CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CHP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2008

Maske Düştü Gerçekler Göründü Yüzleri Kızarmıyor

Bu kadronun ve eteklerine sarılıp siyaset-ticaret yapanların maskeleri düşüyor, gerçek yüzleri görünüyor.

Bir iktidar partisinin ikinci adamı diye anılan siyasetçi, karşıt siyasetçiye ulan diye söz başlıyorsa... bu siyaset adamı işine geldiği için TBMMyi baş tacı eden söylemlerde bulunuyor ve sonra, muhalifinin TBMMde düzenlenecek basın toplantısı önerisine Bu aptalca bir şey diye demokratik rejimin kalbi parlamentoyu aşağılıyorsa... bu adam ve temsil ettiği partiye olumlu gözle bakılabilir mi?

DMM Fırat, Kemal Kılıçdaroğlu ile kozunu paylaşmayaderin terbiye kültürünü sergileyen küfürlerle başladı ve devam ediyor.

Buna karşı Kılıçdaroğlu terbiye seviyesini sergileyen kişiye sadece baron diye alaylı bir sözcükle karşılık veriyor.

RTE ile başladı küfürlü saldırılar. Balık baştan koktu. Aşağı düzeylere kadar geldi.

Yüzde 47 değil yüzde 90 oy da alsalar terbiyesiz sıfatı alınlarında bir damga gibi duracak!

***

Yüzlerindeki maske aşağıya düşünce sadece terbiyeden yoksun oldukları mı kanıtlandı? Hayır.

Dinci kadroların ne denli sahtekâr olduklarını kanıtlayan olaylar çorap söküğü gibi birbiri ardına ortaya çıkmaya başladı.

Ticarette, siyasal amaçlarında dini basit bir araç gibi kullandıklarını sergileyen kimi somut olaylar gündeme girdi.

Köktendinci Vakit gazetesi, CHPye Alman Vakfından büyük para yardımı yapıldığını belgelerle, evet yanlış okumadınız belgelerle manşetlere taşıdı.

Yasalar dış ülkeden para yardımı alan partinin derhal kapatılmasını emrediyor. Sevinç naraları atıldı; CHP kapatılacak!

Bunlar öyle yalancı ki, mumları yatsıdan çok önce sönüyor.

Vakitin haberini Alman Dışişleri Bakanlığı ve Ankara Büyükelçiliği yalanladı.

Vakitin yayımladığı belgenin sahte olduğunu vurgulayarak!

Bunlar din taciri, bunlar güya Müslüman Bunlar sözüm ona İslamın temiz karakterli olmayı emreden kurallarına uygun yaşam sürdüren adamlar ha?

Bunlar usta oldukları din sömürüsüne mütedeyyin, masum insanları alet ediyorlar.

***

AKPnin temsil ettiği din-siyaset karması siyaset anlayışı -Kılıçdaroğlunun belgelerle kanıtladığına göre- noter üçkâğıtçılığına kadar iniyor.

Uluslararası dolandırıcılıktan beş yıl hüküm giyen Mehmet Gürhan Almanyada cezaevinde yattığı sırada İstanbula geliyor. Deniz Fenerinin Türkiyedeki baş sorumlusu Zekeriya Karamana noterden tam vekâlet veriyor.

Dini bütün adamlar bunlar; bir günde iki ayrı ülkede bulunabiliyorlar.

Tam bir hokus pokus olayı. Kanal Dde Mehmet Ali Birand, İstanbulda noteri buldurdu, konuşturdu.

Almanyada cezaevinde olan bir insanın İstanbulda vekâlet vermesini bir türlü açıklayamayan yılışık bir surat ve noterde çalışan sekreterlerin pek çoğu baştan sona tesettürlü!

Bu manzara bile noterin kimlere hizmet verebileceğini kanıtlamaya yetiyor.

***

Namus, dürüstlük Kendi dışında herkes yalancı. Bu sözcükler Zahid Akmanın ağzından eksik olmuyor ama Hürriyet tam yedi olayda yedi yalanının listesini veriyor.

Yalanlarına son örnek: NTVde meydanı bol buldu, atıyor, tutuyor. Ortağı olduğu Hayat Yapının 2003te Armadanın yüzde 3.3ü için 41 bin 416 YTL ödediğini söylüyor. Ancak 24 saat geçmeden avukatı; hayır, 41 bin değil, tam 905 bin 597 YTL ödediğiniaçıklıyor.

