CHP yayın organı olan Ulus gazetesinin 17 Mayıs 1968 tarihli nüshasında Milli Mücadele yıllarını anlatan bir yazı dizisinde hatıralarını anlatan İsmet İnönü, İkinci İnönü Savaşı'nı yazdığı hatıralarından birinde, ilerlemekte olan düşmandan kaçan halktan söz ederken, "Kafile hem yürüyor, hem söyleniyorlar, mırıldanıyorlar. 'Ne olacak, ne yapacağız, nedir bu başımıza gelenler' tarzında konuşuyorlar" dedikten sonra kafileyi durdurduğunu ve subayları bir kenara toplayarak şu sözleri söylediğini aktarıyor:
"Padişah düşmanınızdır!.. Yedi düvel düşmanınızdır!.. Bana bakın, kimse işitmesin, millet düşmanınızdır!"
Bu yazı, 17 Mayıs 1968'de yayınlandı.
Peki, sorarım size;
Bu ifadeleri "itiraf" kabul edilip, İnönü hakkında herhangi bir "soruşturma" açıldı mı?..
Soruldu mu kendisine;
"Milleti, hangi cür'etle düşman ilân edebilirsiniz?"
Hayır, sorulmadı!..
Ne İsmet İnönü'ye soruldu, ne de "Atatürkçülük" maskesi altında "İnönücülük" yapanlara!..
Bu soru sorulmadı ki, onlar; tarihin her döneminde; meydanı boş bulup at oynatmaya ve "millet düşmanlığı"nı sürdürmeye devam ettiler!..
Hem, "kim" soracaktı ki;
"Milletin sahibi" mi vardı?!?..
Yukarıdaki satırlar, Vakit yazarı Hasan Karakaya'nın, 13 Haziran 2008 tarihli yazısından alıntılanmıştır. Bu açıklamalardan, İnönü'nün millet düşmanı olduğu sonucunu çıkaran Karakaya, İnönü'den hesap sorulmamasından şikayet ediyor; İnönü aracılığıyla Atatürkçüleri de hedef alıyordu. Aynı iddia, Yeni Şafak yazarı ve TRT 1'de Ezberbozan programını sunan Tamer Korkmaz tarafından da dile getirilmiş, CHPli vekillerin tepkisine neden olmuştu.
Peki gerçekten İnönü'den hesap sormaya gerek var mıydı? Konuşmanın devamı, bu sorunun cevabını da veriyor:
"Sizin yüzünüzden muharebe devam ediyor, zannındadır. Her tarafta fesatçılar var. Bunlar da düşmanınız sayılır. Silahımız yok, adamımız yok. Nasıl muharebe edeceğiz diye propagandalar yapılıyor. Memleketimizde bundan sonra bir muharebe yapacak olursak, böyle bir muharebeye mecbur kalacaksak, en çok silâhlı bulunduğumuz zaman bu gündür. Şimdi memleketi savunuyoruz ve netice alırız diye ümit ediyoruz. Mücadeleyi bıraktık mı, ekmek bıçağı bulamıyacaksınız. Elinizde ekmek bıçağını bırakmıyacaklar. Anlıyor musunuz? Gün, bugündür. Kurtulmak lâzım. Silâhımız bu kadar, cephanemiz bu kadar, siz kağnı arabası ile gidiyorsunuz, ne yapalım? Devlet baba bu kadar veriyor."
I. Dünya Savaşı sona ermiş, kaynakları sınırsız olan dünyanın en güçlü emperyalist devletlerine, Galiçya'dan Aden'e, Makedonya'dan İran'a ve Bakû'ye kadar uzanan geniş bir cephede dört yıl savaş veren Anadolu halkı da bitmiştir. Cephe gerisinde de yokluk, karaborsa, rüşvetçilik, savaş zenginlerinin lüks ve israfı, İttihatçılığı en büyük suç haline getirmiştir. Halk, İttihatçı subaya düşmandır; savaştan kaçmaktadır. Orduların mevcutları İngilizlerin izin verdiği miktarın da altına düşer. 1919 Mayıs'ında silah altında ancak 43 bin kişi vardır. Bu rakam, Müttefikler'in izin verdiğinden 18 bin kişi azdır. General Celal Erikan'a göre, Milli Kurtuluş Savaşı'na, halk savaş istemediği için, savaş denmemiş, "Milli Mücadele" denmiştir!
İşte Kurtuluş Savaşı, bu koşullarda başlar.
Millet savaştan nefret ettiği içindir ki kendisine karşı en çetin savaşı verdiğimiz İngiltere, Türkiye'yi yok etme kararını aldığını saklamadığı halde, acı gerçek görmezden gelinip bir dost gibi karşılanır. Kurtuluş, milletten umut kesildiğinden, İngiltere ve Fransa'nın insafından, ABD'nin cömertliğinden ve Bolşevik Rusya'nın Yeşil Orduları'ndan beklenir.
Ordu, önemli bir karşı koyma olmadan silah ve cephanelerini İtilaf devletlerine verir. 43 bine inen kuvvetleri bile elde tutmak mümkün olmaz. Nitekim Samsun'a çıkan Ordu Müfettişi Mustafa Kemal, oradaki 15. Tümen'in durumu hakkındaki raporunda şöyle yazar:
"15. Tümen, terhisten sonra pek düşük olan kuvvetini son üç ay içerisinde görülen 700 firar olayı ile büsbütün yitirmiştir. Taburlar 50 ila 100 askere inmiştir."
Yunan işgaline rağmen Ege'de de birliklerde çözülme devam eder. Örneğin Ödemiş'deki bölüğün komutanı Hüsamettin, o günlerde Celal Bayar'a şöyle der:
"İzmir'den kopup gelen panik ve kaçak asker seli bizim bölüğü de sürükleyip götürdü. Orada bir makinalı tüfekle ben ve bir de Subay Mehmet Efendi kaldık."
Denizli Mutassarrıfı Faik (Öztırak), Aydın bölgesindeki 57. Tümen'in ve askerlerin durumunu dramatik bir biçimde Bâbıâliye bildirir:
"İzmir olayları, asker üzerinde kötü etki yaptı, işgal edilen yerlerdeki askerlerin tutsak edildiği fikri yayıldı. Böylece önce 57. Tümen erleri, toptan denilecek ölçüde firar ettikleri gibi şimdi de buradaki topçu erleri dağılmış ve ancak 60 mevcudu kalmıştır. Silah ile kaçan asker, kırlarda ve yollarda rahat durmayarak olaylar çıkarıyor. Bunların yakalanması ve asayişin sağlanması, kuvvetli bir jandarmanın varlığına bağlı iken, onun da durumu üzüntüyle bilinmektedir."
Bursa Valisi Hacim Muhittin, Temmuz 1920'de Ankara'ya duyurur:
"Orhaneli ve Bandırma'da iki taburun yalnız subayları kalmıştır."
