışmaya başlamıştı; bugün, asker ile Meclis'teki muhalefet karşı karşıya getirildi.
ABD 5 Kasım'da kurguladığı oyunu adım adım sürdürüyor. Gates , "eski bir CIA başkanı olarak" çok başarılı bir oyun sergiledi.
Kazananlar; ABD, AKP ve DTP. Kaybedenler ise, Türkiye'nin geri kalanı. İşin en ilginç yanı, "tuzağa düşenler, yerdeki mayınları göre göre üzerine bastılar".
BOP yürüyor...
ABD ve AB'nin Büyük Ortadoğu Projesi AKP'nin de desteği ile adım adım yürütülüyor. Projeye Şanghay İşbirliği Örgütü üyeleri karşı çıkıyorlar. Rusya, Çin ve Hindistan önlemler alıyorlar.
Bölgemizde Türkiye, İran ve komşu Arap ülkeleri projenin hedef ülkeleri arasındalar. Türkiye ve Irak'ta, "ABD'nin desteği ile" işbaşına gelen yönetimler BOP'un bir parçası olmuşlar. En çelişkili ülke Türkiye.
- Görünürde, biçimsel bir demokrasi var. Açık bir rejim, her şey yazılıyor, çiziliyor, söyleniyor.
- Ama uygulamalar Türk halkının değil, bölgeyi sömüren Batı emperyalizminin işine yarıyor.
- Dinci ve sermayeci oligarşi işbaşında ve onların denetiminde.
- Sistem, "dinci ve büyük sermaye oligarşisi tarafından" kilitlenmiş durumda.
- Emperyalizme karşı Türkiye'nin tarafında durması gereken örgütler ve kurumlar birbirlerine düşmüşler. İnsanın kendi kendine yumruk atması gibi bir şey...
Türkiye bu kaostan çıkmak zorunda. Kendimizle ve emperyalizmle yüzleşmek zorundayız...
Erol Manisalı, Cumhuriyet - 10 Mart 2008
Etiketler:
ABD,
AKP,
BOP,
CHP,
Cumhuriyet Gazetesi,
DTP,
Erol Manisalı,
MHP
İslamcı İktidar, Kürtçü Muhalefet Oyunu ve GAP
ABD ve AB, Türkiye üzerinde "İslam ve Kürt kartlarını" oynuyorlar. Her iki kart " hem rakip ve alternatif hem de tamamlaşma halinde". Çelişkili gibi görülen bu durum, AKP iktidarı ile birlikte çok güzel oynanmaya başladı.
Güneydoğu'daki 22 Temmuz seçim sonuçlarını ve ileriye yönelik beklentileri alalım:
1) Güneydoğu'da hem AKP-DTP çatışması hem de örtüşmesi ile karşı karşıyayız. Biri İslamcı, diğeri Kürtçü (ayrılıkçı). Ortak noktaları ne? Cumhuriyetin değerlerine ve Lozan'a mesafeli (ve karşı) durmaları.
Her ikisi de bu nedenle, ABD ve AB'nin Türkiye üzerindeki hesapları (ve talepleri) ile örtüşüyorlar.
2) AKP iktidar partisi (ve iktidar); DTP ise muhalefet olarak sergilenmiş durumda. CHP ve MHP, ABD ve AB karşısında "ortaya net ve stratejik tavır koyamadıkları için" gerçek bir muhalefet olamıyorlar. Üstelik MHP'nin Abdullah Gül' ün Köşk'e çıkışına verdiği destek, AKP'nin iktidar koltuğunu sağlamlaştırmaktan başka bir işe yaramadı.
İktidar ve muhalefet adeta AKP ile DTP arasında bölüştürülmüş durumda. ABD, AB ve İsrail'in AKP üzerinden yürüttüğü plan başarılı bir biçimde işliyor. CHP kendi iç iktidar ve muhalefet kavgası içine itilmiş; MHP, AKP'nin yerini sağlamlaştırmasına yardım eder bir görünümde.
- AKP'nin İslamcı iktidarına karşılık,
- DTP Kürtçü (ve bölücü) muhalefeti oynuyor. ABD ve AB, iktidardan da muhalefetten de çok memnun. İşbirliği yapsalar Batı kazanıyor; çatışsalar da Batı'nın sonuçta kaybettiği bir şey olmayacak. İktidar da muhalefet de "Batıcı" olduğu için emperyalizm her iki durumda da kaybetmiyor.
İslamcı Kürtçü uzlaşması mı?
Acaba ABD (ve AB) önce biraz kapıştırıp sonuçta her iki tarafı da kendine muhtaç hale getirecek bir süreç mi başlattı? Öyle ya, her iki taraf da onların denetiminde, ipleri Batı'nın elinde.
"İşbirlikçi bir İslamcı Kürtçü yapılanma" en ideali olurdu. Batı emperyalizminin BOP içindeki hedeflerine büyük katkı sağlardı.
Biraz geriye dönüp Batı'nın Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) üzerindeki engellemelerini anımsamakta yarar var.
GAP, BOP'un alternatifiydi
Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi (GAP), dünyanın sayılı bölgesel kalkınma girişimlerinden birisiydi ve halen de bu potansiyeli vardır. GAP neydi?
- GAP, Güneydoğu Anadolu'da yalnız sulama ve elektrik enerjisi projesi değildir; çok geniş kapsamlı iktisadi, sosyal, kültürel ve siyasal bir projedir. Sosyal devletin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya elini uzatıp onu kucaklaması projesidir.
- İktisadi alanda tarıma dayalı sanayiden imalat ve enerji sanayii dallarına; ulaştırmadan iletişime çok geniş ve kapsamlı bir projedir.
- Yalnız Türkiye için değildir. İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün'e de etkisi vardır. Böylelikle, "bölge ülkeleri arasında iktisadi işbirliği için bir öncü proje niteliğindedir". Türkiye ve bölge ülkeleri arasında iktisadi (ve siyasi) işbirliğinin öncüsü olacak konumdaydı.
- Devlet ilk yıllarda, "kişi başına yatırım olarak", en büyük altyapı yatırımlarını GAP çerçevesinde buraya yapmaya başladı.
- ABD, AB ve İsrail, GAP projesini sabote etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. PKK terör örgütü Batı tarafından, GAP'ın önünü kesmek ve BOP'un yolunu açmak için başlatıldı.
Batı, kredi ve yatırım konusunda GAP'a tamamen uzak durdu, projenin yürümesini istemedi. Ankara'nın isteğine rağmen teknik yardım vermedi.
Çok ilginçtir, GAP'ın Ankara tarafından başlatılması ile PKK'nin silahlı eylemlere yönelmesi aynı tarihlere rastlar.
- PKK terörü, ABD ve AB tarafından desteklenmese ve GAP Ankara hükümetleri tarafından planlandığı gibi yürütülmüş olsa, "sosyal devlet Güneydoğu'da etkili ve başarılı olacaktı".
Ancak ne Türkiye'de sosyal devletin gelişimi ne de komşu ülkeler ile bölgesel işbirliği ABD, AB ve İsrail tarafından hiç istenmedi ve engellendi. Batı desteği ile Ankara'ya taşınan kimi hükümetler, Güneydoğu'ya Washington ve Brüksel'in gözü ile bakmaya başladılar. Sosyal devleti etkisiz hale getirirken GAP'ı da bir kenara ittiler.