Amaca varmak için papaz elbisesi bile giyerim, diyen bir liderin himayesinde olanların yüzleri kızarır mı?

Yüzlerine tükür; yağmur sanıp yarabbi şükür diyecekler!

Cüneyt Arcayürek - Cumhuriyet, 26 Eylül 2008

30 Temmuz 2008

Aman Dikkatli Olun!

Ergenekon iddianamesindeki garipliklerden kimilerini CHP milletvekili Atilla Kart, Milliyet’ten Melih Aşık’a anlatmış...

İddianamenin en temel ayrıntılarından birisi Danıştay saldırısı... Ergenekon örgütü Cumhuriyet’e ve Danıştay’a yapılan saldırıyı düzenlemiş... Daha açıkçası azmettirmiş...

Atilla Kart diyor ki:

“Eğer gerçekten böyleyse Alparslan Arslan neden Ergenekon davasının dışında? Arslan’ın Ergenekon davası sanığı olması gerekmez mi?”

Hukukçu değilim!..

Ben de aynı soruyu sordum daha önce...

Melih Aşık soruyor milletvekili Kart’a:

“Bunun nedeni Alparslan Arslan’ın bu suçtan ötürü zaten mahkûm olması mıdır?”

CHP’li Kart:

“Hayır olmaz. Çünkü o dava şu anda Yargıtay aşamasında olduğu için henüz hukuken sonuçlanmamıştır. Ergenekon örgütü hiyerarşisi içinde yer almaktan dolayı hakkında dava açılmalıydı!..”

İddianamedeki tuhaflıklara gelince...

CHP’li Atilla Kart, iddianamenin Tuncay Güney’in 2001 yılında dolandırıcılık suçundan göz altına alındıktan sonra polise verdiği ifadelere ve evinde ele geçirilen belgelere dayandırıldığını öne sürüyor...

Evet aynen öyle...

Tuncay Güney’in ifadeleri ve ele geçirilen belgelerin kanıt olarak iddianamede yer alması şu soruyu bir kez daha sormamızı gerektiriyor:

“Tuncay Güney’in anlattıkları doğruysa, niye davanın sanıkları arasında değil? Çünkü Güney’in bırakın sanık olmayı, neden tanık olarak da adı geçmiyor?”

***

Tuncay Güney’in, CHP’li Kart’ın söylediği gibi suça bulaştığı kabul ediliyor; sonuçta ise ne sanık ne de tanık olarak gösteriliyor...

Melih Aşık soruyor:

“Bu iddianameden ciddi bir sonuç çıkar mı?”

CHP’li Kart:

“Hayır. Sadece pek çok insan mağdur olduğuyla kalır; bir iki gerçek suçlu da bu karambolden istifadeyle paçayı sıyırır. Ama bu soruşturmanın amacı suçluları ortaya çıkarmak değil ki. Bu vesileyle toplumu baskı altına alıp sindirmektir. O amaç da büyük ölçüde gerçekleşmiştir.”

Gerçekten de aylardır bir “korku tüneli”nden geçiyor toplum...

Bırakın sıradan insanları, Atatürkçü, yurtsever, solcu, demokrat yurttaşlar, yazarlar, gazeteciler, bilim insanları, aydınlar birbirleriyle telefonda konuşurlarken çekiniyorlar...

Bu ülkede Atatürkçü, yurtsever olmak suç sanki!..

Dinci, tarikatçı, İkinci Cumhuriyetçi olmak ise “demokrat”lık!..

Türkiye böyle bir noktaya geldi...

Kamusal alanda “İslama yer açmayı” görev edinen, kadınlara karşı uyguladığı sinsi ayrımcılığı demokrasi ve özgürlük gibi kavramlarla örtmeye çalışan bir düşünceyi eleştirmek sizi bir anda “terör” ya da “çete” örgütü üyesi yapabilir...

Onun için suya tirit yazılar yazın ya da “tarikat şeyhleri”yle, din bezirgânlarıyla ve baronlarıyla iyi geçinin...