Milli Mücadele'ye karşı isyanların patlak verdiği Konya'da da 12. Kolordu Komutanı Fahrettin Altay, askerlerin savaşa isteksiz olduğunu belirtir:
"İstanbul'un fena propagandaları durmadan işlemeye devam ediyor. Kötü ruhlu kişiler, aralıksız ve gizli gizli halkın ve askerlerin fikrini bozuyorlar. Bu yüzden askerler arasında kaçaklar çoğalmaya başladı. Sonu gelmez bir savaş ile milleti boşuna kırdırıyorlar. 'Hicaz gibi, Bağdat gibi kutsal yerler gittikten sonra Gavur İzmir için milleti kırdırmak olur mu?' gibi kaba sözler kulaktan kulağa geçiyor. Bütün çabamız kötü haberleri çürütmek ve bu yoldan firarın önünü almaktır."
Atatürk, Nutuk'ta elde mevcut az sayıda askerin kaçışını, yerine yenisinin alınamayışını fetvaların ayaklanmalara yol açışını çarpıcı bir dille anlatır:
"Bütün Batı Anadolu illerimizde, Ankara ve dolaylarında, daha doğrusu bütün yurtta kuvvet denilebilecek bir birlik bırakılmış mı idi?
Bursa'da Bekir Sami Bey'in buyruğu altına verilen kuvvetin çekirdeği, İzmir'de tüfek attırılmaksızın Yunanlılara tutsak olarak verilen ve Yunan gemileri ile Mudanya'ya çıkarılan iki alay kadrosu değil mi idi?
Yine İstanbul Hükümeti ile Halife ve Padişah değil mi idi ki, Hendek-Düzce yolunda Halife Ordusu'na ve ayaklanmış topluluklara Yunan cephesinde kullanılacak oldukça güçlü tümeni, 24. Tümen'i, ayarttırıp dağıtmış ve komutanlarını şehit ettirmişti."
"Gerçekten birçok yerlerde, kimi ordu erleri, ayaklananlarla çarpışmadıkları gibi, tersine silahlarını onlara bırakarak köylerine, yurtlarına savuşuyorlardı."
Hatta bazen erler, subaylarına karşı bile dönebiliyorlardı. Falih Rıfkı Atay, iç ayaklanmalar sırasında görülen bu durumu yazar:
"Halk, ayaklanma bölgelerinde göreve giden kuvvetleri tekbirler getirerek karşılıyor, kolayca kandırıp dağıtıyordu. Ankara çevresi güvenliği için yola çıkan Âkif Bey kuvveti, Beypazarı ve Ayaş'ta başarı kazandıktan sonra, komutan kendi erleri tarafından öldürülmüş ve kuvvet dağılıvermişti. Kütahya'da uzun süre iyi giden binbeşyüz mevcutlu milli tabur, bir gün ansızın dağılmış, komutanı güçlükle canını kurtarmıştır."
Savaş bıkkınlığı ve korkusu o kadar şiddetlidir ki, bazı yerlerde halk, savaşa ve öce yol açabilir diye, arkeri kuvvetlere karşı çıkar. Yunana karşı Yüzbaşı Kemal (General Balıkesir) komutasında Ege'de kurulan müfreze dağılır, toplanan gönüllüler Yüzbaşı Kemal'i Yunanlılara teslim eder. Trakya'da 1920 Temmuzunda Yunan ilerleyişi karşısında birliklerimiz dağılırken, Vize-Saray bölgesindeki suvari birliği halk tarafından silahları zorla alınır ve birlik savaş dışı edilir. Bögedeki komutan, Cafer Tayyar (Paşa), atından düşmüş yerde baygın yatarken, köylüler tarafından Yunanlılara teslim edilir.
İzmir'in işgali üzerine, içerilere çekilen subaylar, yılgınlık ortamında bir tehlike sayılır. Tire Şube Başkanı Vekil Yüzbaşı Mehmet, 18 Mayıs'ta Aydın'daki Tümen Komutanına şu telgrafı çeker:
"Her ne kadar asayiş sağlanmışsa da, burada kalan bir kısım asker ve subayların memleketin ihtilaline yol açmak girişiminde bulunduklarını öğrenen memleket hallkı, bunların buradan hemen ayrılmalarını israrla istemektedir."
Tire Belediye Başkanı Vekili Abdülkadir de Tümen Komutanı Albay Şefik Aker'i uyarır:
"İzmir dolaylarından geri çekilmiş ve Binbaşı Aziz Bey komutasında 25 kadar subay ile 50 kadar erden kurulu bir kuvvet vardır. Memleketi ihtilale vermek için buradan hareket etmiyorlar. Müslim ve gayrimüslim bütün ahali heyecandadır. Bunlar hakkında yapılacak işlemin acele yapılması ahali adına rica olunur."
Bu bıkkınlık ve tükenmişlikten yararlanmak isteyen Yunanlılar, subay düşmanlığını körüklerler. Genelkurmay Başkanı İsmet İnönü'nün Temmuz 1920'de Meclis'te açıkladığına göre, Yunanlılar, erleri kışkırtmak için, onlara değil, yalnızca subaylara karşı oldukları propagandasını yaparlar.
Doğan Avcıoğlu'nun Milli Kurtuluş Tarihi, 3. Cildinden derlenmiştir.
Yeni Şafak Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni Şafak Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
02 Temmuz 2009
22 Mart 2009
Bu Haberi Neden Sakladınız?
Son günlerde gazetecilikle ilgili bazı etik sorunlar yeniden masaya yatırıldı.
Önce yasaya aykırı telefon dinlemeleri, ses kayıtları nasıl yayınlanmalı, bu konuyla ilgili kamu yararı kıstası tartışıldı.
Daha sonra Sabah genel yayın yönetmeni Erdal Şafak’ın ellerine geçen “bomba” bir ekonomi haberini ülke menfaatlerine zarar vereceği gerekçesiyle yayınlamadıklarını yazması başka bir tartışma yarattı. Birçok yazar da bu konudaki fikirlerini açıkladılar.
Ama bugün bu tartışmaların tamamen nafile olduğunu, aslında gazetelerin haber değerlendirmesinde bugün artık tamamen siyasi eğilimlerin hakim olduğunu gösteren tipik ve somut bir örnekle karşı karşıya kaldık.
Haber şu:
Kayseri Garnizon Komutanlığında iki astsubay komutanlığın bilgisayar sistemine girerek sahte emir kaydederken suçüstü yakalandılar. Astsubaylardan biri Fethullah Gülen cemaatine bağlı Işık evlerindeki “ağabeyleri” tarafından yönlendirildiğini itiraf etti.
Şimdi bu haberin hangi gazeteler tarafından nasıl değerlendirildiğine bir bakalım:
Birinci sayfadan görenler:
Posta
Hürriyet
Milliyet
Vatan
Akşam
Habertürk
Sözcü
Cumhuriyet
Yeniçağ
Radikal
Tercüman
Birgün
Birinci sayfadan görmeyenler:
Sabah
Zaman
Türkiye
Star
Yeni Şafak
Bugün
Güneş
Takvim
Milli Gazete
Vakit
Taraf
Yeni Asya
Şu tablo medyanın bugünkü durumunun çok çarpıcı bir örneğidir.
Haberi bir kez daha tekrarlamakta yarar var: Ülke savunmasıyla görevli olan Türk Silah Kuvvetlerinde (kim tarafından sokulmuş olursa olsun) iki köstebek beşinci kol faaliyeti yürütürken yakalanıyorlar ve suçlarını itiraf ediyorlar.