- AKP hükümeti, Güneydoğu'da sosyal devlet ve iktisadi kalkınma yerine "kömür ve yiyecek dağıtarak" işini yürüttü. "Balık tutmayı öğretmek yerine" balık vererek amacına ulaştı. Aynen Marshall Yardımı ile ABD'nin bizim tesislerimizi kapattırıp askeri malzeme vermesi gibi.
Yazımın başında AKP ve DTP'nin bugün Güneydoğu'da "iktidar ve muhalefet sandalyelerinde" yarıştığını söylemiştim.
Bu süreç, ABD ve AB'nin BOP operasyonunun bir parçasıdır. Oysa Türkiye Cumhuriyeti'nin planladığı GAP, BOP'un önünü kesecek alternatif bölgesel işbirliği projesiydi.
Batı emperyalizmi, GAP'ın önünü kesti. İşleri piyasaya havale ettirdi. Şimdi BOP'u uygulamaya çalışıyorlar. Bölgede bugün GAP yerine İsrailliler, Amerikalılar ve Hıristiyan misyonerler oyunlarını oynuyorlar. Hem de hepimizin gözleri önünde...
5 Kasım ertesinde ve Abdullah Gül'ün Amerika ziyaretinden sonra neyi konuşuyoruz? Amerika PKK'yi geri çekecek ve AKP hükümeti buna karşılık onun Ortadoğu politikasına fiilen katılacak. Kısacası, "Küçük belanın rafa kaldırılması karşılığında başımıza büyük bela, BOP sarılacak". Amerika, PKK şantajından sonuç almış görünüyor. Ya da AKP ile Washington arasında oynanan bir oyun bu... Hem de Türkiye üzerinden...
Erol Manisalı, Cumhuriyet, 11 Ocak 2008
Güneydoğu'daki 22 Temmuz seçim sonuçlarını ve ileriye yönelik beklentileri alalım:
1) Güneydoğu'da hem AKP-DTP çatışması hem de örtüşmesi ile karşı karşıyayız. Biri İslamcı, diğeri Kürtçü (ayrılıkçı). Ortak noktaları ne? Cumhuriyetin değerlerine ve Lozan'a mesafeli (ve karşı) durmaları.
Her ikisi de bu nedenle, ABD ve AB'nin Türkiye üzerindeki hesapları (ve talepleri) ile örtüşüyorlar.
2) AKP iktidar partisi (ve iktidar); DTP ise muhalefet olarak sergilenmiş durumda. CHP ve MHP, ABD ve AB karşısında "ortaya net ve stratejik tavır koyamadıkları için" gerçek bir muhalefet olamıyorlar. Üstelik MHP'nin Abdullah Gül' ün Köşk'e çıkışına verdiği destek, AKP'nin iktidar koltuğunu sağlamlaştırmaktan başka bir işe yaramadı.
İktidar ve muhalefet adeta AKP ile DTP arasında bölüştürülmüş durumda. ABD, AB ve İsrail'in AKP üzerinden yürüttüğü plan başarılı bir biçimde işliyor. CHP kendi iç iktidar ve muhalefet kavgası içine itilmiş; MHP, AKP'nin yerini sağlamlaştırmasına yardım eder bir görünümde.
- AKP'nin İslamcı iktidarına karşılık,
- DTP Kürtçü (ve bölücü) muhalefeti oynuyor. ABD ve AB, iktidardan da muhalefetten de çok memnun. İşbirliği yapsalar Batı kazanıyor; çatışsalar da Batı'nın sonuçta kaybettiği bir şey olmayacak. İktidar da muhalefet de "Batıcı" olduğu için emperyalizm her iki durumda da kaybetmiyor.
İslamcı Kürtçü uzlaşması mı?
Acaba ABD (ve AB) önce biraz kapıştırıp sonuçta her iki tarafı da kendine muhtaç hale getirecek bir süreç mi başlattı? Öyle ya, her iki taraf da onların denetiminde, ipleri Batı'nın elinde.
"İşbirlikçi bir İslamcı Kürtçü yapılanma" en ideali olurdu. Batı emperyalizminin BOP içindeki hedeflerine büyük katkı sağlardı.
Biraz geriye dönüp Batı'nın Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) üzerindeki engellemelerini anımsamakta yarar var.
GAP, BOP'un alternatifiydi
Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi (GAP), dünyanın sayılı bölgesel kalkınma girişimlerinden birisiydi ve halen de bu potansiyeli vardır. GAP neydi?
- GAP, Güneydoğu Anadolu'da yalnız sulama ve elektrik enerjisi projesi değildir; çok geniş kapsamlı iktisadi, sosyal, kültürel ve siyasal bir projedir. Sosyal devletin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya elini uzatıp onu kucaklaması projesidir.
- İktisadi alanda tarıma dayalı sanayiden imalat ve enerji sanayii dallarına; ulaştırmadan iletişime çok geniş ve kapsamlı bir projedir.
- Yalnız Türkiye için değildir. İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün'e de etkisi vardır. Böylelikle, "bölge ülkeleri arasında iktisadi işbirliği için bir öncü proje niteliğindedir". Türkiye ve bölge ülkeleri arasında iktisadi (ve siyasi) işbirliğinin öncüsü olacak konumdaydı.
- Devlet ilk yıllarda, "kişi başına yatırım olarak", en büyük altyapı yatırımlarını GAP çerçevesinde buraya yapmaya başladı.
- ABD, AB ve İsrail, GAP projesini sabote etmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. PKK terör örgütü Batı tarafından, GAP'ın önünü kesmek ve BOP'un yolunu açmak için başlatıldı.
Batı, kredi ve yatırım konusunda GAP'a tamamen uzak durdu, projenin yürümesini istemedi. Ankara'nın isteğine rağmen teknik yardım vermedi.
Çok ilginçtir, GAP'ın Ankara tarafından başlatılması ile PKK'nin silahlı eylemlere yönelmesi aynı tarihlere rastlar.
- PKK terörü, ABD ve AB tarafından desteklenmese ve GAP Ankara hükümetleri tarafından planlandığı gibi yürütülmüş olsa, "sosyal devlet Güneydoğu'da etkili ve başarılı olacaktı".
Ancak ne Türkiye'de sosyal devletin gelişimi ne de komşu ülkeler ile bölgesel işbirliği ABD, AB ve İsrail tarafından hiç istenmedi ve engellendi. Batı desteği ile Ankara'ya taşınan kimi hükümetler, Güneydoğu'ya Washington ve Brüksel'in gözü ile bakmaya başladılar. Sosyal devleti etkisiz hale getirirken GAP'ı da bir kenara ittiler.
- AKP hükümeti, Güneydoğu'da sosyal devlet ve iktisadi kalkınma yerine "kömür ve yiyecek dağıtarak" işini yürüttü. "Balık tutmayı öğretmek yerine" balık vererek amacına ulaştı. Aynen Marshall Yardımı ile ABD'nin bizim tesislerimizi kapattırıp askeri malzeme vermesi gibi.
Yazımın başında AKP ve DTP'nin bugün Güneydoğu'da "iktidar ve muhalefet sandalyelerinde" yarıştığını söylemiştim.
Bu süreç, ABD ve AB'nin BOP operasyonunun bir parçasıdır. Oysa Türkiye Cumhuriyeti'nin planladığı GAP, BOP'un önünü kesecek alternatif bölgesel işbirliği projesiydi.
Batı emperyalizmi, GAP'ın önünü kesti. İşleri piyasaya havale ettirdi. Şimdi BOP'u uygulamaya çalışıyorlar. Bölgede bugün GAP yerine İsrailliler, Amerikalılar ve Hıristiyan misyonerler oyunlarını oynuyorlar. Hem de hepimizin gözleri önünde...