Türkiye’nin giderek dincileştirildiğini, laik eğitim sisteminin bir kıyıya itildiğini görmeyin!..

Örtülü alkol yasaklarına ses çıkartmayın!..

Çokuluslu “altın avcıları”nın Kaz Dağları’ndan Kaçkarlar’a değin “arama ruhsatı” almalarına göz yumun!..

Zorunlu din derslerinin “seçmeli ders” olmasını savunmayın!..

Alevilerin dışlanmalarını “yaşasın özgürlükler” diye savunun!..

“Sıkmabaş”ı sorun yapmayın!..

Harem-selamlık uygulamalara “İşte demokrasi budur” diye yazılar yazın!..

İşte o zaman özgürsünüz; gazetelerde köşe kapıp, televizyonlarda yorumcu başı olur, demokrasinin tadını çıkarırsınız!..

***

Geçmişi “karanlık” ve geçmişi “aydınlık” insanlar “Ergenekon Albümü”nün içindeler...

Olacak iş mi bu!

O zaman şöyle derim ben:

“Gericiliğe de, darbeye de, çetelere de ve AKP’ye de karşı durmak suç mudur: AKP iktidarına karşı, antiemperyalist, özgürlükçü, eşitlikçi, emekçiden yana bir muhalefetin örgütlenmesi için yola çıkmak gerekmez mi?”

Hikmet Çetinkaya - Cumhuriyet, 30 Temmuz 2008

14 Mayıs 2008

Fethullah Artık Dön

Fethullah Gülen, ABD’den neden dönmüyor?..

Dönecekti ama birden vazgeçti!..

Dönüş tarihi 8 ya da 11 Nisan’dı

...

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Fethullahçıların tüm planlarını bozdu...

Daha önceleri yazdım...

Fethullahçılar Güneydoğu’yu kuşattılar tam anlamıyla...

Diyarbakır’da “Işık Odaları” açılıyor; Batman, Malatya, Van, Gaziantep, Şanlıurfa gibi kentler “Fethullahçılar” tarafından kuşatılıyor.

Ben Fethullah’ın ABD’den Türkiye’ye hemen dönmesini istiyorum...

Hoca, 10 yıldır yurt özlemi çekiyor...

Hemen İstanbul’a gelsin, Altunizade’deki konutuna yerleşsin; Hakan Şükür’le öpüşüp koklaşsın; işlerini buradan yönetsin!..

Fethullah, ABD’den dönerse, Ergenekon olayı da açıklık kazanır. Belki bizim bilmediğimiz gerçekler ortaya çıkar...

Sahi şu Ergenekon’a ilişkin ayrıntılar nedir, iddianame ne zaman hazırlanacak, çok merak ediyorum...

Benim Ergenekon’a bakışım çok açık, daha önce yazdım, yineleyeyim:

“Bu işin sonuna dek gidilmeli, karanlıkta hiçbir şey kalmamalı!..”

Ergenekon’da ilk gözaltı ve tutuklamalar on ay önce olmadı mı? Oldu! Ardından ikincisi geldi, sonra üçüncüsü!..

Peki iddianame neden hazırlanmıyor?

Bilmiyorum!..

12 Eylül 1980 sonrası sıkıyönetim döneminde 2 bin 500 sanıklı DİSK davasının iddianamesi 15-16 ayda bitirilmişti.

Fethullahçılar, dinciler, Soros’un çocukları, Amerikan mızıkacıları, yobaz-hokkabaz takımı şimdilerde “laikçi faşist” sloganıyla TV ekranlarında boy gösteriyorlar...

Arkalarında ise Avrupalı destekçileri...

***

Olli Rehn, Joost Lagendijk, Javier Solana, Cem Özdemir, Dimitrij Rupel...

Bu beyler AKP’ye, Fethullahçılara koşulsuz destek veriyorlar... Bu ülkenin yurtseverlerini, demokratlarını, gerçek aydınlarını “laik faşistler” olarak görüyorlar...

CHP ve Deniz Baykal ise hedefte...

İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek gözaltına alındıklarında dilleri tutulan bu beyler, “sıkmabaş”, “Tayyip - AKP” gündeme geldiğinde bülbül gibi şakıyorlar.

Damat Lagendijk, Fethullahçıların Avrupa’daki işlerini izleyen Cem Özdemir...

