Emre Kongar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Kongar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2009

Dava… Duruşma… Ve Değişim!

Bir sabah uyanıyorsun ki, hakkında bir dava açılmış…
Oysa dava konusu olacak hiçbir şey yapmamışsın…
Gönlün rahat…
Vicdanın temiz…

***

Daha önce başkalarına haksızlık yapıldığını duymuşsun…
Seni ilgilendirmediği için gözlerini kapatmış, kulaklarını tıkamışsın…
Zaten başkalarına dava açılmasının mutlaka bir nedeni de olmalıydı; yoksa niye dava açsınlardı, değil mi?..
Ama senin için hiçbir neden yok…
Mutlaka bir yanlışlık var…

***

Bir duruşmaya katılıyorsun…
Gönlün rahat…
Vicdanın temiz…
Suç işlememişsin ki…
Her soruya açık yüreklilikle ve dürüstçe yanıt veriyorsun…
Seninle ilgili mutlaka bir yanlışlık var…
Ne kadar açık yürekli, ne kadar dürüst olursan yanlışlık o kadar kolay ve çabuk anlaşılır…
Fakat sorular bir garip…
Soruşturmanın gittiği nokta tehlikeli…
Tanıdıkların…
Tanıdıklarının tanıdıkları…
Tanıdıklarının tanıdıklarının tanıdıkları…
Tanıdıklarının tanıdıklarının tanıdıklarının yaptıkları, söyledikleri…
Yaptıkların ve yapmadıkların…
Duyguların ve düşüncelerin…
Görüştüklerin ve görüşmediklerin…
Yavaş yavaş etrafında bir ağ örülüyor:
Sen de artık bir suçlusun…

***

Bu tam bir karabasan…
Gerçek olamaz…
Bu, senin başına gelemez…
Daha önce başkalarına da olduğu öne sürülmüştü…
Ama mutlaka onların bir suçu vardı; yoksa niçin dava açılsındı değil mi?
Oysa sen masumsun…
Ama bir türlü anlatamıyorsun…
Yavaş yavaş fark etmeye başlıyorsun ki, masumiyetini anlatamayan herkes suçludur!

***

Bir sabah uyanıyorsun ki, bir böcek olmuşsun…
Etrafında olup bitenleri görüyor, konuşulanları duyuyorsun…
Ama çevrendekiler seni insan olarak algılamıyor…
Sen onlar için artık sadece bir böceksin!

***

İşte o zaman anlıyorsun davanın ve duruşmanın amacını:
Amaç seni değiştirmek…
Dönüştürmek…
Vatandaşlığını, haklarını, hukukunu, insanlığını, gururunu, haysiyetini, kişiliğini elinden almak…
Böcekleştirmek…

***

Bu bir süreç…
Başlangıcı Kafka’dan:
Dava.
Devamı Dürrenmatt’tan:
Duruşma Gecesi.
Noktayı koyan yine Kafka:
Değişim!
Demokrasiden faşizme…
Vatandaşlıktan kulluğa!
İnsanlıktan böcekliğe!

Emre Kongar - Cumhuriyet, 18 Nisan 2009

11 Eylül 2007

Dinci Oligarşiye Geçişin Aşamaları

Türkiye Cumhuriyeti'nin Çok Partili Rejim 'e geçişi, 1946'da yapılan genel seçimlerle resmen onaylandı.

Bu tarihten itibaren, 60 yıllık süre içinde rejim, yavaş yavaş, adım adım, tedricen, Dinci Oligarşi 'ye doğru yol aldı.

Bugün gelinen noktadaki korkutucu gerçek, artık ülkemizde Çok Partili Rejim 'in tümüyle yozlaştırılmış ve Demokrasi 'den çok uzaklaşmış olmasıdır.

Türkiye'de Demokrasi dediğimiz rejim, günümüzde zaten, çoğunluk diktatörlüğüne, yağmacılığa ve Liderler Oligarşisi 'ne dayalı, dışa bağımlı, garip bir kimliğe bürünmüştür.

Rejimimiz, anayasamızda yazdığı gibi, "Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" kimliğini tam oturtmuş olsa, ne dincilik bir tehlike oluşturabilirdi, ne de Dinci Oligarşi iktidara gelebilirdi.

