Laiklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Laiklik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

08 Ocak 2009

‘Laikleri şişe geçireceğim’ diyen adam, Başbakanlık Basın Müşaviri oldu!

Başbakan Erdoğan’ın danışmanı ve Başbakanlık Basın Sözcüsü Akif Beki görevinden ayrılınca dün sormuştum:

“Bakalım bu kez Kanal-7’den hangi isim bu göreve atanacak?”

Yanılmadım... Başbakanlık’ın yeni Basın Müşaviri, Kanal-7 kökenli Kemal Öztürk oldu.

Peki; adı AKP hakkında açılan kapatma davasının iddianamesinde de geçen Kemal Öztürk kimdir?

***

1969’da Ağrı’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi.

Yazı hayatına 1990 yılında İran Devrimi yanlısı bir yayın politikası olan Girişim ve Selam isimli dergilerde başladı. Bu Meydan, İmza, Nehir, Yeni Zemin, Sözleşme, İstanbullu dergilerinde Mir Mahmut Rıza mahlasıyla laiklik karşıtı yazılar yazdı.

1995’te muhabir olarak Yeni Şafak Gazetesi’ne, 1996’da da belgesel yapımcısı olarak Kanal-7’ye geçti. Hazırladığı “İlk Meclis” belgeseli, laiklik karşıtı bulundu ve RTÜK tarafından yasaklandı.

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hakaretten bir yıl hapse mahkûm oldu.

1999’da Kanal-7’den ayrılarak, dil ve mesleki eğitim almak üzere Amerika’ya gitti.

Daha sonra Bülent Arınç’a danışmanlık yaptı; ardından AKP Basın Bürosu’nda görev aldı.

Nükte Yayınları’ndan 1994 yılında çıkan ve Mir Mahmut Rıza mahlasıyla yazdığı “Bir Garip Oğlanın Hikâyesi” kitabı mahkeme kararıyla toplatıldı. Bu kitap yüzünden de bir yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bakın, yeni Başbakanlık Basın Müşaviri, 15 yıl önce yazdığı o kitapta kahramanların ağzıyla neler diyordu:

***

- “Devlet kimdir? Helvadan yapılmış puttur.”

- “En sonunda beni bir numaralı terörist yapacak bu pez...nkler, bütün laikleri bir bir şişe geçirecem, ondan sonra anlayacaklar laikliğin faziletlerini. Elin o...pusu bile kalkıp ‘Ben laikim, namusumla çalışıyorum, kimse karışamaz’ demeye başladı. Ula ben böyle laikliğin...”

- “Bak bizim sahte Müslümanlar nasıl bölücülük yapıyorlar. Ben bu yüzden bu adamları sallandıralım diyorum. Ayrıcalık yapanın dinde de katli vaciptir çünkü. Ama dinleyen yok!”

- “Herkes, sineğin şıraya yapıştığı gibi laikliğe sarılır ama kimse onun gerçekte ne anlama geldiğini bilmez. Ne kadar da utanmazlar. Rahmetlinin (Atatürk’ü kastediyor) mirasına sahip çıkan mendeburların hiçbiri, laikliğin ne anlama geldiğini ve nereden geldiğini bilmezler.”

- “Eskiden Türkler’in yetiştirdiği ‘marimus öküzü’nün sol arka bacağının uyluk yeri ile işkembesinin ayrıldığı yerde bir et parçası bulunur. İşte tam buraya ‘laik’ denir. Vee bugün kullandığımız kelimenin de aslı buradan gelmektedir.”

***

İşte; Başbakan’ın yeni Basın Müşaviri böyle biri!

Eminim ki o da, “Canım ben de Sayın Başbakanımız gibi değiştim, öyle düşündüğüm günler geride kaldı” diyecektir!

İyi de Başbakan; hep geçmişte laikliğe küfreden adamları bulup da böyle kritik görevlere getirmek zorunda mı?

***

GÜNÜN SORUSU

Dünkü şok gözaltılardan Başbakan Erdoğan’ın haberi var mıydı?

***

Fethullah’ı eleştirdiler Ergenekoncu oldular!