Yaptıkları açıklamaları alt alta koyup okuyun, şaşıracaksınız...

Bunlar Türkiye’yi yönetiyor, yargıya kafa tutuyorlar...

Lagendijk, Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan hakaret etme yürekliliğini kimden alıyor, söyler misiniz?

Cumhuriyet mitinglerine katılan milyonlarca aydınlık yüzlü, laik demokrat insanımızı “Ergenekon çetesi” olarak gösteren düşünce, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu CHP’yi de “darbeci, baskıcı, ulusalcı” olarak değerlendiriyor.

Bu bir oyundur!..

İnsanları “darbeci - çeteci - laik faşist” diye suçlamak Fethullahçıların ortaya attığı bir slogandır...

Para gücü Fethullahçılardadır bugün. Sabah ve atv olayını eşelediğinizde Fethullahçı gücü görebilirsiniz.

Burada Deniz Baykal ve CHP’ye de bir çift sözüm olacak...

İç çekişmeler bitmeli, kısır döngü çatışmaları durmalıdır. CHP, demokrat ve solcu kimliğini ortaya koymalıdır.

Gün “sol”da birleşme, dayanışma, kardeşlik günü olmalıdır...

Dinci ve tarikatçı yapılanma Türkiye’yi kuşatıyor...

***

Türkiye’yi yönetmeye kalkışan, tarikatçıları - Fethullahçıları, AKP’yi “demokrasinin ve özgürlüklerin simgesi” olarak gören, Anayasa Mahkemesi’ne hakaretler yağdıran Olli Rehn, Joost Lagendijk neden bu ülkeyi işgal eden “Çokuluslu Altın Avcıları”na karşı tepki koymazlar...

Kaz Dağları’nı, Tunceli’yi, Erzincan’ı, Kaçkarlar’ı, Eşme Kışladağı’nı, Madra Dağları’nı işgal eden, çevreyi kirleten, zehirleyen “Çokuluslu Altın Avcıları”nı bağırlarına basarlar...

Çünkü tarikatçı - Fethullahçı sermaye onların sağ koludur Türkiye’de...

Bu öykü biraz uzundur...

Sırası geldikçe anlatacağım!..

Hikmet Çetinkaya - Cumhuriyet, 13 Mayıs 2008

05 Mayıs 2008

AB-AKP Birliği Türkiye'ye Karşı

Bu sütunlarda şu saptamayı çok kullandık:

AKP ile AB, Türkiye'ye karşı anlaştı!

Belki de kimi okurlar bu saptamamızı "ileri" buldular!

Ancak AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk ile AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn'in dünkü demeçleri, bizim saptamamızın tam yerinde olduğunu ortaya koydu.

Lagendijk İzmir'den bildiriyor:

"AKP kapatılacak. Bu yönde işaretler alıyoruz. AKP, MHP'nin tuzağına düşerek türban konusunda stratejik hata yaptı. Oysa biz türbanda sessiz ve yavaş olun demiştik. Avrupa'da kimse yüzde 47 oy alan bir partinin kapatılmasını anlamıyor. AKP'nin yerine kurulacak yeni parti daha güçlü gelecek. AKP, anayasayı değiştirip böyle bir şeyin olmasını engelleyemedi."

Lagendijk CHP'yi de yerden yere vuruyor:

"CHP bir felaket... Avrupa'daki sosyal demokratlar CHP'den utanç duyuyor."

Lagendijk, AKP'ye ne yapması gerektiğine ilişkin akıl verirken, MHP'yi "tuzakçı", CHP'yi de "felaket" olarak niteliyor.

CHP ve MHP'nin politikalarını eleştirebilirsiniz; ama bu sözler eleştiriden çok hakaret kokuyor...

AKP'ye de önerimiz şu:

Lagendijk'i AKP eşbaşkanı yapın!

***

Gelelim Olli Rehn'e...

Arkadaş Oxford Üniversitesi'ndeki konferansta Türkiye analizleri yapıyor:

"Türkiye'de aşırı laiklerle Müslüman demokratlar arasında çatışma var. Ülkenin geleceğine ilişkin farklı vizyonların yarattığı bir gerilim yaşanıyor... Sosyal kırılmanın ana unsuru; büyük kentlerdeki iş dünyası elitleri ile Anadolu'nun dindar orta sınıfı arasında... Liberal demokrasi ile ulusalcı otokrasi çatışıyor... Türkiye'deki milliyetçilerle Sırp ve Rus radikaller Avrupa karşıtlığında birleşiyor..."