Bu olayın haber değerinin tartışılacak bir yanı var mıdır?
Demek ki aslında gazetecilik, kamu yararı, ülke menfaatleri falan filen tamamen lafı güzaftır.
Bu olayın gazetecilikle ve haber değerlendirmesiyle, kamu yararıyla bir ilgisi yoktur.
Bu manzara, siyasi iktidarın ülkeyi de, medyayı da ikiye bölmüş olmasının manzarasıdır.
Kaynak: OdaTV
Önce yasaya aykırı telefon dinlemeleri, ses kayıtları nasıl yayınlanmalı, bu konuyla ilgili kamu yararı kıstası tartışıldı.
Daha sonra Sabah genel yayın yönetmeni Erdal Şafak’ın ellerine geçen “bomba” bir ekonomi haberini ülke menfaatlerine zarar vereceği gerekçesiyle yayınlamadıklarını yazması başka bir tartışma yarattı. Birçok yazar da bu konudaki fikirlerini açıkladılar.
Ama bugün bu tartışmaların tamamen nafile olduğunu, aslında gazetelerin haber değerlendirmesinde bugün artık tamamen siyasi eğilimlerin hakim olduğunu gösteren tipik ve somut bir örnekle karşı karşıya kaldık.
Haber şu:
Kayseri Garnizon Komutanlığında iki astsubay komutanlığın bilgisayar sistemine girerek sahte emir kaydederken suçüstü yakalandılar. Astsubaylardan biri Fethullah Gülen cemaatine bağlı Işık evlerindeki “ağabeyleri” tarafından yönlendirildiğini itiraf etti.
Şimdi bu haberin hangi gazeteler tarafından nasıl değerlendirildiğine bir bakalım:
Birinci sayfadan görenler:
Posta
Hürriyet
Milliyet
Vatan
Akşam
Habertürk
Sözcü
Cumhuriyet
Yeniçağ
Radikal
Tercüman
Birgün
Birinci sayfadan görmeyenler:
Sabah
Zaman
Türkiye
Star
Yeni Şafak
Bugün
Güneş
Takvim
Milli Gazete
Vakit
Taraf
Yeni Asya
Şu tablo medyanın bugünkü durumunun çok çarpıcı bir örneğidir.
Haberi bir kez daha tekrarlamakta yarar var: Ülke savunmasıyla görevli olan Türk Silah Kuvvetlerinde (kim tarafından sokulmuş olursa olsun) iki köstebek beşinci kol faaliyeti yürütürken yakalanıyorlar ve suçlarını itiraf ediyorlar.
Bu olayın haber değerinin tartışılacak bir yanı var mıdır?
Demek ki aslında gazetecilik, kamu yararı, ülke menfaatleri falan filen tamamen lafı güzaftır.
Bu olayın gazetecilikle ve haber değerlendirmesiyle, kamu yararıyla bir ilgisi yoktur.
Bu manzara, siyasi iktidarın ülkeyi de, medyayı da ikiye bölmüş olmasının manzarasıdır.
Kaynak: OdaTV
Etiketler:
Cumhuriyet Gazetesi,
Fethullah Gülen,
Hürriyet Gazetesi,
OdaTV,
Sabah Gazetesi,
Taraf Gazetesi,
Vakit Gazetesi,
Vatan Gazetesi,
Yeni Şafak Gazetesi,
Zaman Gazetesi
16 Şubat 2009
Türkiye'nin En Yüksek Maaşlı Gazetecisi Fehmi Koru mu?
Takip edenler bilir; Fehmi Koru Odatv.com’a “Başka sorunuz var mıydı” demiş, biz de sorularımızı yöneltmiştik. Ancak Koru’dan bir türlü ‘çıt’ çıkmadı.
Ne sormuştuk; hatırlayalım.
Koru’nun, Yeni Şafak’ta çift kimliğiyle kaleme aldığı yazıların dışında 4 ayrı televizyon kanalında program yaptığını yazdık. Bu haliyle, medyanın en çok kazanan isminin kendisinin olup olmadığını ve bu bağlantılarını neye borçlu olduğunu sorduk. Ancak; Fehmi Koru bu soruları bir türlü cevaplamadı ya da cevaplayamadı.
Sayın Fehmi Koru,
Sizden bir yanıt gelmeyince, iş başa düştü ve ben tek tek araştırdım, ilginç rakamlara da ulaştım.
Araştırmalarıma göre siz;
ATV’den program başına haftalık 8 Bin TL, yani aylık 32 Bin TL;
TRT’den program başına haftalık 2 Bin 400 TL, yani aylık 9 Bin 600 TL;
Kanal 7’den aylık 11 Bin TL;
Kanal 24’ten program başına haftalık 5 Bin 500 TL, yani aylık 22 Bin TL;
Yeni Şafak’taki yazılarınızdan ise (Fehmi Koru ve Taha Kıvanç imzalı); eğer zam gelmemiş ise aylık 15 Bin Euro (yaklaşık 31 Bin TL) alıyorsunuz.
Bu rakamları topladığımızda; aylık size gelen maaş 105 Bin 600 TL olarak görünüyor. Bunlar benim bulduğum sonuçlar, eminim ki siz daha çok kazanıyorsunuzdur.
Sayın Koru,
Gelin şu gerçek rakamları açıklayınız. Benim yazdıklarım devede kulaktır, kim bilir…
Meselenin diğer boyutuna da gelelim.
Sayın Koru,
Sizi bu kadar vazgeçilmez kılan nedir? Köşk’e olan yakınlığınız mı? Böylesine iddialar sürekli konuşuluyor kulislerde. Halbuki siz değil miydiniz yıllarca; Köşk’le ilişkilerinden dolayı gazetecileri, gazetecilerle ilişkilerinden dolayı da Köşk’ü sert bir dille eleştiren?
Kendi arşivinize bakınız; ne diyorsunuz dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel için:
“Süleyman Demirel ise basınla 'seçmeci' bir ilişki düzeni kurdu; etkinliklerini izlemesine, gezilerine katılmasına izin verdiği gazetecilerden 'uyum' bekliyor, beklediği gibi davranmayanı gözünün önünden uzaklaştırıyor. Eğer o gazetecinin çalıştığı kurumu da listeden düşmeseydi gazeteci adı silmesi önemsiz sayılabilirdi; ancak Çankaya kapıları, cumhurbaşkanlığı gezileri sevmediği basın mensuplarını çalıştıran gazetelere sımsıkı kapalı... "Devlet rutin dışı işler de yapar" sözüne itiraz etmesi beklenenler bunu yaptıklarında kendilerine sağlanan kolaylıkların ortadan kalkacağını biliyorlar; suskun kalmalarında bu ruh hâlinin rolü acaba ne kadar? Tuttuğu yazarlar veya sevmediği gazeteciler için patronlar nezdinde devreye girdiği söylentilerinin doğruluğunu kanıtlayabilecek durumda değilim... (15 Şubat 2000 / Yeni Şafak)”
Yetmedi mi? Siz değil miydiniz sürekli olarak gazetecilerin angaje olmasını eleştiren? Bakınız bu da 4 Mayıs 2000 tarihli Yeni Şafak yazınızdan bir bölüm:
“Devletin ve siyasilerin medyayla ilişkileri bir süredir tuhaflaştı; meslek kuruluşları ses çıkarmadığı, dayanışmaya girmediği için denge daha da bozularak devam ediyor. 'Basın toplantısı', adı üstünde, halkın haber alma hakkını kullanan bütün yayın organlarına açık olmak zorunda; ancak, başbakan medyayla buluşma adı altında evinde bir toplantı düzenliyor ve kendi seçtiği gazetecileri oraya çağırıyor. Sorsanız, "Evim değil mi, canımın istediğini çağırırım" diyecek...”