Türkiye dün bir kez daha bilmem kaçıncı dalga Ergenekon gözaltılarına tanık oldu. Evleri aranan ve gözaltına alınan bu çok önemli isimlerin bir ortak özelliği de Fethullah Gülen cemaatinin laiklik karşıtı eylemleri konusunda toplumu uyarmaları...

İşte birkaç örnek:

***

Gülen davasını sonuna kadar kararlılıkla takip eden Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Ergenekon soruşturmasının sonunun Şemdinli gibi olacağını dile getirmişti. Unutmayın ki; Fethullah Gülen’le bağlantısı olduğu belirtilen ve meslekten ihraç edilen Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya, halen ABD’de bulunuyor.

Bedrettin Dalan, her fırsatta Fethullah Gülen’in okullarının cemaatçi çocuklar yetiştirdiğini ve bunun laiklik için tehdit olduğunu söylemişti.

Emekli Orgeneral Kemal Yavuz, “Fethullah Gülen’in hedefi şeriat devleti” demişti.

MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç ise Fethullah Gülen ve Milli Görüş zihniyetinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını defalarca açıklamıştı.

***

Ne dersiniz... Bu tavırlarının faturasını ödüyor olabilirler mi?

Mustafa Mutlu - Vatan, 8 Ocak 2009

09 Eylül 2008

Laiklik düşmanları!

Ensonhaber.com adresinden yayın yapan, kime çalıştığı belli olmayan haber sitesi, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker'in yeni adli yılın başlangıcı nedeniyle yaptığı konuşması sırasında su içmesini, Ramazan'da bu olmadı başlığıyla haber yapmış. Satır aralarında laiklik karşıtı cümleleriyle dikkat çeken haber, Gerçeker'in su içmesini de laiklik vurgusu olarak nitelemiş. Haberin devamında, eski Cumhurbaşkanımız A. Necdet Sezer'in de ramazan ayında su içtiğini hatırlatmayı da ihmal etmemişler.

Bakalım aynı haber sitesi, Abdullah Gül'ün ramazan ayında su içmesini okurlarına nasıl duyurmuş:

"Cumhurbaşkanı Abdulah Gül, Siirt ziyaretinde unutkanlığının kurbanı oldu. Gül Ramazan ayına girildiğini unutunca, dalgınlıkla su içti."

Su içen Abdullah Gül olunca unutkanlık, dalgınlık; A. Necdet Sezer ve Hasan Gerçeker olunca laiklik vurgusu...

İşte laiklik düşmanlığına bir örnek!

30 Mayıs 2008

Barroso: Laiklik zorla dayatılmaz

TÜRK siyasetçilerin, gazete yazıcılarının, üniversite elemanlarının yanlışlarını düzeltmek zorunda kalmamız yetmezmiş gibi şimdilerde bir de Avrupa Birliği şövalyeleri ile uğraşmak zorunda kalıyoruz.

Sabah Gazetesi iftiharla sunuyor: "Barroso: Laiklik zorla dayatılmaz" demiş.

Barroso hazretlerine laikliğin zorla dayatılması gerektiğini kanıtlamadan önce, hazretin bu inciyi yumurtladığı bağlamı sunalım:

KİBARLIK GEREKSİZ!

"AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye’nin bir gün AB’nin tam üyesi olması için, Türkiye’de tam demokrasi ve ’demokratik laikliğin’ olması gerektiğini belirterek, ’Laiklik zorla dayatılmaz. Avrupa’daki demokrasilerde normal olduğu şekilde tüm garantileriyle uygulanan demokratik bir süreç olmalıdır’ dedi." (Sabah, 09.05.08) Bu, yanlışlığın değil deli saçmasının neresini düzeltelim?