Türkiye'nin önündeki Dinci Oligarşi tehdidinin gerçekliği ve büyüklüğü, bu oligarşiye, gerçek bir Demokrasi 'den değil, zaten oligarşik niteliğe dönüşmüş bir başka yapıdan geçiyor oluşumuzdan kaynaklanmaktadır.

Gerçek bir Demokrasi 'den, ne türlü olursa olsun bir oligarşiye, hele Dinci Oligarşi 'ye geçiş daha zordur.

Batı'da Dinci Oligarşi tehlikesinin söz konusu olmayışı bundan dolayıdır.

Oysa bir oligarşiden başka bir oligarşiye geçiş daha kolaydır.

Çünkü rejim zaten oligarşiktir, bütün yapılacak iş bunun temellerini dinciliğe kaydırmaktır.

***

Türkiye'de Çok Partili Rejim 'in Dinci Oligarşi 'ye dönüşme süreci, kimi zaman birbirini izleyen, kimi zaman da birbirinin içine geçen şu aşamalardan oluşuyor:

Çoğunluk diktatörlüğü.

Yağmacı düzen.

Liderler Oligarşisi.

Dışa bağımlılık.

Dinci iktidar.

Dinci Oligarşi'nin kurumlaşması.

Bu aşamalar üç dönemde gerçekleşti.

Birinci dönemde, Çok Partili Rejim , Demokrat Parti'nin iktidarında, Demokrasi 'ye doğru evrimleşeceğine, Çoğunluk Diktatörlüğü 'ne dönüştü.

Böylece birinci aşama da, ortaya çıktı.

Tabii aynı anda, yağmacılığın, Liderler Oligarşisi 'nin ve dışa bağımlılığın da tohumları atılıyordu.

İkinci dönemde, 1965'ten sonra gelen iktidarlar zamanında, rejim, hem yağmacılık hem de lider sultası çizgisinde evrimleşti.

Çok Partili Rejim artık, yağmacı bir ilişkiler yumağına ve Liderler Oligarşisi Düzenine dönüşmüştü.

Bu sırada dışa bağımlılık iyice gelişti.

Aynı süreç içinde Dinci Oligarşi 'nin tohumları da yeşermeye başlamıştı.

Böylece ikinci, üçüncü ve dördüncü aşamalar eşzamanlı olarak gelişti.

Üçüncü dönem 1980 darbesi ile yaşandı. Bu darbe sonucunda iktidara gelen Evren-Özal ikilisi, yağmacı düzeni, Liderler Oligarşisi 'ni ve dışa bağımlılığı iyice kurumlaştırdı , Dinci Oligarşi'nin filizlenen tohumlarını daha da büyüttü.

Dördüncü dönem, 2002 seçimleriyle başladı.

Bu dönemde, beşinci aşama olan Dinci Oligarşi'nin iktidarı vücut buldu.

Şimdi, 22 Temmuz 2007 seçimleri ve 28 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimi ile, iktidardaki Dinci Oligarşi'nin kurumlaşması başladı.

Bundan sonra çok daha hızlı ve açık bir biçimde bu oligarşinin kurumlaşma çabalarına tanık olacağız.

Başta anayasa olmak kaydıyla tüm yasalar, yönetmelikler Dinci Oligarşi 'nin önünü açacak biçimde değiştirilecek.

Tüm hükümet, devlet ve yerel yönetim kadroları dinci cemaat mensupları tarafından doldurulacak.

Tabii bu arada yargı ve üniversiteler de ihmal edilmeyecek.

Medya buna göre yeniden yapılandırılacak.

Sermaye el değiştirecek, iç ve dış kaynaklı dinci sermaye piyasalara egemen olacak.

Toplumsal yaşam da "mahalle baskısı" ile denetim altına alınacak; tesettür, haremlik-selamlık ve benzeri uygulamalar yaygınlaşacak.

***

Tabii zaman içinde bu Dinci Oligarşi kurumlaşmasının da diyalektik tepkileri oluşacak.

Onları da hep birlikte izleyeceğiz.



Emre Kongar - Cumhuriyet, 10 Eylül 2007
Related Posts with Thumbnails