5 Kasım ertesinde ve Abdullah Gül'ün Amerika ziyaretinden sonra neyi konuşuyoruz? Amerika PKK'yi geri çekecek ve AKP hükümeti buna karşılık onun Ortadoğu politikasına fiilen katılacak. Kısacası, "Küçük belanın rafa kaldırılması karşılığında başımıza büyük bela, BOP sarılacak". Amerika, PKK şantajından sonuç almış görünüyor. Ya da AKP ile Washington arasında oynanan bir oyun bu... Hem de Türkiye üzerinden...
Erol Manisalı, Cumhuriyet, 11 Ocak 2008
Etiketler:
AB,
ABD,
AKP,
BOP,
Cumhuriyet Gazetesi,
DTP,
Erol Manisalı,
GAP
23 Aralık 2007
'Kendinize kürtçe bilen tercüman tutun'
DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, Ağrı parti binasında düzenlenen bayramlaşma töreninde konuşmasını Kürtçe olarak yaptı. Konuşmasını Türkçe olarak da yapmasını isteyen basın mensuplarına "Kendinize Kürtçe bilen tercüman tutun" dedi.
Demokratik Toplum Partisi (DTP) Van Milletvekili Özdal Üçer, Ağrı parti binasında kürtçe yaptığı konuşmadan sonra, Türkçe açıklama da yapmasını isteyen gazetecilere, “kürtçe bilen tercüman edinmeleri” önerisinde bulundu.
Milletvekili Üçer, partisinin Ağrı il başkanlığı binasında düzenlenen bayramlaşma törende partililere kürtçe konuştu. Konuşmasından sonra gazetecilerin, Türkçe açıklama da yapmasını istedikleri Üçer, “Türkçe açıklama yapmayacağım. Basın mensuplarından ricam şu: Ben söylediklerimi kendi dilimde söylüyorum. Sizler de kürtçe bilen birer tercüman edinirseniz herhangi bir sorun yaşanmayacağını düşünüyorum” dedi.
Üçer, bir gazetecinin, konuşmasında geçen ABD-Türkiye ilişkileri hakkındaki sorusuna ise Türkçe yanıt verdi. Üçer, “AK Parti Hükümetinin Meclis içerisinde bulunan kürt temsilcileri ile görüşme yerine ABD ile birlikte olduğunu” öne sürerek, sözünü ettiği “temsilcilerle diyaloğun geliştirilmesi halinde bu işin çok daha rahat çözüleceğini düşündüklerini” bildirdi.
Üçer, Şemdinli davası hakkındaki bir soruya da yine Türkçe olarak “Türkiye'de binlerce insanın, haklarında herhangi bir sabit suç olmaksızın yargılandıklarını ve cezaevlerinde kaldıklarını, ancak haklarında sabit suç delilleri olan kişilerin serbest bırakıldığını” ileri sürdü.
Kaynak: Hürriyet
Demokratik Toplum Partisi (DTP) Van Milletvekili Özdal Üçer, Ağrı parti binasında kürtçe yaptığı konuşmadan sonra, Türkçe açıklama da yapmasını isteyen gazetecilere, “kürtçe bilen tercüman edinmeleri” önerisinde bulundu.
Milletvekili Üçer, partisinin Ağrı il başkanlığı binasında düzenlenen bayramlaşma törende partililere kürtçe konuştu. Konuşmasından sonra gazetecilerin, Türkçe açıklama da yapmasını istedikleri Üçer, “Türkçe açıklama yapmayacağım. Basın mensuplarından ricam şu: Ben söylediklerimi kendi dilimde söylüyorum. Sizler de kürtçe bilen birer tercüman edinirseniz herhangi bir sorun yaşanmayacağını düşünüyorum” dedi.
Üçer, bir gazetecinin, konuşmasında geçen ABD-Türkiye ilişkileri hakkındaki sorusuna ise Türkçe yanıt verdi. Üçer, “AK Parti Hükümetinin Meclis içerisinde bulunan kürt temsilcileri ile görüşme yerine ABD ile birlikte olduğunu” öne sürerek, sözünü ettiği “temsilcilerle diyaloğun geliştirilmesi halinde bu işin çok daha rahat çözüleceğini düşündüklerini” bildirdi.
Üçer, Şemdinli davası hakkındaki bir soruya da yine Türkçe olarak “Türkiye'de binlerce insanın, haklarında herhangi bir sabit suç olmaksızın yargılandıklarını ve cezaevlerinde kaldıklarını, ancak haklarında sabit suç delilleri olan kişilerin serbest bırakıldığını” ileri sürdü.
Kaynak: Hürriyet
27 Kasım 2007
DTP, ETP, FTP... Harf çok ZTP’ye kadar yolu var
Günlerdir tartışılıyor...
DTP kapatılsın mı?
Kapatılmasın mı?
*
Kapatılırsa ne olacak?
Yenisi açılacak.
Kapattın daha önce...
Yine açtı.
*
Peki...
Mesela, Avrupa’da parti kapatan "tek" devlet bizimki mi?
Değil.
Ama, Avrupa’da "en çok" kapatan bizimki.
Niye?
Çünkü, Avrupa’da kapatılan partiyi, hem de aynı kadrolarla, bir daha açtırmazlar adama...
Yok öyle yağma!
Bizde ise, çaycı alırken bile temiz káğıdı istiyorlar, parti kurmaya kalk, tescilli PKK’lı bile olsan, fark etmiyor...
Bile bile lades!
*
E sonra?
"Aç kapa, aç kapa!"
Nasıl olsa, soran yok...
"Kardeşim, devlet mi yönetiyorsun, musluk reklamı mı çekiyorsun?"
*
Halbuki...
3 satır tarih okusan.
Aradan 89 sene geçmesine rağmen, Kürt Teali Cemiyeti ile PKK arasında hiçbir fark olmadığını görürsün.
Bu topraklarda kurulan, Kürt İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni, Kürt Milli Fırkası’nı, Kürdistan Teşriki Mesai Cemiyeti’ni hatırlamazsan... Hadiseyi sadece DTP’den ibaret sanman, normal.
Osmanlı’daki Jin, Rozi dergilerini, Serbesti Gazetesi’ni bilmezsen...
Roj TV’yi yeni icat zannetmen de, normal.
Suudi Arabistanlı Lawrence vardı da, Binbaşı Noel yok muydu?
Bugün Amerikalı General Petraeus var da, o gün, Amiral Bristol yok muydu?
Şeyh Said’in taaa 1925’te ayaklanma için belirlediği tarih, Nevruz değil miydi?
Zaten asıl mesele, yine Musul’un, petrolün paylaşımı değil miydi?
*
Öyleydi... Ama, demem o değil.
*
PKK’nın 1978’de kurulduğunu kabul edersek, o günden bugüne, yönetim kadroları aynı mı?
Aynı.
Ya bizim?
10 başbakan değişti.
6 cumhurbaşkanı.
*
Var mı devlet politikası?
Yok.
Ecevit’in yoğurt yiyişi farklıydı, Demirel’in farklı... Yılmaz başka baktı, Çiller başka, Erdoğan başka bakıyor... Evren’in görüşü ne yöndeydi, Özal’ın ne yöndeydi, Gül’ün ne yönde?
Öbürü, ısrarla, hep aynı hat üzerinde ilerliyor.
Sen, habire şerit değiştiriyorsun.
*
Netice?
İşte böyle, döner dolaşır, gelirsin başladığın noktaya ve sanki ilk kez duyuyormuş gibi sorarsın, "kapatalım mı, kapatmayalım mı?"