Türkiye’de okuldan çok cami var. Okullardaki sınıflarda öğrenciler yer bulamazken birden fazla camisi olan küçücük köyler var. Halk iki dini bayramında yılda toplam en azından 10 gün tatil yapıyor. Kurban kesiyor. Sosyetesi bile hacca ve umreye gidiyor. Milli voleybolcusu genç kız tesettüre giriyor. Ülkede 300’den fazla imam hatip okulu, neredeyse her üniversitede bir ilahiyat fakültesi, bütçesi üç bakanlığa bedel Diyanet İşleri Başkanlığı, binlerce Kuran kursu, tarikatlar tarafından yönetilen gene binlerce öğrenci yurdu, yüzlerce İslamcı gazete, dergi, yayınevi, radyo, onlarca televizyon kanalı var. Bankalar ve holdingler var. Kimsenin namazına, niyazına karışılmıyor. Yani herkes özel yaşamında inançlarını özgürce kullanıp uyguluyor. Daha uzatmaya gerek yok. Bu ülkede mi laiklik zorla dayatılıyor!? Kibarlığın hiç gereği yok: Çüş artık!

’ZORLAMA’NIN FERİŞTAHI

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde, devletin "demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" olduğu yazmaktadır. Ve bu madde Anayasa’nın 4. maddesine göre, değiştirilmesi bir yana değiştirilmesi teklif bile edilemez.

İşte size zorlama’nın feriştahı!

Anayasa’nın 2. ve 4. maddeleri, Asli Kurucu (Demokratik) İktidar’ın tercihini yansıtmakta ve dayatmaktadır. Bu iki maddeyi Tali Kurucu İktidar (Türevsel İktidar) da değiştiremez. (Yani AKP’nin egemen olduğu TBMM bile.)

Bu iki madde ancak İslamcı bir ihtilal ile, monokratik ve teokratik bir iktidar biçimi ile değişebilir.

Demek ki Türkiye Cumhuriyeti’nde laiklik bir devlet düzeni ve ilkesi olarak kendini zorlayabilir. Bu bir!

İkincisi: Bu iki maddeden hoşnut olmamak, laikliği yeniden tanımlama hevesleri, fırsat kollayan, geleceğe dönük şiddeti içermektedir. Bu nedenle AKP’nin kapatılma davası Venedik Kriterleri ile kesinlikle çelişmez.

Bir şair ancak bu kadar hukuk ve Anayasa hukuku dersi verebilir! Jose Manuel Barroso ve dostlarına ve AKP milletvekillerine, dostum Erdoğan Teziç’in "Anayasa Hukuku" kitabını okumalarını tavsiye ederim. Okusunlar ki yakında bazı önerilerim olacak!

Özdemir İnce - Hürriyet, 28 Mayıs 2008

24 Eylül 2007

Böyle giderse Türkiye’de laiklik çözülür, çoğunluk desteğini almayan siyasi olguya dönüşür


Soner Çağaptay, İstanbul Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler okuduktan sonra, Yale Üniversitesi’nde tarih doktorası yaptı. Uzmanlık alanı Türk milliyetçiliği ve Türk dış politikası. Beş yıldır ABD’nin etkin düşünce kuruluşlarından Washington Enstitüsü’nün (Washington Institute For Near East Policy) Türkiye bölümünü yönetiyor. ABD ve AKP hükümetinin yakından izlediği analistlerden.



Hatta geçen günlerde Çağaptay’ın Wall Street Journal’daki yazısına bizzat Cüneyd Zapsu cevap verdi. Çağaptay, Türkiye-ABD ilişkilerinde kritik noktalara gelindiğinde Beyaz Saray’daki çok üst düzey yöneticilerin arayıp görüş aldığını söylüyor. Yeni ders yılında ABD’nin saygın üniversitelerinden Georgetown’da "Türkiye’de Laiklik" başlıklı bir ders verecek. Çağaptay’la Türkiye’de laiklik tartışmalarını konuştuk.

Türkiye’de laiklik üzerine ders vereceksiniz Georgetown’da. Nedir Türk usulü laikliğin özelliği?

- Derste Türkiye’de laikliğin kurumsallaşması, gelişmesi, günümüzdeki konumu ve geleceğini anlatacağım. Hem tarih hem de siyaset bilimi dersi. Türk laikliği ile Amerikan laikliği aynı değil. Türkiye’deki laiklik biraz daha Avrupa’ya yakın. ABD’yi kuranlar dinlerinden dolayı baskı gördüğü için laikliği tüm dinlere özgürlük şeklinde biçimlendirdi. Bu da hayatın her alanında çeşitli dini sembollerin tezahür etmesine yol açtı. Avrupa tarzı laiklik ise çok farklı: Dinin siyasi sistemi kontrol etmesine önlem olarak gelişti. Temelinde dinlere özgürlük değil, dinden özgürleşme, yani ayrılma yatar. Türkiye de bunu benimsedi, din ve siyaset arasına büyük bir izolasyon duvarı çekti.