Sayın Koru,
Örnekler çoğaltılabilir, gerek yok. İşte sizin – benim araştırdığım kadarıyla- medyadan kazandığınız paralar, işte yıllar önce yazdığınız yazılar.
Şimdi tekrar soruyorum:
Türkiye’nin en yüksek maaşlı gazetecisi siz misiniz?
Gelin gerçek rakamları açıklayınız da, bu sorunun cevabını hep birlikte öğrenelim.
Barış Pehlivan - OdaTV
Ne sormuştuk; hatırlayalım.
Koru’nun, Yeni Şafak’ta çift kimliğiyle kaleme aldığı yazıların dışında 4 ayrı televizyon kanalında program yaptığını yazdık. Bu haliyle, medyanın en çok kazanan isminin kendisinin olup olmadığını ve bu bağlantılarını neye borçlu olduğunu sorduk. Ancak; Fehmi Koru bu soruları bir türlü cevaplamadı ya da cevaplayamadı.
Sayın Fehmi Koru,
Sizden bir yanıt gelmeyince, iş başa düştü ve ben tek tek araştırdım, ilginç rakamlara da ulaştım.
Araştırmalarıma göre siz;
ATV’den program başına haftalık 8 Bin TL, yani aylık 32 Bin TL;
TRT’den program başına haftalık 2 Bin 400 TL, yani aylık 9 Bin 600 TL;
Kanal 7’den aylık 11 Bin TL;
Kanal 24’ten program başına haftalık 5 Bin 500 TL, yani aylık 22 Bin TL;
Yeni Şafak’taki yazılarınızdan ise (Fehmi Koru ve Taha Kıvanç imzalı); eğer zam gelmemiş ise aylık 15 Bin Euro (yaklaşık 31 Bin TL) alıyorsunuz.
Bu rakamları topladığımızda; aylık size gelen maaş 105 Bin 600 TL olarak görünüyor. Bunlar benim bulduğum sonuçlar, eminim ki siz daha çok kazanıyorsunuzdur.
Sayın Koru,
Gelin şu gerçek rakamları açıklayınız. Benim yazdıklarım devede kulaktır, kim bilir…
Meselenin diğer boyutuna da gelelim.
Sayın Koru,
Sizi bu kadar vazgeçilmez kılan nedir? Köşk’e olan yakınlığınız mı? Böylesine iddialar sürekli konuşuluyor kulislerde. Halbuki siz değil miydiniz yıllarca; Köşk’le ilişkilerinden dolayı gazetecileri, gazetecilerle ilişkilerinden dolayı da Köşk’ü sert bir dille eleştiren?
Kendi arşivinize bakınız; ne diyorsunuz dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel için:
“Süleyman Demirel ise basınla 'seçmeci' bir ilişki düzeni kurdu; etkinliklerini izlemesine, gezilerine katılmasına izin verdiği gazetecilerden 'uyum' bekliyor, beklediği gibi davranmayanı gözünün önünden uzaklaştırıyor. Eğer o gazetecinin çalıştığı kurumu da listeden düşmeseydi gazeteci adı silmesi önemsiz sayılabilirdi; ancak Çankaya kapıları, cumhurbaşkanlığı gezileri sevmediği basın mensuplarını çalıştıran gazetelere sımsıkı kapalı... "Devlet rutin dışı işler de yapar" sözüne itiraz etmesi beklenenler bunu yaptıklarında kendilerine sağlanan kolaylıkların ortadan kalkacağını biliyorlar; suskun kalmalarında bu ruh hâlinin rolü acaba ne kadar? Tuttuğu yazarlar veya sevmediği gazeteciler için patronlar nezdinde devreye girdiği söylentilerinin doğruluğunu kanıtlayabilecek durumda değilim... (15 Şubat 2000 / Yeni Şafak)”
Yetmedi mi? Siz değil miydiniz sürekli olarak gazetecilerin angaje olmasını eleştiren? Bakınız bu da 4 Mayıs 2000 tarihli Yeni Şafak yazınızdan bir bölüm:
“Devletin ve siyasilerin medyayla ilişkileri bir süredir tuhaflaştı; meslek kuruluşları ses çıkarmadığı, dayanışmaya girmediği için denge daha da bozularak devam ediyor. 'Basın toplantısı', adı üstünde, halkın haber alma hakkını kullanan bütün yayın organlarına açık olmak zorunda; ancak, başbakan medyayla buluşma adı altında evinde bir toplantı düzenliyor ve kendi seçtiği gazetecileri oraya çağırıyor. Sorsanız, "Evim değil mi, canımın istediğini çağırırım" diyecek...”
Sayın Koru,
Örnekler çoğaltılabilir, gerek yok. İşte sizin – benim araştırdığım kadarıyla- medyadan kazandığınız paralar, işte yıllar önce yazdığınız yazılar.
Şimdi tekrar soruyorum:
Türkiye’nin en yüksek maaşlı gazetecisi siz misiniz?
Gelin gerçek rakamları açıklayınız da, bu sorunun cevabını hep birlikte öğrenelim.
Barış Pehlivan - OdaTV
Etiketler:
ATV,
Fehmi Koru,
Kanal 24,
Kanal 7,
OdaTV,
Süleyman Demirel,
Taha Kıvanç,
TRT,
Yeni Şafak Gazetesi
13 Ocak 2009
Neo-Ergenekon örgütünün medya şemasını açıklıyorum
Kimi gazeteler dün belli bir merkezden servis edilmiş gibi duran, bazı 'ortak düşünce'lerin aktarılmasına ayırmıştı sayfalarını. Gelin dünkü basında ön plana çıkan ve Ergenekon'un 11. Dalgası hakkında fikir yürütenleri teker teker inceleyelim.
1. Ali Bayramoğlu
Magazin dünyası onu Sezen Aksu'yla yaşadığı aşktan tanıyor, entelektüel kesimde de yıllardır tutarlı bir şekilde sürdürdüğü ordu düşmanlığıyla adından söz ettiriyor. 28 Şubat mağdurluğunu ranta çevirip İslami kesime yanaşan, Fehmi Koru'yla dostluğu sayesinde o çevrelerde iktidar sahibi olan biri. AKP iktidarından beri gün onun günü. Merkez medyadan uzaklaştırılmıştı, bu hükümet döneminde yıldızı yeniden parladı.