Yılmaz Özdil - Hürriyet, 27 Kasım 2007
DTP kapatılsın mı?
Kapatılmasın mı?
*
Kapatılırsa ne olacak?
Yenisi açılacak.
Kapattın daha önce...
Yine açtı.
*
Peki...
Mesela, Avrupa’da parti kapatan "tek" devlet bizimki mi?
Değil.
Ama, Avrupa’da "en çok" kapatan bizimki.
Niye?
Çünkü, Avrupa’da kapatılan partiyi, hem de aynı kadrolarla, bir daha açtırmazlar adama...
Yok öyle yağma!
Bizde ise, çaycı alırken bile temiz káğıdı istiyorlar, parti kurmaya kalk, tescilli PKK’lı bile olsan, fark etmiyor...
Bile bile lades!
*
E sonra?
"Aç kapa, aç kapa!"
Nasıl olsa, soran yok...
"Kardeşim, devlet mi yönetiyorsun, musluk reklamı mı çekiyorsun?"
*
Halbuki...
3 satır tarih okusan.
Aradan 89 sene geçmesine rağmen, Kürt Teali Cemiyeti ile PKK arasında hiçbir fark olmadığını görürsün.
Bu topraklarda kurulan, Kürt İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni, Kürt Milli Fırkası’nı, Kürdistan Teşriki Mesai Cemiyeti’ni hatırlamazsan... Hadiseyi sadece DTP’den ibaret sanman, normal.
Osmanlı’daki Jin, Rozi dergilerini, Serbesti Gazetesi’ni bilmezsen...
Roj TV’yi yeni icat zannetmen de, normal.
Suudi Arabistanlı Lawrence vardı da, Binbaşı Noel yok muydu?
Bugün Amerikalı General Petraeus var da, o gün, Amiral Bristol yok muydu?
Şeyh Said’in taaa 1925’te ayaklanma için belirlediği tarih, Nevruz değil miydi?
Zaten asıl mesele, yine Musul’un, petrolün paylaşımı değil miydi?
*
Öyleydi... Ama, demem o değil.
*
PKK’nın 1978’de kurulduğunu kabul edersek, o günden bugüne, yönetim kadroları aynı mı?
Aynı.
Ya bizim?
10 başbakan değişti.
6 cumhurbaşkanı.
*
Var mı devlet politikası?
Yok.
Ecevit’in yoğurt yiyişi farklıydı, Demirel’in farklı... Yılmaz başka baktı, Çiller başka, Erdoğan başka bakıyor... Evren’in görüşü ne yöndeydi, Özal’ın ne yöndeydi, Gül’ün ne yönde?
Öbürü, ısrarla, hep aynı hat üzerinde ilerliyor.
Sen, habire şerit değiştiriyorsun.
*
Netice?
İşte böyle, döner dolaşır, gelirsin başladığın noktaya ve sanki ilk kez duyuyormuş gibi sorarsın, "kapatalım mı, kapatmayalım mı?"
Yılmaz Özdil - Hürriyet, 27 Kasım 2007
Etiketler:
DTP,
Hürriyet Gazetesi,
Yılmaz Özdil
28 Eylül 2007
"9 gencin üzerine 10 bin kişilik orduyu gönderiyorlar"
HAKKARİ’nin Yüksekova İlçesi HADEP’li Eski Belediye Başkanı Hetem İke, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. İke için Yüksekova Belediyesi önünde cenaze töreni düzenlendi. Törene katılan DTP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Demirtaş, PKK’lı teröristleri kastederek, "9 gencin üzerine 10 bin kişilik orduyu Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla gönderiyorlar. Şimdi buna ister kahramanlık deyin, ister zafer deyin. Bundan utanç duymuyorlar" dedi.
Kanser tedavisi gördüğü İstanbul Sefaköy Doğan Hastanesi’nde 2 gün önce hayatını kaybeden Yüksekova’nın HADEP’li Eski Belediye Başkanı Hetem İke'nin cenazesi, bugün uçakla İstanbul’dan Van’a, buradan da karayoluyla Yüksekova İlçesi’ne getirildi. İke için Yüksekova Belediyesi önünde cenaze töreni düzenlendi. Törene, DTP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Demirtaş, DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, DTP Hakkari Milletvekili Hamit Geylani, çevre il ve ilçelerdeki DTP’li belediye başkanları ve 10 bin civarında vatandaş katıldı. Saygı duruşu ile başlayan törende PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan lehine ‘Biji serok Apo’ ve ‘Şehitler ölmez’ sloganları atıldı.
DTP Genel Başkan Yardımcsı Demirtaş, yaptığı konuşmasında PKK’lı teröristleri kastederek, 9 gencin üzerine 10 bin kişilik ordunun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla gönderildiğini söyledi. Demirtaş, “Şimdi buna ister kahramanlık deyin, ister zafer deyin. Bundan utanç duymuyorlar. Bundan utanç duymayacak mıyız? Her gün bu acılar yaşanırken biz halen barış diyoruz. Ama maalesef AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da ‘Ya bu düzene teslim olun ya da, dağlara gidin’ diyor. Bizim acımız daha çoktur. Halkın öncü insana ihtiyacı vardır. Çünkü her zamankinden fazla inkar ve imha zihniyeti bu halkın üzerine geliyor. Bunun bir tek adı var. Direnin diyorlar başka yaşam hakkı tanımıyorlar. Biz direneceğiz” dedi.
Konuşmaların ardından İke’nin DTP bayrağı ve sarı, kırmızı, yeşil renkli beze sarılı tabutu omuzlarda taşınarak Eski Kışla Mezarlığı’na götürülerek toprağa verildi. Kalabalık cenazenin toprağa verilmesinin ardından sessizce dağıldı.
Son bir hafta içinde Hakkari'nin Çukurca ve Şırnak'ın Beytüşşebap İlçelerinde düzenlenen operasyonlarda 9 terörist ölü ele geçirilmişti.
Kaynak: Hürriyet
Kanser tedavisi gördüğü İstanbul Sefaköy Doğan Hastanesi’nde 2 gün önce hayatını kaybeden Yüksekova’nın HADEP’li Eski Belediye Başkanı Hetem İke'nin cenazesi, bugün uçakla İstanbul’dan Van’a, buradan da karayoluyla Yüksekova İlçesi’ne getirildi. İke için Yüksekova Belediyesi önünde cenaze töreni düzenlendi. Törene, DTP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Demirtaş, DTP Van Milletvekili Özdal Üçer, DTP Hakkari Milletvekili Hamit Geylani, çevre il ve ilçelerdeki DTP’li belediye başkanları ve 10 bin civarında vatandaş katıldı. Saygı duruşu ile başlayan törende PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan lehine ‘Biji serok Apo’ ve ‘Şehitler ölmez’ sloganları atıldı.
DTP Genel Başkan Yardımcsı Demirtaş, yaptığı konuşmasında PKK’lı teröristleri kastederek, 9 gencin üzerine 10 bin kişilik ordunun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla gönderildiğini söyledi. Demirtaş, “Şimdi buna ister kahramanlık deyin, ister zafer deyin. Bundan utanç duymuyorlar. Bundan utanç duymayacak mıyız? Her gün bu acılar yaşanırken biz halen barış diyoruz. Ama maalesef AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da ‘Ya bu düzene teslim olun ya da, dağlara gidin’ diyor. Bizim acımız daha çoktur. Halkın öncü insana ihtiyacı vardır. Çünkü her zamankinden fazla inkar ve imha zihniyeti bu halkın üzerine geliyor. Bunun bir tek adı var. Direnin diyorlar başka yaşam hakkı tanımıyorlar. Biz direneceğiz” dedi.