Yine de Türkiye’de kilise gibi kendi kuralları ve kontrol mekanizması olan bir üst makam bulunmadığı için Avrupa laikliğinden ayrılmıyor muyuz? Diyanet İşleri Başkanlığı’nı da hesaba katarsak daha özel bir laik sistem yok mu Türkiye’de?

- Katılıyorum. Zaten Türk laikliğinin Avrupa Parlamentosu’nca en çok eleştirilen yanı Diyanet’in bir devlet kurumu olması ve imamların maaşlarının devlet tarafından ödenmesi, cuma vaazlarının içeriğini devletin belirlemesi. Bunların laiklik ilkesiyle bağdaşmadığı söylenir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tamamen lağvedilmesi ve camilerin müminleriyle baş başa kalması ne gibi sonuçlar doğurur?

- Tam bir kaos olur. Çok tehlikeli bir adım. Bir kere Diyanet İşleri Başkanlığı gökten zembille inmedi. Bu kurumun öncülü var: Şeyhülislam. Diyanet, Osmanlı Devleti’nden başlayarak Türkiye tarihinin ürettiği doğal bir kurum. Din-toplum ilişkisini düzenler ve gereklidir. Avrupa, Türkiye’yi bu konuda eleştirirken kendisi çok farklı çözümler getirmemiş ki. Mesela Almanya’da kilise vergisi var. Hükümet vatandaştan toplar, kiliseye dağıtır. İngiltere’deki Anglikan Kilisesi’nin başı İngiltere Kraliçesi. İskandinav ülkelerinde Luteryan Kilisesi resmi kilise. Yani aslında Avrupa’da, Türkiye’deki din ve devlet arasındaki izolasyon duvarı yok denecek halde.

LAİK MİSİN MÜSLÜMAN MI DİYE SORARSAN MÜSLÜMANIM DER

3 Eylül tarihli Newsweek dergisindeki yazınızın başlığı "Laikliğin Sonu" idi. Sonu geliyor mu gerçekten?

- Laikliğin 80 yıldır Türkiye gibi bir ülkede var olmasının sebebi halkın çoğunluğunca desteklenmesi. Türk toplumunu üçe ayırıyorum: Dini görevlerini yerine getirmeyen küçük bir liberal grup. Küçük bir aşırı dinci grup. İkisinin ortasında, dini vecibelerini yerine getiren ama laik bir devlette yaşamaktan memnun muhafazakar çoğunluk. Çok partili döneme geçildiğinden beri bütün partilerin ortak argümanı "Hem Müslüman hem laik olunabilir"di. Taa ki AKP’ye kadar. AKP, bu seçim kampanyasında özellikle Anadolu’da şöyle bir strateji izledi: Sırf dindar olduğu için bize cumhurbaşkanı seçtirmediler. O ortadaki çoğunluğu, laikliğin dindarlığa karşı olduğuna ikna etti. Bu da şimdiye kadar Türkiye’de var olmayan bir fay hattı yarattı. Muhafazakar çoğunluğu ya laik ya Müslüman olursun gibi zor bir seçim yapmak zorunda bırakırsanız, Müslümanlığı seçer. Laiklik ilk defa muhafazakar çoğunluk tarafından sorgulandı. AKP bu fay hattında yürümeye devam ederse Türkiye’de laiklik çözülür, yani çoğunluğun desteğini alamayan bir siyasi olgu haline dönüşür.

AKP’nin laikliği bir gecede yok etmeyeceğini ama tedrici olarak Türkiye’yi içe kapalı bir İslam devletine dönüştüreceğini söylüyorsunuz. Neye dayanarak?