Türkiye'ye yönelik bu saplamaların, affedersiniz, saptamaların neresini düzeltmeli?

Olli Rehn, seçtiği sözcüklerle kendi duruşunu ortaya koyuyor. Laikler aşırı, Müslümanlar demokrat! Ve ikisi arasında çatışma var!

Diyelim ki var; bunu kim körükledi?

Kendileri...

AKP'nin her yaptığına reform deyip, kendi isteklerinin yanına AKP'nin çekirdek tabanının özlemlerini de koyup, "AB süreci iyi gidiyor" diyen kim?

Kendileri...

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) türban konusunda Türkiye'nin halen yürürlükte olan yasalarına hak verdiği halde, AKP'nin yanında tavır alan kim?

Kendileri...

Önce Türkiye'nin kendi içinde fay hatlarının oluşmasını körükleyeceksiniz, sonra Türkiye'de çatışma var diyeceksiniz...

Çok yüzlülüğün bu kadarına pes... Olli Rehn'in her yanı "AB"es!

***

AKP'nin 1 Mayıs Taksim bozgunundan sonra doğrusu şu sorunun yanıtını arıyordum:

Bakalım AB'den nasıl bir tepki gelecek?

Biz 1 Mayıs'a ilişkin görüş beklerken, yukarıda sıraladıklarımız geldi!

Yanlış anlaşılmasın, 1 Mayıs'la ilgili AB'den bir beklentimiz yok... Ama, böyle bir saldırı örneğin Diyarbakır'daki bir eyleme olsaydı, arkadaşlar anında orada biterdi! Bu ikileme dikkat çekmek istedik.

Avrupa Parlamentosu'ndan birkaç kişisel değerlendirme dışında dün akşam saatlerine kadar AB'den 1 Mayıs'a ilişkin ses yoktu!

Türkiye, AKP'ye ilişkin kapatma davasıyla birlikte yeni bir yol ayrımında... Bu ayrımda, tek sağlıklı çıkış var:

Kendi gücümüze güvenmek!

Mustafa Balbay - Cumhuriyet, 4 Mayıs 2008

11 Mart 2008

AKP-Erbil-Bağdat Hattı...

Öyle anlaşılıyor ki 5 Kasım 2007'de Washington'da kabaca bir hat çizildi.

- ABD, kendi üretip geliştirdiği PKK'ye karşı bir dizginleme işine girecekti.

- Türkiye'ye sınır ötesi "sınırlı harekât için" izin verecekti.

- AKP hükümeti, PKK'nin biraz hırpalanması karşılığında Talabani ve Barzani ile siyasi ve iktisadi işbirliğini ileri götürecekti.

- Türk kamuoyunda ABD'ye karşı olan (yüzde 90) oranı böylece biraz geri çekilecekti.

- Ankara BOP'a, hükümeti ve askeri ile biraz daha bağlanmış olacaktı.

ABD, "AKP, Talabani (Bağdat), Barzani (Erbil) ve PKK (DTP) dörtgeni içinde" istediği amaçlar doğrultusunda ilerliyor. Geri çekilme sabahı olan 22 Şubat Cuma günü Cumhuriyet'te çıkan yazımda , "sınırlı askeri harekât karşılığında Kürdistan projesinde siyasi ilerleme sağlayacaklarını" madde madde anlattım.

Talabani'nin Ankara'ya, hem de Çankaya'ya gelişi ile 5 Kasım 2007'nin ikinci adımı da atıldı. PKK'nin TSK tarafından askeri olarak biraz yıpratılması karşılığında, Kürdistan projesinde ABD siyasi ilerleme sağladı.

AKP, ABD ile hangi konularda anlaştı? Ne Meclis ne de kamuoyu biliyor.

- Talabani (Bağdat) ve Barzani (Erbil) ile yakınlaşarak yeni bir zemin hazırlıyor.