Konuşmaların ardından İke’nin DTP bayrağı ve sarı, kırmızı, yeşil renkli beze sarılı tabutu omuzlarda taşınarak Eski Kışla Mezarlığı’na götürülerek toprağa verildi. Kalabalık cenazenin toprağa verilmesinin ardından sessizce dağıldı.
Son bir hafta içinde Hakkari'nin Çukurca ve Şırnak'ın Beytüşşebap İlçelerinde düzenlenen operasyonlarda 9 terörist ölü ele geçirilmişti.
Kaynak: Hürriyet
10 Eylül 2007
İhanetin Belgesi
Etiketler:
Diyarbakır,
DTP,
Osman Baydemir,
PKK,
Video
09 Eylül 2007
"Kardeşlerime terörist diyemem"
Hürriyet Video'larını izlemet için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 60. Hükümet programı görüşmeleri sırasında Meclis kürsüsünden Demokratik Toplum Partisi'ne yaptığı "PKK'ya terör örgütü deyin" çağrısına DTP'den yanıt geldi.
DTP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel, "Kimse bizden kardeşlerimizi terörist ilan etmemizi beklemesin. Hiçbir Kürt bunu demez" diye konuştu.
Batman'da, 'Hasankeyf Kültür ve Sanat Festivali' etkinlikleri kapsamında belediye tarafından yapılan Yaşar Kemal Kent Ormanı'nın açılışı için bir tören düzenlendi. Törene, AKP İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç ve AKP Batman Milletvekili Mehmet Emin Ekmen ile DTP'li Tuncel katıldı.
21 arkadaşıyla Meclis'te temsil edildiklerini belirten Tuncel, şunları söyledi: "Bize dediler ki, çocuklarınızı terörist ilan edin, sizi farklı görelim. Kimse bunu bizden beklemesin. Hiçbir Kürt ferdi bunu kabul etmez. Kendi farklılıklarımızla bu coğrafyada yaşamak istiyoruz. İlk kez bu kadar Kürtlerin temsil oranı var. Bu şansı iktidar partisinin iyi değerlendirmesi gerekiyor."
Erdoğan, salı günü Meclis'te yaptığı konuşmada DTP'nin farklılık vurgusuna dikkat çekerek, "Elbette farklılıklarımız zenginliklerimizdir, ancak öncelikle terör örgütünü terör örgütü ilan edeceksiniz" demişti.
Kaynak: Hürriyet
Etiketler:
DTP,
Hürriyet Gazetesi,
PKK,
Sabahat Tuncel,
Video
04 Eylül 2007
DTP'li İl Başkanı teröristler için ''şehit'' dedi
SİİRT'te güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmada öldürülen 2 PKK’lı teröristin cenazelerinin ailesine verilmemesine tepki gösteren DTP'li bir grup, Şanlıurfa'da gösteri yaptı. DTP Şanlıurfa İl Başkanı Mustafa Demir, ‘şehit’ olarak nitelendirdiği teröristlerin cenazeleri için bundan sonra gıyaplarında tören düzenleyeceklerini söyledi.
Siirt’in Pervari İlçesi’nin Doğanca Köyü kırsalında çıkan çatışmada öldürülen Suruç doğumlu 31 yaşındaki ‘Hebun’ kod adlı Müslüm Solmaz ile 24 yaşındaki yine Suruç doğumlu ‘Cudi- Cesur GAP’ kod adlı Mehmet Kurttekin’in cenazelerinin bugüne kadar yakınlarına teslim edilmemesi üzerine, yaklaşık 300 kişilik DTP'li grup izinsiz gösteri yaptı. DTP Şanlıurfa İl Başkanı Mustafa Demir ve DTP İlçe Başkanı Şükrü Binici’nin de aralarında bulunduğu kalabalık, öldürülen teröristlerle, terör örgütünün elebaşısı Abdullah Öcalan’ın posterini açtı. Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan kalabalık sık sık ‘Şehit Namırın’, ‘Biji Apo’ sloganları attı. Teröristlerin aileleri ise zılgıtlar çekilerek karşılandı.
Burada 2 teröristin gıyabında düzenlenen cenaze töreninde DTP Şanlıurfa İl Başkanı Mustafa Demir, bir konuşma yaparak, “Şu ana kadar öldürülen soydaşlarımızın cenazeleri sahiplerine teslim edilmedi. Bundan sonra gıyabi şehit cenazeleri törenlerini düzenleyeceğiz'' dedi. Alanda toplanan grup ölen PKK’lı teröristiler için saygı duruşunda bulundu. Ardından Suruç DTP İlçe Başkanı Şükrü Binici ve kalabalık öldürülen teröristlerden Mehmet Kurttekin’in Sarayaltı Mahallesi’ndeki evine giderek, taziye çadırında ailesine başsağlığı ziyaretinde bulundu. Çok sayıda sivil polisin uzaktan izlediği grup daha sonra sessizce dağıldı.
Öte yandan öldürülen terörist Mehmet Kurttekin’in cenazesini almak için Pervari Cumhuriyet Savcılığı’na amcası Kemal Kurttekin'in başvuruda bulunduğu belirtildi.
‘DAĞA ÇIKARIZ’ TEHDİDİ
Şanlıurfa’da öldürülen teröristler için eylem yapan grup, daha sonra araçlarla ‘Hebun’ kod adlı Müslüm Solmaz’ın ailesine taziye ziyaretinde bulunmak üzere Gaziantep’in Nizip İlçesi’ne gitti. Yaklaşık 500 kişilik bir grup, eski Nizip yolundan ilçeye girerken önlem alan polis tarafından durduruldu. Polis, grubu kontrollü olarak ilçeye alırken plakası bulunmayan bir aracın sürücüsüne 52 YTL para cezası kesti. Bu nedenle grup ile polisler arasında tartışma yaşandı. Tartışma büyümeden önlendi ve grup Nizip ilçe merkezine girdi.
Aralarında, DTP Gaziantep İl Başkanı Mustafa Türk, DTP Nizip İlçe Başkanı Müslüm Öztaşdöndören’ın da bulunduğu grup Müslüm Solmaz’ın evine ellerinde terör örgütü bayrakları ve Apo posterleriyle yürüdü. Bu sırada, ‘Katil Erdoğan’, ‘Canımızı sıkma, bizi dağa çıkarma’, ‘İmralı sen bizim her şeyimizsin’ sloganları attı.
Grup, terörist Müslüm Solmaz’ın babası Halil Solmaz’a taziye ziyaretinde bulundu. 1999’dan bu yana örgütte bulunan ve ailesi tarafından polisin sorgulaması sırasında “Almanya’ya gitti'' iddiasında bulunduğu Solmaz’ın çok sayıda eyleme katıldığı belirtildi.
Kaynak: Milliyet
Siirt’in Pervari İlçesi’nin Doğanca Köyü kırsalında çıkan çatışmada öldürülen Suruç doğumlu 31 yaşındaki ‘Hebun’ kod adlı Müslüm Solmaz ile 24 yaşındaki yine Suruç doğumlu ‘Cudi- Cesur GAP’ kod adlı Mehmet Kurttekin’in cenazelerinin bugüne kadar yakınlarına teslim edilmemesi üzerine, yaklaşık 300 kişilik DTP'li grup izinsiz gösteri yaptı. DTP Şanlıurfa İl Başkanı Mustafa Demir ve DTP İlçe Başkanı Şükrü Binici’nin de aralarında bulunduğu kalabalık, öldürülen teröristlerle, terör örgütünün elebaşısı Abdullah Öcalan’ın posterini açtı. Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan kalabalık sık sık ‘Şehit Namırın’, ‘Biji Apo’ sloganları attı. Teröristlerin aileleri ise zılgıtlar çekilerek karşılandı.