- Türkiye, İslami sembollerin daha çok yer aldığı bir topluma dönüşecek. Kısa vadede, siyasi ve hukuki bakımdan elbette laik düzen sürecek. AKP laikliği bir gecede yok etmeyecek. Ama toplumdaki ikonik bazı İslami öğeler çok daha belirleyici olacak: İçki yasağı, türban, İmam Hatip Liseleri. Sohbetlerimden çıkardığım kadarıyla, AKP, dini ve sosyal anlamda bu üç öğenin toplumda yaygınlaşmasından yana. Yani türban takılması muteber, içki içilmesi yasak, İHL eğitim alınması gereken yer. Kültürel hayatta günah-mübah ayrımı yapıyor. Bunu liderlerinin şahsi hayatlarında da görebilirsiniz.

Türkiye’de laikliğin çözülmesi ABD’nin pek işine gelmez değil mi?

- Washington, iktisadi tutumuna bakarak AKP’yi liberal bir hükümet olarak değerlendiriyor şu anda. Ne zaman ki belirttiğim göstergeler sosyal hayatta belirginleşir, laikliğin erozyona uğradığını düşünmeye başlar. O zaman nasıl bir politika izleyeceğini şimdiden kestiremiyorum.

AKP BENİ ÇOK CİDDİYE ALIYOR, ABD EN ÜST DÜZEYDE TAKİP EDİYOR

Makalelerinizin Başkan Yardımcısı Dick Cheney’ye kadar uzanan bir Beyaz Saray yolculuğu olduğu söyleniyor. Doğru mu?

- Washington Enstitüsü makaleleri binlerce kişiye gönderir. Abdullah Gül’e, Dick Cheney’ye, Avrupa Parlamentosu’na... Bana ulaşan geriye dönüşlerden anladığım kadarıyla, özellikle kritik dönemlerdeki yazılarım, ABD hükümetinin üst düzey kişilerince takip ediliyor. Çünkü bazı konuları ayrıntılandırmam talep ediliyor.

Nasıl yani? Beyaz Saray’a çağırıp bilgilendirme yapmanız filan mı isteniyor?

- Çok üst düzeyde takip ediliyorum diyelim.

AKP hükümeti yazdıklarınızdan pek hoşlanmıyor galiba. Onlarla ilişkiniz nasıl, bire bir görüştüğünüz birileri var mı?

- AKP’nin yazılarımı çok ciddiye aldığını biliyorum. Partiden temas kurduğum kişilerden, Türkiye’deki diğer kaynaklardan aldığım bilgiler bu yönde. Aramızda entelektüel diyalog var.

Diyalog olduğu kesin. Temmuzda Wall Street Journal’da yayımlanan yazınıza Cüneyd Zapsu televizyondan cevap verdi.

- Görüşlerime katılmak zorunda değiller. Cevap vermek hakları.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen gazeteler sizi laiklere AKP karşıtı taktik vermekle suçluyor. Buna ne dersiniz?

- Ben analistim, görevim taktik vermek değil, ışık tutmak.

Türk entelijansiyasında AKP’nin bugüne kadarki en liberal hükümet olduğunu söyleyenler var. Siz neden aksini iddia ediyorsunuz?

- Liberalizmin tek ölçütü ekonomiyse, evet AKP iyi işler yaptı. İktisadi anlamda liberal. Ama liberalizmin diğer göstergesi çoğulculuk, farklılığa tahammül. Türban, İHL ve içki yasağında AKP’de çoğulculuk fikri yeşermemiş. Türbanlı - türbansız ayrımı yapmadığını söyleyebilir. Ne zaman ki bunu söylemin dışına taşır, kadrolarına, atamalarına, vekillerine, bakanlarına yansıtır, o zaman liberal bir hükümet olabilir.

THINK-TANK’LER ABD-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİN TADINI VE RENGİNİ BELİRLER

Hudson Enstitüsü’yle yaşananlardan sonra, Türkiye’den bakıldığında, ABD’deki düşünce kuruluşları manipülatif görünüyor. Neye, kime hizmet ettiği sorgulanıyor. Bu konuya açıklık getirir misiniz?