Fransa'da eğitim görmüş. Sosyal bilimci olmasına rağmen beyni müthiş bir statükoya teslim. Geçen hafta katıldığı bir programda kendi görüşlerine uymayan makaleleri okunmasını eleştirmişti, programın sunucusu Ruşen Çakır da kibarca 'Biz de seni yayına aldığımız için kimileri bizi eleştirebilir' diye düz mantıkla bir yanıt vermişti. Beyni bu basit olayda bile iki tarafı göremeyecek kadar dar görüşlü.
Aynı programda 'Ordu'yu savunan insanları' da eleştiriyordu, Nuray Mert de ona 'Ordu'yu da savunabilen insanların olabileceğini' hatırlattı. İşine gelmeyen şeyleri duyunca yüzü bozuluyor, susuyor, işi gargaraya getirip konuyu değiştirmeye uğraşıyor.
Çünkü 'dediğim dedik, astığım astık' tavırlara fazla alışmış. Belli ki bu iktidar döneminde böyle bir özgüven edinmiş: Her şeyi o biliyor, kendinden çok emin, düşünce sistematiğinde 'Acaba, yoksa' gibi kuşkulara yer yok.
Peki bunları nereden biliyor? 11. Dalga'da kimlerin alınacağını nasıl bu kadar kolay söyleyebiliyor?
En yakın arkadaşı, The Marmara Cafe'de kahve saatlerini paylaştığı Fehmi Koru bu fişleme işlerine bakardı, yoksa kendi üzerinden dikkatleri dağıtmak için artık ona mı servis ediyor gizli bilgileri? Eskiden Koru'nun işaret ettiği isimler gözaltına alınıyordu, şimdi gözaltıları önceden tahmin etme görevi Ali Bayramoğlu'nda mı?
2. Mahmut Övür
Geniş kesimlerce tanınmıyor. Kendi yazdığı Sabah gazetesinde bile bir köşeye atılmış, bir kenarda tutuluyor. Haber merkezi yöneticiliğinden dergi genel müdürlüğüne kadar çeşitli görevlerde bulundu, hiçbirini beceremedi. O gün bugündür bir köşede belediye haberleriyle emeklilik için gün dolduruyordu.
1994 yılında kurşunlandı. Bu kurşunlanma hiçbir zaman aydınlanmadı. Ona sorarsanız 'Çatlı'nın görüntülerini yayınladığı' için ama o dönemde hangi kirli ilişkilere girdiği, kimlerlerle ne gibi bir bağ kurduğu, nasıl bir 'network'ün parçası olduğu üzerinde hiç durulmadı. Bu konu kapatıldı. Hala merak ediliyor: O gün neden kurşunlandı?
Kendi gazetesinin bile itibar etmediği bu adama Taraf gazetesi koca bir sayfa ayırmış, o da gazetecilik açısından tüyler ürperten bir itirafta bulunuyor.
Neşe Düzel soruyor: 'Siz Ergenekon'un son operasyonundan kısa bir süre önce 'Dalan nerede' diye bir yazı yazdınız. Operasyonun olacağını biliyor muydunuz?'
Bakın Övür ne diyor: 'Evet. Tahmin ediyordum yani... Çünkü hem polis çevresinde hem de İstanbul'un kulislerinde 'Dalan yok, Dalan nerede, Dalan kaçtı mı? Operasyon yapılacak' denmeye başlanmıştı. Hatta Dalan Amerika'ya gitmeden önce yakın çevresine sıkışmaya başladığını söylemiş. Elimde belge olmadığı için ben bunu siyasi bir kulis gibi yazdım. 'Yerel seçimler yaklaştı, Dalan niye ortada yok' dedim. Dalan o yazıdan sonra beni telefonla aradı. 'Aday olmam için çok baskı var. O yüzden sıkıldım, yurtdışına çıktım' dedi. Oysa iddianamenin satır aralarından okuduğum kadarıyla Dalan, Ergenekon'un siyasi kolunun önemli bir ismi.'
Bu tetikçiye sorulacak iki soru var: Bir kere operasyonu nereden biliyordun, nasıl tahmin ediyordun? İkincisi, elindeki haberi başka bir şekilde çarpıtarak yayınlamak, hedef göstermek hangi meslek etik'ine uygun? Gazetecilikle bağdaşıyor mu bu? Bu çarpıtma yazıyla hedef gösterilmiş olmuyor mu?
Bu cevabı, gazeteciliği şaibeli işlere ve ilişkilere alet ettiğinin kanıtı. Görev yapma izni elinden alınmalı ve gazetecilik dışı ilişkileri sorgulanmalı.
Fehmi Koru'nun İlhan Selçuk'u yazdığın gün Selçuk'un gözaltına alınmasına benzer bir oyunun parçası belli ki.
3. Tamer Korkmaz
Yeni Şafak'ta yazıyor. Tıpkı Tuncay Güney gibi Ertuğrul Özkök'ü hedef gösteriyor. Amacı Doğan Grubu'nu bir şekilde Ergenekon'a iliştirmek. Eskiden ima ediyorlardı, son operasyondan sonra belli ki güç aldılar artık isimleri açık açık telaffuz ediyorlar. Tamer Korkmaz, Zaman'dan koptuktan sonra Fehmi Koru'nun himayesi altına girdi ve kimi yayın organlarına tavsiye edildi.
4. Ekrem Dumanlı
Dershane hocasıydı, şimdi gazete yönetiyor. Fethullah Gülen Cemaati'nin gazetecisi. Zaman'daki yazısında 'Medyada Ergenekon'u gizlemek isteyenlerin olduğunu' yazıyor.
5. Mümtaz'er Türköne
Eşi AKP milletvekili. Susurluk'u savunan Çiller hükümetinin danışmanıydı. Tıpkı zamanında İbrahim Şahin'i aklayan Nazlı Ilıcak gibi o da eskiden yaptıklarını unuttu, üzerini örttü, şimdi en büyük Ergenekon düşmanı. O da Hürriyet'i işaret ediyor, kimi yazarların operasyonu 'önemsizleştirmeye' çalıştığını söylüyor...
6. Ahmet Altan
Bir süredir Ahmet Altan'ın Taraf gazetesindeki kimi tetikçilerde de Ergenekon'u Doğan Grubu'na bağlama telaşı göze çarpıyordu. Asla açık değil, imayla tabii ki! Ne ilginç ki Ahmet Altan'ın kızına, damadına ve babasına Aydın Doğan bakıyor, onun verdiği parayla geçiniyorlar.
Yönettiği gazete ilk günden beri yalan ve servis edilen haberlerle yanlı yayınlar yapıyor ve psikolojik harbin en önemli silahlarından biri.
Neşe Düzel röportajlarındaki ortak desen
Neşe Düzel'in Taraf gazetesindeki röportaj arşivine girdiğinizde ortaya çok ilginç bir şablon çıkıyor. Sırf röportajların başlıklarından bile Neşe Düzel'in konuştuğu insanları neden seçtiğini, ağızlarından hangi cümleyi cımbızladığı ve bu röportajların neye hizmet ettiği ortada. Önceden planlanmış bir model ekseninde yapıldığı izlenimi oluşturuyor bu röportajlar. Başlıklar kendini ele veriyor.
İşte bazı örnekler:
* 'Bizi askeri harcama fakirleştiriyor.'