Burada 2 teröristin gıyabında düzenlenen cenaze töreninde DTP Şanlıurfa İl Başkanı Mustafa Demir, bir konuşma yaparak, “Şu ana kadar öldürülen soydaşlarımızın cenazeleri sahiplerine teslim edilmedi. Bundan sonra gıyabi şehit cenazeleri törenlerini düzenleyeceğiz'' dedi. Alanda toplanan grup ölen PKK’lı teröristiler için saygı duruşunda bulundu. Ardından Suruç DTP İlçe Başkanı Şükrü Binici ve kalabalık öldürülen teröristlerden Mehmet Kurttekin’in Sarayaltı Mahallesi’ndeki evine giderek, taziye çadırında ailesine başsağlığı ziyaretinde bulundu. Çok sayıda sivil polisin uzaktan izlediği grup daha sonra sessizce dağıldı.
Öte yandan öldürülen terörist Mehmet Kurttekin’in cenazesini almak için Pervari Cumhuriyet Savcılığı’na amcası Kemal Kurttekin'in başvuruda bulunduğu belirtildi.
‘DAĞA ÇIKARIZ’ TEHDİDİ
Şanlıurfa’da öldürülen teröristler için eylem yapan grup, daha sonra araçlarla ‘Hebun’ kod adlı Müslüm Solmaz’ın ailesine taziye ziyaretinde bulunmak üzere Gaziantep’in Nizip İlçesi’ne gitti. Yaklaşık 500 kişilik bir grup, eski Nizip yolundan ilçeye girerken önlem alan polis tarafından durduruldu. Polis, grubu kontrollü olarak ilçeye alırken plakası bulunmayan bir aracın sürücüsüne 52 YTL para cezası kesti. Bu nedenle grup ile polisler arasında tartışma yaşandı. Tartışma büyümeden önlendi ve grup Nizip ilçe merkezine girdi.
Aralarında, DTP Gaziantep İl Başkanı Mustafa Türk, DTP Nizip İlçe Başkanı Müslüm Öztaşdöndören’ın da bulunduğu grup Müslüm Solmaz’ın evine ellerinde terör örgütü bayrakları ve Apo posterleriyle yürüdü. Bu sırada, ‘Katil Erdoğan’, ‘Canımızı sıkma, bizi dağa çıkarma’, ‘İmralı sen bizim her şeyimizsin’ sloganları attı.
Grup, terörist Müslüm Solmaz’ın babası Halil Solmaz’a taziye ziyaretinde bulundu. 1999’dan bu yana örgütte bulunan ve ailesi tarafından polisin sorgulaması sırasında “Almanya’ya gitti'' iddiasında bulunduğu Solmaz’ın çok sayıda eyleme katıldığı belirtildi.
Kaynak: Milliyet
01 Eylül 2007
"PKK'ya terörist diyemeyiz"
DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un sözlerine karşılık "PKK'yı terör örgütü kabul etsinler diyorlar. Biz birileri istiyor diye öyle bir açıklama yapmayız" dedi.
Ben askerim, teröristleri muhatap almam" sözlerini ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un 30 Ağustos resepsiyonuna davet edilmeyen DTP'lilere ilişkin "Önce onlar PKK'nın terör örgütü olduğunu kabul etsinler" açıklamasını değerlendirdi.
Türk şöyle konuştu: "PKK'yı terör örgütü kabul etsinler diyorlar. Biz birileri istiyor diye öyle bir açıklama yapmayız. Biz çözümü şiddette, silahta aramıyoruz. Çatışmanın bitmesi gerekir diyoruz. Medeni biçimde sorunlar çözülmeli diyoruz. İnkar, ötekileştirici, dışlayıcı mantık olursa biz karşısındayız. Genelkurmay Başkanlığı ile polemiğe girmek istemiyoruz. Şiddetin, kanın durması için çaba gösteriyoruz."
Kaynak: Vatan Gazetesi
Ben askerim, teröristleri muhatap almam" sözlerini ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ'un 30 Ağustos resepsiyonuna davet edilmeyen DTP'lilere ilişkin "Önce onlar PKK'nın terör örgütü olduğunu kabul etsinler" açıklamasını değerlendirdi.
Türk şöyle konuştu: "PKK'yı terör örgütü kabul etsinler diyorlar. Biz birileri istiyor diye öyle bir açıklama yapmayız. Biz çözümü şiddette, silahta aramıyoruz. Çatışmanın bitmesi gerekir diyoruz. Medeni biçimde sorunlar çözülmeli diyoruz. İnkar, ötekileştirici, dışlayıcı mantık olursa biz karşısındayız. Genelkurmay Başkanlığı ile polemiğe girmek istemiyoruz. Şiddetin, kanın durması için çaba gösteriyoruz."
Kaynak: Vatan Gazetesi
29 Temmuz 2007
PKK'lı teröristten şok itiraflar
PKK’nın Kuzey Irak’taki kamplarında 3 yıl boyunca silahlı faaliyet yürüten Atatürk Üniversitesi sınıf öğretmenliği mezunu Gül Kırtan, PKK’nın Haftanin Kampı'nda grup sorumlusu olan babası Şükrü Kırtan’ın örgüt tarafından infaz edildiğini öğrenince, kaçarak güvenlik güçlerine teslim oldu. Kırtan, etkin pişmanlıktan yararlandırılarak ceza verilmeden serbest bırakıldı.
Şırnak’ın Silopi ilçesinde 6 ay önce güvenlik güçlerine teslim olduktan sonra tutuklanan 26 yaşındaki ‘Rejne Pir’ kod adlı PKK’lı Gül Kırtan, 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Atatürk Üniversitesi’nde 4 yıl sınıf öğretmenliği öğrenimi gören ve mezun olduktan sonra 3 yıl önce örgüte katılan Gül Kırtan savunmasında, "Babam 1990 yılında PKK’ya katıldı. Haftanin Kampı'nda grup sorumlusuydu. Babamın 1995 yılında bir çatışmada öldüğü bize bildirildi. Ancak atılan bir iftiradan dolayı örgüt tarafından infaz edildiğini Zap Kampı sorumlusu Haki Akçay bana söyledi. Bunu duyunca örgüte kin ve nefretin arttı ve teslim olmaya karar verdim" dedi.
KPSS'YE KATILMIŞ
Kapatılan DEHAP’ın Ankara’daki kongre ve konferanslarına katıldığını, gençlik örgütlenmesi içinde yer aldığını belirten Kırtan şunları anlattı:,
"DEHAP Genel Merkezi'nde gençlik eğitimi aldıktan sonra örgüte katıldım. Asıl amacım babamın akibetini öğrenmekti. Çünkü bana örgüte katılabileceğim yönünde olumlu cevap gelince ben bir süre erteledim. Erteleme sebebim ise okuldan mezun olup, KPSS'ye girmek için önüme bir engel çıkmamasıydı. KPSS için resmi başvurumu yaptıktan sonra örgüte katıldım.