- Türkiye düşünce kuruluşlarına (think tank) pek alışık değil. Ama 5-10 yıl sonra yaygınlaşacak ve Türkiye’de de akademisyenlerin, medyadan tanıdığımız isimlerin böyle kuruluşlarda çalıştığını göreceğiz. O zaman düşünce kuruluşlarının siyaseti neden, nasıl etkilediği daha iyi anlaşılacak ve doğal karşılanacak. Washington Enstitüsü’nün 20 yıldır Amerikan siyasetinde ağırlığı var. Son derece bilimsel araştırmalar yapan bir kuruluş. Özellikle Türkiye konusunda düzenli yayın yapar. Bütün yayınları saygı görüyor, çünkü bazı konuları gündeme gelmeden öngörüyor. PKK konusunda ABD’de çok yol kat ettik. Beş yıl önce, acaba terör örgütü mü, diyorlardı. Yayınlarımız sayesinde, artık söze PKK’nın terör örgütü olduğunu kabul ederek başlıyorlar.

Washington Enstitüsü’nün İsrail’den finansal destek aldığı söyleniyor...

- Kesinlikle böyle bir şey yok. Hesaplarımız son derece şeffaf. Sadece Amerikan vatandaşlarından aldığı bağışlarla yaşar. Ne yabancı devletlerle, kurumlarla ne de ABD hükümetiyle ilişkisi var. Siyasi ve ahlaki olarak bağımsız. ABD’deki birçok düşünce kuruluşu özel şirketlerden finansal destek alıyor, bizde bu yok.

Düşünce kuruluşları ABD-Türkiye ilişkilerini ne kadar etkileyebilir?

- Tamamen etkiler demek çok iddialı olur ama tadını ve rengini belirliyor.

Kaynak: Hürriyet

03 Eylül 2007

Taşlar yerine oturuyor

Ilımlı İslam'dan şeriata

Amerikalı diplomat Richard Holbrooke'un Türkiye ile birlikte "ılımlı İslam ülkesi" kategorisinde gösterdiği Güneydoğu Asya ülkesi Malezya'da şeriat düzenine geçilmesi tartışılmaya başlandı.

Daily Telegraph'ın haberine göre, önceki gün, İngiliz yönetimine son verilip bağımsızlık ilan edilmesinin 50. yıldönümü kutlamaları yapılan Malezya'da hükümet hukuk sisteminde büyük değişiklik yaratacak bir dizi reform yapmaya hazırlanıyor. Bu kapsamda açıklamalarda bulunan Başbakan Abdullah Bedevi, ülkenin İngiliz sömürgesi olduğu dönemden kalma anayasasında yazılı olan "Malezya laik bir devlettir" maddesinin değişebileceğini kabul etti.

Başkent Kuala Lumpur'da yapılan bir konferansta konuşan Malezya Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Ahmed Fayruz da bağımsızlığın kazanılmasından bu yana geçen 50 yıl içinde Malezya'nın sömürgeciliğin kıskacından çıkamadığını savunarak, şeriatın hukuki boşlukları doldurmak amacıyla mevcut huhuk sistemine aşılanması gerektiğini bildirdi. Ahmed Fayruz, şeriat hükümlerinin özellikle örf ve adete dayanan hukuksal düzenlemelere monte edilmesini istedi.

Bazı bölgelerde uygulanıyor
Şeriat hükümleri Malezya'nın bazı bölgelerinde halen uygulanıyor. Şeriat çok sık olmasa da ara sıra Müslüman olmayanların davalarında da geçerli oluyor. Örneğin geçen temmuzda 21 senedir evli olan 6 çocuklu Müslüman-Hindu çiftin birliktelikleri yerel yetkililer tarafından şeriat hükümlerine dayanılarak hukuksal yoldan sonlandırıldı.

Malezya'da nüfusun çoğunluğunu oluşturan Malaylar anayasal olarak Müslüman kabul ediliyor ve din değiştirmeleri yasaklanmış bulunuyor. Nüfusun yüzde 40'ını da Çin ve Hint kökenliler oluşturuyor. Ayrıcalıklı vatandaş sayılan Malaylar daha kolay iş bulup, kredi olanaklarından yararlanabiliyor. Ev sahipleri, Malaylardan daha düşük kira talep ediyor. Radikal İslamlaşma yönündeki son gelişmelerin Çin ve Hint kökenli Malezya vatandaşlarını alarma geçirdiği belirtiliyor.

Kaynak: Milliyet
Related Posts with Thumbnails