- Talabani, Barzani ve PKK bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Onları birleştiren dış güç ABD ve AB'dir. Talabani'nin Çankaya'da onurlandırılması, Bağdat, Erbil, PKK (DTP) ve Washington çevreleri tarafından olumlu karşılandı.

- AKP alıştıra alıştıra, ABD'nin BOP'taki ilk Kürdistan adımını resmen atmış oldu.

Sonuçlara bakalım...

Olayın sonuçlarını geniş bir pencereden değerlendirmek gerekir. Son birkaç haftanın "askeri operasyon karesine" sıkıştığımız zaman tuzağa düşeriz, bir şey anlaşılmaz.

5 Kasım 2007'den sonra neler oldu? Kimler ne elde ettiler?

1)Türkiye'de AKP hükümeti kamuoyuna, "Meclis'te karar aldık, siyasi irade gösterdik, PKK'yi inine kadar izledik ve gerekeni yaptık" diyerek başarı kazanmış oldu.

2) TSK, en zor kış koşullarında, kısa süre için de olsa, başarılı bir kara harekâtını, "ABD'nin de bilgi desteği ile" başardı.

3) PKK'nin Irak'ın iç kesimlerine rahatlıkla kaçırılan ve saklanan geniş kesimi dışında kalan 250 dolayındaki terörist etkisiz hale getirildi.

4) ABD, "PKK'nin küçük bir bölümünü feda etme karşılığında" AKP'den Talabani ve Barzani ile işbirliği güvencesi aldı.

5) Geniş bir reform ve teröriste af paketi için güvence sağlandı. Hatta, Washington'a bazı taahhütlerde bulunulduğu ve bir "reform paketi sunulduğu" ortaya çıktı.

6) Amerika "Türk kamuoyunda rahatladı".

7) Türk-Kürt federasyonunu kamuoyunda tartışacak bir altyapının temelleri atıldı. Kimi yazarlar hemen işe koyuldular. ABD ve AB çevreleri, "siyasal çözüm taleplerini" sunmaya başladılar.

8) Siyasal çözüm adı altında, bireysel haklar yerine, "toplumsal haklar" gündeme getiriliyor.

9) Ve en önemlisi, asker ile CHP ve MHP'nin arası açıldı. ABD, AKP ve DTP açısından bundan iyi bir beklenti olur mu? Dün AKP ile liberaller çatışmaya başlamıştı; bugün, asker ile Meclis'teki muhalefet karşı karşıya getirildi.

ABD 5 Kasım'da kurguladığı oyunu adım adım sürdürüyor. Gates , "eski bir CIA başkanı olarak" çok başarılı bir oyun sergiledi.

Kazananlar; ABD, AKP ve DTP. Kaybedenler ise, Türkiye'nin geri kalanı. İşin en ilginç yanı, "tuzağa düşenler, yerdeki mayınları göre göre üzerine bastılar".

BOP yürüyor...

ABD ve AB'nin Büyük Ortadoğu Projesi AKP'nin de desteği ile adım adım yürütülüyor. Projeye Şanghay İşbirliği Örgütü üyeleri karşı çıkıyorlar. Rusya, Çin ve Hindistan önlemler alıyorlar.

Bölgemizde Türkiye, İran ve komşu Arap ülkeleri projenin hedef ülkeleri arasındalar. Türkiye ve Irak'ta, "ABD'nin desteği ile" işbaşına gelen yönetimler BOP'un bir parçası olmuşlar. En çelişkili ülke Türkiye.

- Görünürde, biçimsel bir demokrasi var. Açık bir rejim, her şey yazılıyor, çiziliyor, söyleniyor.

- Ama uygulamalar Türk halkının değil, bölgeyi sömüren Batı emperyalizminin işine yarıyor.

- Dinci ve sermayeci oligarşi işbaşında ve onların denetiminde.

- Sistem, "dinci ve büyük sermaye oligarşisi tarafından" kilitlenmiş durumda.

- Emperyalizme karşı Türkiye'nin tarafında durması gereken örgütler ve kurumlar birbirlerine düşmüşler. İnsanın kendi kendine yumruk atması gibi bir şey...

Türkiye bu kaostan çıkmak zorunda. Kendimizle ve emperyalizmle yüzleşmek zorundayız...

Erol Manisalı, Cumhuriyet - 10 Mart 2008
Related Posts with Thumbnails