Çünkü geri dönmek üzere gittim. Operasyonları durdurmak için kendilerine ‘canlı kalkan’ adını veren grubun sorumlusu Şevket Yıldız örgüte katılmama yardımcı oldu. Kampta örgüte katılmadan önce, devlet adına terörle mücadelede görev yapmış asker, polis veya MİT mensubu olabilir ‘Kava’ kod adlı örgüt mensubu vardı. Bu kişi Diyarbakırlıydı. Örgüt ajan olabileceği ihtimali nedeniyle bu kişinin kullandığı kod ismine layık olmadığı için adını ‘Zalim Dehak’ olarak değiştirdi. Sonra da Türkçe'de isimsiz anlamına gelen ‘Benav’ adı verildi. Bu şekilde teşhir edilince kaçıp KDP’ye teslim oldu."
KAMPTA DENİZ SUBAYI
Kampta daha çok Doğu bloku ülkeleri yapımı silahların tanıtımı ve kullanımı üzerine eğitim aldıklarını ifade eden Gül Kırtan şöyle devam etti:
"Merkezi İstanbul’da bulunan Özgür Halk adlı dergide çalışan ‘Erdem’ kod adlı kişi, örgüt mensubu olan bir kızı sevdiğini açıkça söyleyince, aşırı derecede rencide edilerek teşhir edildi. Erdem kendi silahıyla intihar etti, ilk müdahalesi kasıtlı olarak geç yapılınca öldü. Halen örgütün Botan eyaletinde faaliyet gösteren ‘Çiçek’ kod adlı kadın intihar saldırısı yapmak için örgüte yazılı dilekçe verdi. Ayrıca ‘Ali Kemal’ kod adlı Amasyalı ve aslen Türk olan örgüt mensubu eşiyle birlikte örgüte katıldı. Bu kişi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı bir subay okulundan mezun olduktan sonra örgüte katılmıştı. Şırnak kırsalında bir süre kaldıktan sonra Kandil ve Zap kamplarına geldi ve şu anda siyasal birim içinde eğitim veriyor. Eşi örgütten kaçtı. Kendisi askeri kanadın disiplin kurulundan sorumludur."
DTP'Lİ YÖNETİCİLER KANDİL'E GELDİ
PKK’dan kaçmak için Özel Kuvvetler eğitmenliğinde sabotaj uzmanlık eğitimi aldığını, çünkü sabotaj eğitimi alanların eylem için şehirlere gönderildiğini belirten Kırtan şunları söyledi:
"PKK’nın DTP’yle doğrudan ilişkisi var. DTP'li üye ve yöneticiler çeşitli dönemlerde Kandil ve Hınere kamplarına gelerek ideolojik eğitim alıyorlar, ardından legal zeminde siyaset yapmak için Türkiye’ye gönderiliyorlar. Ayrıca DTP içerisinde aktif görev alan eş genel başkanlar dahil tüm üyeler, örgüt propagandası ve ajitasyon faaliyeti yürüterek kitleleri etkilemeye yönelik çalışıyorlar. DEHAP’ın Ankara Gençlik örgütlenmesi sorumlusu Mahmut Bilgin de Hınere Kampı'na gelerek sık sık ideolojik eğitim alıyor. Bu kişinin şu anda DTP içinde hangi görevde olduğunu bilmiyorum. PKK’dan kaçan yaklaşık 2 bin civarında kişi var. Bunlar Irak, Suriye ve Avrupa ülkelerine gittiler."
ABD SİLAH VERİYOR
ABD’li askeri ve siyasi temsilcilerin, 28 Haziran 2006 günü Kuzey Irak’taki Hakurk kampındaki dış ilişkiler idare birimi denilen yerde PKK’nın üst düzey yöneticisi Murat Karayılan ile gizli görüşme yaptıklarını belirten Gül Kırtan, örgütün geçen yıl aldığı eylemsizlik kararının da bu görüşme sonrası ABD güdümünde alındığını ileri sürdü.
Gül Kırtan, "Örgütün şu anda KDP, KYB ve Rusya ile diplomatik ilişkileri çok güçlü. Ayrıca örgüt propagandasına yönelik çekimleri yapılan ve oyuncuları dağ kadrosundaki PKK’lılardan oluşan ‘Beritan’ adlı filmin finansörlüğünü de Almanya’dan gelen bir işadamı üstlendi. Fransa ve Yunanistan’dan da birer grup Hınere kampına geldi. PKK, ABD’den silah, KDP ve KYB’den ise erzak alıyor" dedi.
TAK, KARAYILAN'A BAĞLI ÇALIŞIYOR
PKK içerisinde 60 kişilik ‘Ölümsüzler Taburu’ adı verilen intihar komandosu grubu bulunduğunu kaydeden Gül Kırtan itiraflarını şöyle sürdürdü:
"Türkiye metropollerinde eylem yapan TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri), örgütün askeri kanadının 3'üncü kongresinde, askeri kanat sorumlusu Bahoz Erdal’ın önerisiyle kuruldu. Bu birim, örgütün meşru savunma stratejisine ters düşen ve metropollerde sivillerin hayatını kaybetmesine neden olan ve ulusrarası devlet, kuruluşlar ile özellikle AB’ye üye ülkelerden tepki toplayan intihar, sabotaj ve suikast eylemlerini sahiplenmektedir. TAK doğrudan Murat Karayılan’a bağlı çalışıyor. Türkiye metropollerine sansasyonel eylem için gönderiliyor. TAK sivil hedeflere yönelik eylem yaptığı için, PKK’dan bağımsız bir yapılanma olduğunu iddia ediyor."
ETKİN PİŞMANLIK TUZAĞI
Devletin çıkarmış olduğu etkin pişmanlık yasasını PKK'nın eylem için kullanacağını belirten Gül Kırtan, "Örgüt yeni bir eylem stratejisi olarak özel kuvvetlerde görev alıp eylem yapacak olanları, teslim olmak için göndermeyi planlıyor. Örgüt, teslim olup yasadan faydalanarak kısa sürede özgürlüğüne kavuşan kişinin, serbest hareket etmenin verdiği avantajla sansasyonel eylemleri daha kolay yapabileceğini düşünüyor. Bu konuda Murat Karayılan’ın öneride bulunduğunu biliyorum. Çünkü bu yasadan çok sayıda kişinin faydalanıp serbest kalması örgüt yönetimini çok tedirgin etti" dedi.
Gül Kırtan'ın bu ifadelerinden sonra duruşmaya kısa ara veren mahkeme, sanığın kendiliğinden örgütten çekilmesi, samimi itiraflarda bulunması nedeniyle TCK’nın 221/2 maddesi uyarınca etkin pişmanlıktan yararlandırılmasına ve bu nedenle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verdi. Bu karar üzerine Gül Kırtan serbest bırakıldı.
Kaynak: Hürriyet Gazetesi
Şırnak’ın Silopi ilçesinde 6 ay önce güvenlik güçlerine teslim olduktan sonra tutuklanan 26 yaşındaki ‘Rejne Pir’ kod adlı PKK’lı Gül Kırtan, 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Atatürk Üniversitesi’nde 4 yıl sınıf öğretmenliği öğrenimi gören ve mezun olduktan sonra 3 yıl önce örgüte katılan Gül Kırtan savunmasında, "Babam 1990 yılında PKK’ya katıldı. Haftanin Kampı'nda grup sorumlusuydu. Babamın 1995 yılında bir çatışmada öldüğü bize bildirildi. Ancak atılan bir iftiradan dolayı örgüt tarafından infaz edildiğini Zap Kampı sorumlusu Haki Akçay bana söyledi. Bunu duyunca örgüte kin ve nefretin arttı ve teslim olmaya karar verdim" dedi.