* 'Asker kendi Kürt politikasını AKP'ye uygulatıyor.'
* 'PKK'sız bir barış artık olamaz.'
* 'Sorumlular divan-ı harbe verilmeli.'
* 'Askeri devlet kurmak istiyorlar.'
* 'AKP uzlaşırsa siyasette biter.'
* 'Solun önceliği darbeyle mücadeledir.'
* 'Kürtler Ergenekon'a tarafsız kalamaz.'
* 'Darbe toplantılarına gazeteciler katıldı.'
Peki bütün bunlar tesadüf mü?
Dünün gazetelerinde servis edilmiş gibi duran bu 'ortak düşünceler' medyadaki kimi isimleri Ergenekon'a bağlama amacı taşıyor. Kendilerince şemalar çıkartıyorlar, örgüt planları yapıyorlar.
Bunun adı medyada cadı avı. Kimi insanlar hedef gösteriliyor, birileri fişleniyor, birilerinin kapısına çarpı atılıyor. İlgisiz insanlarla bağlantı kuruluyor.
Oysa bunu yazanlar kendi kendi kendilerini başka bir şekilde ele veriyor: Adeta bir alternatif örgütün mensubu olduklarına dair el kaldırıp 'Burada!' diyorlar.
Bu alternatif örgütün adı 'Neo-Ergenekon' ve amacı Birinci Cumhuriyeti yıkmak.
Bu isimler Neo-Ergenekon örgütünün medyadaki ayağını mı oluşturuyorlar? Başkalarını 'Ergenekoncu' diye kolayca etiketleyen, hedef gösteren isimler yoksa 'Neo-Ergenekon' diye bir başka isim altında örgütlenmiş olmasınlar?
Onlar nasıl şemalar çıkartıyorlarsa, kendileri de kolaylıkla belli tablolarda yer alabilecek durumdalar.
Bu isimlerin neye hizmet ettiği, nereden emir aldıkları, nasıl oluyor da 'tesadüfen' aynı düşünceleri ayın anda söyledikleri üzerinde durulmalı.
Oray Eğin - Akşam, 13 Ocak 2009
1. Ali Bayramoğlu
Magazin dünyası onu Sezen Aksu'yla yaşadığı aşktan tanıyor, entelektüel kesimde de yıllardır tutarlı bir şekilde sürdürdüğü ordu düşmanlığıyla adından söz ettiriyor. 28 Şubat mağdurluğunu ranta çevirip İslami kesime yanaşan, Fehmi Koru'yla dostluğu sayesinde o çevrelerde iktidar sahibi olan biri. AKP iktidarından beri gün onun günü. Merkez medyadan uzaklaştırılmıştı, bu hükümet döneminde yıldızı yeniden parladı.
Fransa'da eğitim görmüş. Sosyal bilimci olmasına rağmen beyni müthiş bir statükoya teslim. Geçen hafta katıldığı bir programda kendi görüşlerine uymayan makaleleri okunmasını eleştirmişti, programın sunucusu Ruşen Çakır da kibarca 'Biz de seni yayına aldığımız için kimileri bizi eleştirebilir' diye düz mantıkla bir yanıt vermişti. Beyni bu basit olayda bile iki tarafı göremeyecek kadar dar görüşlü.
Aynı programda 'Ordu'yu savunan insanları' da eleştiriyordu, Nuray Mert de ona 'Ordu'yu da savunabilen insanların olabileceğini' hatırlattı. İşine gelmeyen şeyleri duyunca yüzü bozuluyor, susuyor, işi gargaraya getirip konuyu değiştirmeye uğraşıyor.
Çünkü 'dediğim dedik, astığım astık' tavırlara fazla alışmış. Belli ki bu iktidar döneminde böyle bir özgüven edinmiş: Her şeyi o biliyor, kendinden çok emin, düşünce sistematiğinde 'Acaba, yoksa' gibi kuşkulara yer yok.
Peki bunları nereden biliyor? 11. Dalga'da kimlerin alınacağını nasıl bu kadar kolay söyleyebiliyor?
En yakın arkadaşı, The Marmara Cafe'de kahve saatlerini paylaştığı Fehmi Koru bu fişleme işlerine bakardı, yoksa kendi üzerinden dikkatleri dağıtmak için artık ona mı servis ediyor gizli bilgileri? Eskiden Koru'nun işaret ettiği isimler gözaltına alınıyordu, şimdi gözaltıları önceden tahmin etme görevi Ali Bayramoğlu'nda mı?
2. Mahmut Övür
Geniş kesimlerce tanınmıyor. Kendi yazdığı Sabah gazetesinde bile bir köşeye atılmış, bir kenarda tutuluyor. Haber merkezi yöneticiliğinden dergi genel müdürlüğüne kadar çeşitli görevlerde bulundu, hiçbirini beceremedi. O gün bugündür bir köşede belediye haberleriyle emeklilik için gün dolduruyordu.
1994 yılında kurşunlandı. Bu kurşunlanma hiçbir zaman aydınlanmadı. Ona sorarsanız 'Çatlı'nın görüntülerini yayınladığı' için ama o dönemde hangi kirli ilişkilere girdiği, kimlerlerle ne gibi bir bağ kurduğu, nasıl bir 'network'ün parçası olduğu üzerinde hiç durulmadı. Bu konu kapatıldı. Hala merak ediliyor: O gün neden kurşunlandı?
Kendi gazetesinin bile itibar etmediği bu adama Taraf gazetesi koca bir sayfa ayırmış, o da gazetecilik açısından tüyler ürperten bir itirafta bulunuyor.
Neşe Düzel soruyor: 'Siz Ergenekon'un son operasyonundan kısa bir süre önce 'Dalan nerede' diye bir yazı yazdınız. Operasyonun olacağını biliyor muydunuz?'
Bakın Övür ne diyor: 'Evet. Tahmin ediyordum yani... Çünkü hem polis çevresinde hem de İstanbul'un kulislerinde 'Dalan yok, Dalan nerede, Dalan kaçtı mı? Operasyon yapılacak' denmeye başlanmıştı. Hatta Dalan Amerika'ya gitmeden önce yakın çevresine sıkışmaya başladığını söylemiş. Elimde belge olmadığı için ben bunu siyasi bir kulis gibi yazdım. 'Yerel seçimler yaklaştı, Dalan niye ortada yok' dedim. Dalan o yazıdan sonra beni telefonla aradı. 'Aday olmam için çok baskı var. O yüzden sıkıldım, yurtdışına çıktım' dedi. Oysa iddianamenin satır aralarından okuduğum kadarıyla Dalan, Ergenekon'un siyasi kolunun önemli bir ismi.'
Bu tetikçiye sorulacak iki soru var: Bir kere operasyonu nereden biliyordun, nasıl tahmin ediyordun? İkincisi, elindeki haberi başka bir şekilde çarpıtarak yayınlamak, hedef göstermek hangi meslek etik'ine uygun? Gazetecilikle bağdaşıyor mu bu? Bu çarpıtma yazıyla hedef gösterilmiş olmuyor mu?
Bu cevabı, gazeteciliği şaibeli işlere ve ilişkilere alet ettiğinin kanıtı. Görev yapma izni elinden alınmalı ve gazetecilik dışı ilişkileri sorgulanmalı.
Fehmi Koru'nun İlhan Selçuk'u yazdığın gün Selçuk'un gözaltına alınmasına benzer bir oyunun parçası belli ki.
3. Tamer Korkmaz
Yeni Şafak'ta yazıyor. Tıpkı Tuncay Güney gibi Ertuğrul Özkök'ü hedef gösteriyor. Amacı Doğan Grubu'nu bir şekilde Ergenekon'a iliştirmek. Eskiden ima ediyorlardı, son operasyondan sonra belli ki güç aldılar artık isimleri açık açık telaffuz ediyorlar. Tamer Korkmaz, Zaman'dan koptuktan sonra Fehmi Koru'nun himayesi altına girdi ve kimi yayın organlarına tavsiye edildi.
4. Ekrem Dumanlı
Dershane hocasıydı, şimdi gazete yönetiyor. Fethullah Gülen Cemaati'nin gazetecisi. Zaman'daki yazısında 'Medyada Ergenekon'u gizlemek isteyenlerin olduğunu' yazıyor.
5. Mümtaz'er Türköne
Eşi AKP milletvekili. Susurluk'u savunan Çiller hükümetinin danışmanıydı. Tıpkı zamanında İbrahim Şahin'i aklayan Nazlı Ilıcak gibi o da eskiden yaptıklarını unuttu, üzerini örttü, şimdi en büyük Ergenekon düşmanı. O da Hürriyet'i işaret ediyor, kimi yazarların operasyonu 'önemsizleştirmeye' çalıştığını söylüyor...
6. Ahmet Altan
Bir süredir Ahmet Altan'ın Taraf gazetesindeki kimi tetikçilerde de Ergenekon'u Doğan Grubu'na bağlama telaşı göze çarpıyordu. Asla açık değil, imayla tabii ki! Ne ilginç ki Ahmet Altan'ın kızına, damadına ve babasına Aydın Doğan bakıyor, onun verdiği parayla geçiniyorlar.
Yönettiği gazete ilk günden beri yalan ve servis edilen haberlerle yanlı yayınlar yapıyor ve psikolojik harbin en önemli silahlarından biri.
Neşe Düzel röportajlarındaki ortak desen
Neşe Düzel'in Taraf gazetesindeki röportaj arşivine girdiğinizde ortaya çok ilginç bir şablon çıkıyor. Sırf röportajların başlıklarından bile Neşe Düzel'in konuştuğu insanları neden seçtiğini, ağızlarından hangi cümleyi cımbızladığı ve bu röportajların neye hizmet ettiği ortada. Önceden planlanmış bir model ekseninde yapıldığı izlenimi oluşturuyor bu röportajlar. Başlıklar kendini ele veriyor.
İşte bazı örnekler:
* 'Bizi askeri harcama fakirleştiriyor.'
* 'Asker kendi Kürt politikasını AKP'ye uygulatıyor.'
* 'PKK'sız bir barış artık olamaz.'
* 'Sorumlular divan-ı harbe verilmeli.'
* 'Askeri devlet kurmak istiyorlar.'
* 'AKP uzlaşırsa siyasette biter.'
* 'Solun önceliği darbeyle mücadeledir.'
* 'Kürtler Ergenekon'a tarafsız kalamaz.'
* 'Darbe toplantılarına gazeteciler katıldı.'
Peki bütün bunlar tesadüf mü?
Dünün gazetelerinde servis edilmiş gibi duran bu 'ortak düşünceler' medyadaki kimi isimleri Ergenekon'a bağlama amacı taşıyor. Kendilerince şemalar çıkartıyorlar, örgüt planları yapıyorlar.
Bunun adı medyada cadı avı. Kimi insanlar hedef gösteriliyor, birileri fişleniyor, birilerinin kapısına çarpı atılıyor. İlgisiz insanlarla bağlantı kuruluyor.
Oysa bunu yazanlar kendi kendi kendilerini başka bir şekilde ele veriyor: Adeta bir alternatif örgütün mensubu olduklarına dair el kaldırıp 'Burada!' diyorlar.
Bu alternatif örgütün adı 'Neo-Ergenekon' ve amacı Birinci Cumhuriyeti yıkmak.
Bu isimler Neo-Ergenekon örgütünün medyadaki ayağını mı oluşturuyorlar? Başkalarını 'Ergenekoncu' diye kolayca etiketleyen, hedef gösteren isimler yoksa 'Neo-Ergenekon' diye bir başka isim altında örgütlenmiş olmasınlar?
Onlar nasıl şemalar çıkartıyorlarsa, kendileri de kolaylıkla belli tablolarda yer alabilecek durumdalar.
Bu isimlerin neye hizmet ettiği, nereden emir aldıkları, nasıl oluyor da 'tesadüfen' aynı düşünceleri ayın anda söyledikleri üzerinde durulmalı.
Oray Eğin - Akşam, 13 Ocak 2009
Etiketler:
Ahmet Altan,
AKP,
Akşam Gazetesi,
Fehmi Koru,
Fethullah Gülen,
İlhan Selçuk,
Nazlı Ilıcak,
Oray Eğin,
Sabah Gazetesi,
Taraf Gazetesi,
Yeni Şafak Gazetesi,
Zaman Gazetesi
11. Dalgada Kimler Gözaltına Alınacak?
Bugün (12 Ocak) yandaş medyada, "birileri" sanki düğmeye basmış gibi bundan sonra Ergenekon soruşturması kapsamında kimlerin gözaltına alınacağı açık açık yazıldı.
Sanki kamuoyunu hazırlama çalışmaları başlatılmıştı..
İşte neyin ne olacağını açıkça yazanlar...
Varan 1) Sabah Gazetesi’ne röportaj veren Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu -nereden biliyorsa- uzmanı olduğu Ergenekon Örgütü’nün şemasını anlattı. Bayramoğlu, Ergenekon’un bir ayağının medya içinde olduğunu şu sözlerle gösterdi: “İkincisi ise basın ayağı. 2004'ün en önemli olayı kamuoyu seferberliği etrafında yapılan basın organizasyonudur. Bu dönemde belli çizgideki TV kanalları pıtırak gibi ortaya çıktı. Bunların hangisinin kendiliğinden yayına başladığı, hangisinin de bu sistem için üretildiğini bilmek mümkün değil. Bir gazetenin yapılanması var; eskiden MİT'le, jandarma teşkilatıyla bağlantılı isimler burada birikti. Bu medya organizasyonun önemli bir ayağı da Cumhuriyet gazetesi. Bu işin merkezi.”
Varan 2) Taraf Gazetesi’ne röportaj veren Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Övür ise “kulağıma yeni çalınanlar” diyerek önümüzdeki dönem Ergenekon operasyonundaki gelişmeleri anlattı. Sabah Yazarı Mahmut Övür bir dahaki dalganın medyanın önemli isimlerini hedef alacağını, gözaltına alınanlar arasında eski bir Genelkurmay Başkanı'nın da olacağını söyledi. Mahmut Övür operasyon için şu ifadeyi kullandı: “Ergenekon’un medyada elemanları var. İddianameye ve örgüt şemasına baktığınızda medyada Ergenekon’la bağlantılı olduğu ileri sürülen çok üst düzeyde isimler var. Kimi halen genel yayın yönetmeni ve yönetici pozisyonunda bunların. Zaten Ergenekon kulislerinde konuşulanlara bakılırsa, önümüzdeki günlerde siyasileri ve medyayı içine alan yeni bir Ergenekon operasyonu daha bekleniyor.”