KPSS'YE KATILMIŞ
Kapatılan DEHAP’ın Ankara’daki kongre ve konferanslarına katıldığını, gençlik örgütlenmesi içinde yer aldığını belirten Kırtan şunları anlattı:,
"DEHAP Genel Merkezi'nde gençlik eğitimi aldıktan sonra örgüte katıldım. Asıl amacım babamın akibetini öğrenmekti. Çünkü bana örgüte katılabileceğim yönünde olumlu cevap gelince ben bir süre erteledim. Erteleme sebebim ise okuldan mezun olup, KPSS'ye girmek için önüme bir engel çıkmamasıydı. KPSS için resmi başvurumu yaptıktan sonra örgüte katıldım.
Çünkü geri dönmek üzere gittim. Operasyonları durdurmak için kendilerine ‘canlı kalkan’ adını veren grubun sorumlusu Şevket Yıldız örgüte katılmama yardımcı oldu. Kampta örgüte katılmadan önce, devlet adına terörle mücadelede görev yapmış asker, polis veya MİT mensubu olabilir ‘Kava’ kod adlı örgüt mensubu vardı. Bu kişi Diyarbakırlıydı. Örgüt ajan olabileceği ihtimali nedeniyle bu kişinin kullandığı kod ismine layık olmadığı için adını ‘Zalim Dehak’ olarak değiştirdi. Sonra da Türkçe'de isimsiz anlamına gelen ‘Benav’ adı verildi. Bu şekilde teşhir edilince kaçıp KDP’ye teslim oldu."
KAMPTA DENİZ SUBAYI
Kampta daha çok Doğu bloku ülkeleri yapımı silahların tanıtımı ve kullanımı üzerine eğitim aldıklarını ifade eden Gül Kırtan şöyle devam etti:
"Merkezi İstanbul’da bulunan Özgür Halk adlı dergide çalışan ‘Erdem’ kod adlı kişi, örgüt mensubu olan bir kızı sevdiğini açıkça söyleyince, aşırı derecede rencide edilerek teşhir edildi. Erdem kendi silahıyla intihar etti, ilk müdahalesi kasıtlı olarak geç yapılınca öldü. Halen örgütün Botan eyaletinde faaliyet gösteren ‘Çiçek’ kod adlı kadın intihar saldırısı yapmak için örgüte yazılı dilekçe verdi. Ayrıca ‘Ali Kemal’ kod adlı Amasyalı ve aslen Türk olan örgüt mensubu eşiyle birlikte örgüte katıldı. Bu kişi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı bir subay okulundan mezun olduktan sonra örgüte katılmıştı. Şırnak kırsalında bir süre kaldıktan sonra Kandil ve Zap kamplarına geldi ve şu anda siyasal birim içinde eğitim veriyor. Eşi örgütten kaçtı. Kendisi askeri kanadın disiplin kurulundan sorumludur."
DTP'Lİ YÖNETİCİLER KANDİL'E GELDİ
PKK’dan kaçmak için Özel Kuvvetler eğitmenliğinde sabotaj uzmanlık eğitimi aldığını, çünkü sabotaj eğitimi alanların eylem için şehirlere gönderildiğini belirten Kırtan şunları söyledi:
"PKK’nın DTP’yle doğrudan ilişkisi var. DTP'li üye ve yöneticiler çeşitli dönemlerde Kandil ve Hınere kamplarına gelerek ideolojik eğitim alıyorlar, ardından legal zeminde siyaset yapmak için Türkiye’ye gönderiliyorlar. Ayrıca DTP içerisinde aktif görev alan eş genel başkanlar dahil tüm üyeler, örgüt propagandası ve ajitasyon faaliyeti yürüterek kitleleri etkilemeye yönelik çalışıyorlar. DEHAP’ın Ankara Gençlik örgütlenmesi sorumlusu Mahmut Bilgin de Hınere Kampı'na gelerek sık sık ideolojik eğitim alıyor. Bu kişinin şu anda DTP içinde hangi görevde olduğunu bilmiyorum. PKK’dan kaçan yaklaşık 2 bin civarında kişi var. Bunlar Irak, Suriye ve Avrupa ülkelerine gittiler."
ABD SİLAH VERİYOR
ABD’li askeri ve siyasi temsilcilerin, 28 Haziran 2006 günü Kuzey Irak’taki Hakurk kampındaki dış ilişkiler idare birimi denilen yerde PKK’nın üst düzey yöneticisi Murat Karayılan ile gizli görüşme yaptıklarını belirten Gül Kırtan, örgütün geçen yıl aldığı eylemsizlik kararının da bu görüşme sonrası ABD güdümünde alındığını ileri sürdü.
Gül Kırtan, "Örgütün şu anda KDP, KYB ve Rusya ile diplomatik ilişkileri çok güçlü. Ayrıca örgüt propagandasına yönelik çekimleri yapılan ve oyuncuları dağ kadrosundaki PKK’lılardan oluşan ‘Beritan’ adlı filmin finansörlüğünü de Almanya’dan gelen bir işadamı üstlendi. Fransa ve Yunanistan’dan da birer grup Hınere kampına geldi. PKK, ABD’den silah, KDP ve KYB’den ise erzak alıyor" dedi.
TAK, KARAYILAN'A BAĞLI ÇALIŞIYOR
PKK içerisinde 60 kişilik ‘Ölümsüzler Taburu’ adı verilen intihar komandosu grubu bulunduğunu kaydeden Gül Kırtan itiraflarını şöyle sürdürdü:
"Türkiye metropollerinde eylem yapan TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri), örgütün askeri kanadının 3'üncü kongresinde, askeri kanat sorumlusu Bahoz Erdal’ın önerisiyle kuruldu. Bu birim, örgütün meşru savunma stratejisine ters düşen ve metropollerde sivillerin hayatını kaybetmesine neden olan ve ulusrarası devlet, kuruluşlar ile özellikle AB’ye üye ülkelerden tepki toplayan intihar, sabotaj ve suikast eylemlerini sahiplenmektedir. TAK doğrudan Murat Karayılan’a bağlı çalışıyor. Türkiye metropollerine sansasyonel eylem için gönderiliyor. TAK sivil hedeflere yönelik eylem yaptığı için, PKK’dan bağımsız bir yapılanma olduğunu iddia ediyor."
ETKİN PİŞMANLIK TUZAĞI
Devletin çıkarmış olduğu etkin pişmanlık yasasını PKK'nın eylem için kullanacağını belirten Gül Kırtan, "Örgüt yeni bir eylem stratejisi olarak özel kuvvetlerde görev alıp eylem yapacak olanları, teslim olmak için göndermeyi planlıyor. Örgüt, teslim olup yasadan faydalanarak kısa sürede özgürlüğüne kavuşan kişinin, serbest hareket etmenin verdiği avantajla sansasyonel eylemleri daha kolay yapabileceğini düşünüyor. Bu konuda Murat Karayılan’ın öneride bulunduğunu biliyorum. Çünkü bu yasadan çok sayıda kişinin faydalanıp serbest kalması örgüt yönetimini çok tedirgin etti" dedi.
Gül Kırtan'ın bu ifadelerinden sonra duruşmaya kısa ara veren mahkeme, sanığın kendiliğinden örgütten çekilmesi, samimi itiraflarda bulunması nedeniyle TCK’nın 221/2 maddesi uyarınca etkin pişmanlıktan yararlandırılmasına ve bu nedenle hakkında ceza verilmesine yer olmadığına oy birliğiyle karar verdi. Bu karar üzerine Gül Kırtan serbest bırakıldı.
Kaynak: Hürriyet Gazetesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)