Bunların dışında Mahmut Övür, Ergenekon Operasyonu’nun ABD sayesinde yapıldığını, ABD’nin gönderdiği dosyalar sayesinde davanın yürütüldüğünü söyledi. Mahmut Övür son operasyon öncesinde de “Bedrettin Dalan nerede?” başlığı ile bir yazı yazmıştı. Bu da operasyonu Övür’ün önceden bildiği yorumlarına neden olmuştu.
Varan 3) Ergenekon hakkında söyledikleriyle sürekli yandaş medyanın gündeminde olan Tuncay Güney bu kez Show TV televizyonuna konuştu. Ve Güney bu kez Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ü işaret etti. Tuncay Güney, Ertuğrul Özkök’ün de gözaltına alınması gerektiğini söyledi.
Varan 4) Yeni Şafak gazetesi yazarı Tamer Korkmaz ise bugün “Hürriyet’in Korkusu” başlığı ile yazdığı yazıda Hürriyet gazetesinin Ergenekoncu olduğunu ve operasyonun büyümesi ile Hürriyet’e de dokunacağını iddia etti. Korkmaz’a göre Hürriyet gazetesi Ergenekoncu olduğu için soruşturmayı gölgeliyordu. Korkmaz şu ifadeleri kullandı: “Ergenekon örgütünün üzerine kararlılıkla gidildikçe Hürriyet'in, yayın yönetmeninin ve yazarlarının paçaları tutuşuyor. Günümüzde Ergenekon için “fasa fiso” diyenlerin başında “Hürriyet'in Kaptanı” geliyor. Hürriyet yazarları “Ergenekon Balonu” dedikçe topraktan “Ergenekon Bombaları” fışkırıyor!”
Varan 5) Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da medyada Ergenekon'u saklamaya çalışan birilerinin olduğunu yazdı.
Varan 6) Zaman Gazetesi yazarı Mümtaz'er Türköne, Hürriyet Gazetesi'ni işaret ederek, gazetenin bazı yazarlarının Ergenekon operasyonunu önemsizleştirmeye çalıştığını belirtti.
Peki, tüm bunlar tesadüf mü?
Daha önce yazılanların tesadüf olmadığını gördük.
Yani birilerini düğmeye bastı ve 11.operasyonunun ilk hamlesi, psikolojik savaş başlatıldı.
Barış Terkoğlu - Odatv.com
Sanki kamuoyunu hazırlama çalışmaları başlatılmıştı..
İşte neyin ne olacağını açıkça yazanlar...
Varan 1) Sabah Gazetesi’ne röportaj veren Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu -nereden biliyorsa- uzmanı olduğu Ergenekon Örgütü’nün şemasını anlattı. Bayramoğlu, Ergenekon’un bir ayağının medya içinde olduğunu şu sözlerle gösterdi: “İkincisi ise basın ayağı. 2004'ün en önemli olayı kamuoyu seferberliği etrafında yapılan basın organizasyonudur. Bu dönemde belli çizgideki TV kanalları pıtırak gibi ortaya çıktı. Bunların hangisinin kendiliğinden yayına başladığı, hangisinin de bu sistem için üretildiğini bilmek mümkün değil. Bir gazetenin yapılanması var; eskiden MİT'le, jandarma teşkilatıyla bağlantılı isimler burada birikti. Bu medya organizasyonun önemli bir ayağı da Cumhuriyet gazetesi. Bu işin merkezi.”
Varan 2) Taraf Gazetesi’ne röportaj veren Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Övür ise “kulağıma yeni çalınanlar” diyerek önümüzdeki dönem Ergenekon operasyonundaki gelişmeleri anlattı. Sabah Yazarı Mahmut Övür bir dahaki dalganın medyanın önemli isimlerini hedef alacağını, gözaltına alınanlar arasında eski bir Genelkurmay Başkanı'nın da olacağını söyledi. Mahmut Övür operasyon için şu ifadeyi kullandı: “Ergenekon’un medyada elemanları var. İddianameye ve örgüt şemasına baktığınızda medyada Ergenekon’la bağlantılı olduğu ileri sürülen çok üst düzeyde isimler var. Kimi halen genel yayın yönetmeni ve yönetici pozisyonunda bunların. Zaten Ergenekon kulislerinde konuşulanlara bakılırsa, önümüzdeki günlerde siyasileri ve medyayı içine alan yeni bir Ergenekon operasyonu daha bekleniyor.”
Bunların dışında Mahmut Övür, Ergenekon Operasyonu’nun ABD sayesinde yapıldığını, ABD’nin gönderdiği dosyalar sayesinde davanın yürütüldüğünü söyledi. Mahmut Övür son operasyon öncesinde de “Bedrettin Dalan nerede?” başlığı ile bir yazı yazmıştı. Bu da operasyonu Övür’ün önceden bildiği yorumlarına neden olmuştu.
Varan 3) Ergenekon hakkında söyledikleriyle sürekli yandaş medyanın gündeminde olan Tuncay Güney bu kez Show TV televizyonuna konuştu. Ve Güney bu kez Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ü işaret etti. Tuncay Güney, Ertuğrul Özkök’ün de gözaltına alınması gerektiğini söyledi.
Varan 4) Yeni Şafak gazetesi yazarı Tamer Korkmaz ise bugün “Hürriyet’in Korkusu” başlığı ile yazdığı yazıda Hürriyet gazetesinin Ergenekoncu olduğunu ve operasyonun büyümesi ile Hürriyet’e de dokunacağını iddia etti. Korkmaz’a göre Hürriyet gazetesi Ergenekoncu olduğu için soruşturmayı gölgeliyordu. Korkmaz şu ifadeleri kullandı: “Ergenekon örgütünün üzerine kararlılıkla gidildikçe Hürriyet'in, yayın yönetmeninin ve yazarlarının paçaları tutuşuyor. Günümüzde Ergenekon için “fasa fiso” diyenlerin başında “Hürriyet'in Kaptanı” geliyor. Hürriyet yazarları “Ergenekon Balonu” dedikçe topraktan “Ergenekon Bombaları” fışkırıyor!”
Varan 5) Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da medyada Ergenekon'u saklamaya çalışan birilerinin olduğunu yazdı.
Varan 6) Zaman Gazetesi yazarı Mümtaz'er Türköne, Hürriyet Gazetesi'ni işaret ederek, gazetenin bazı yazarlarının Ergenekon operasyonunu önemsizleştirmeye çalıştığını belirtti.
Peki, tüm bunlar tesadüf mü?
Daha önce yazılanların tesadüf olmadığını gördük.
Yani birilerini düğmeye bastı ve 11.operasyonunun ilk hamlesi, psikolojik savaş başlatıldı.
Barış Terkoğlu - Odatv.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)